• Ali Demirtaş

Abdülmecid Efendi’ye dair en kapsamlı sergi

Güncelleme tarihi: 9 saat önce

Ali Demirtaş


Osmanlı sanat hayatında derin izler bırakmış Şehzade Abdülmecid Efendi’nin eserleri, çoğunu ilk kez bir araya getiren bir seçkiyle Sakıp Sabancı Müzesi’nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. IstanbulArtNews'a konuşan sergi küratörü Nazan Ölçer, iki yıldır bu sergi üzerinde çalıştıklarını söyledi.


Abdülmecid Efendi, ‘Hanzade Sultan Portresi’,1936, tuval üzerine yağlıboya

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Türkiye sanat tarihinde derin izler bırakmış, kendisi de önemli bir ressam olan, hat, müzik ve edebiyat ile de ilgilenen, pek çok sanatçının ve kurumun da hamiliğini üstlenmiş Abdülmecid Efendi’nin hayatı ve sanatı üzerine kurgulanan Şehzade’nin Sıra Dışı Dünyası: Abdülmecid Efendi sergisini 21 Aralık tarihinde sanatseverlerin beğenisine sundu. 1 Mayıs 2022 tarihine kadar devam edecek olan sergi, SSM’nin koleksiyonu, 14’ü resmi kurum koleksiyonu, 17’si aile koleksiyonu, özel müze ve galeri koleksiyonlarından eserlerle birlikte hayatının son 20 yılını geçirdiği Fransa’nın Nice şehrindeki Musee Massena Koleksiyonu’ndan 1926 tarihli bir otoportre ile Rochefort’taki Pierre Loti Müze Evi’nden gelen ve Abdülmecid Efendi’nin Loti’ye hediye ettiği orijinal çerçeveli iki resimle beraber 60 tablo ve 300’ü aşkın belgeden oluşuyor. Abdülmecid Efendi’nin sanatını kapsamlı bir bakış açısıyla ele alan sergide ayrıca SSM koleksiyonunda yer alan Abdülmecid efendi’ye ait altı eser ilk kez bilimsel bir araştırma ile Görünenin Ötesinde Abdülmecid Efendi başlıklı bölümde yer alıyor. Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi iş birliğiyle gerçekleştirilen çalışmada Abdülmecid Efendi’nin resim tekniği, eserlerinin geçirmiş olduğu restorasyon çalışmaları, kullandığı malzemelerin yapısı, rengi, boya katmanları ve dokusu ile onun sanatsal üretim koşullarına ışık tutuyor.


Abdülmecid Efendi, ‘Osmanlı rus Savaşı’, tuval üzerine yağlıboya

Müzemiz iki yıldır üzerinde çalışıyor

IstanbulArtNews için sorularımızı yanıtlayan aynı zamanda serginin küratörlüğünü üstlenen SSM direktörü Dr. Nazan Ölçer, “Müze Yöneticiliğini hiçbir zaman yalnızca idari bir iş olarak addetmedim, küratörlük de bu görevin olmazsa olmazı. O yüzden büyük sorumluluk gerektiren bir proje idi elbette ama sonuçtan memnunum.” diyor. Şehzade’nin Sıra Dışı Dünyası: Abdülmecid Efendi sergisi için müzenin yaklaşık iki yıldır üzerinde çalıştığını söyleyen Ölçer, “Türk resmine eğildiğimiz projelerde 1800’lerin son çeyreği ve 20. yüzyılın ilk çeyreğine odaklı güçlü koleksiyonumuz bizi yönlendiriyor,” sözlerine şunları ekledi: “Biliyorsunuz koleksiyonumuzda bulunan Osman Hamdi Bey tablolarının bilimsel olarak incelemesinin sunulduğu kapsamlı bir sergiyi 2018 yılında yapmıştık. Yine halen müzemizde devam eden ve tümü müzemiz koleksiyonundan oluşan Tanzimat’tan Cumhuriyete Ressam Hocaların Ressam Öğrencileri sergisini hayata geçirdik. Daha da önceye gidersek, 2016’da Feyhaman Duran ve 2017’de Avni Lifij retrospektifleri var, ikisi de zengin bir arşiv eşliğinde sunulmuştu. Bu kez, iyi bir ressam olmasının yanı sıra, sanatseverleri pek çok sanatçı ve kurumun da hamiliğini üstlenmiş Abdülmecid Efendi’yi hat, müzik ve edebiyat ile dolu sıra dışı dünyası ile tanıştırıyoruz. Sultan Abdülaziz’in saltanatı sırasında doğan ilk oğlu Abdülmecid Efendi, çok erken yaşlarda babasının trajik ölümünü yaşadı ve bunu hiçbir zaman unutmadı. Hayatının yaklaşık 50 yılını şehzâde, dört senesini veliaht, yaklaşık 16 ayını halife, son 20 yılını ise sürgünde geçirdi. 76 senelik ömründe mutlakıyet, meşrutiyet ve cumhuriyet olmak üzere üç rejime de tanıklık etti, iki dünya harbi de yaşadı. Osmanlı’nın son veliahtı ve son halifesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de seçtiği ilk ve tek halife Abdülmecid Efendi, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçlanıp tarihe karışmasının bizzat şahidi oldu. Kuşkusuz yaşanan askeri ve siyasi olaylardan en çok etkilenen kişilerden biriydi ama daima müşfik bir baba ve tüm hanedan ailesine kanat germiş bir kişi olarak yaşadı. Ressam kimliğinin yanında müzik, edebiyat ve hat sanatı da hayatında önemli bir yer işgal etti. şehzadeliğinden itibaren aydınları ve sanatçıları desteklemesinin yanı sıra onlarla kurduğu yakın dostluklarla Osmanlı hanedanı için alışılmışın ötesinde bir şahsiyet olarak belirdi. Zamanının ruhunun farkında, din ve geleneğine bağlı olmakla beraber Batı’ya da açık bir Türk münevveri olarak yaşadı. Müzemizdeki sergide Doğu’yu ve Batı’yı kendi içinde harmanlamış Abdülmecid Efendi’yi çoğu ilk kez yan yana gelmiş, ilk defa görülecek bir seçkiyle anıyor, şehzadenin çok yönlü sanatına odaklanıyoruz.”


Asıl ilgimi çeken ısrarcı ve yenilikçi kişiliği

Ölçer kişisel heyecanını ise şöyle özetliyor: “Çocuk yaşta babasının ölümüyle hayata bir trajediyle başlarken, imparatorluğun çöküşüne şahit olmuş bir şahsiyetin sanatla teselli bulması, kendini buna adaması çok dikkat çekici. Asıl ilgimi çeken ise ısrarcı ve yenilikçi kişiliği. Saraya davet edilen ressamlardan düzenli bir ders alma şansı bulamamış olsa da kendi kendini yetiştirmesi, saray koleksiyonundan bol bol kopya eserler yaparak tekniğini geliştirmesi, yurt dışından kitap, dergi ve nota getirerek beste yapan, edebiyatla iç içe yaşayarak Feriye sarayında adeta gözaltında yaşadığı yıllardan farklı bir ömür çıkarması dikkate değer.”


Sorumluluk duygusu her sergide olmak zorunda Bilenler ama özellikle bilmeyenler için Osmanlı’dan önemli bir şahsiyeti tüm yönleriyle gün yüzüne çıkaran bir sergi şehzade’nin Sıra Dışı Dünyası: Abdülmecid Efendi. Bu aynı zamanda büyük bir sorumluluk. Nazan Ölçer bu konudaki düşüncelerini şöyle izah ediyor: “Sorumluluk duygusu her sergide olmak zorunda değil mi? Sergi yapmak, konusu ne olursa olsun, sonuçta sizi artık yaşamayan kişilerin anlatıcısı yapıyor ve geçmişe, bu kişilere duyulan saygı gereği, bunu hakkıyla yapmak gibi bir görevi üstleniyorsunuz. Çok okuyup öğrenmeniz, uzmanlarla konuşmanız, dönemin atmosferini anlamanız gerekiyor. Hele bir de sergi konunuz Osmanlı hanedanının veliahtı, bir şehzade, bir halife olduğunda, sırtımızdaki ağırlık her zamankinden daha fazla olmak zorundaydı. Her sergimizde olduğu gibi, Abdülmecid Efendi’yi de tüm yönleriyle anlatmaya gayret ettik. Hayatında çok derin izler bırakmış babası Sultan Abdülaziz, çocukluğu, kendi çocukları ve torunları, yaşamı, yakın çevresi, dostları, merakları, sanat koruyuculuğu... Sergi ve arşiv belgeleri her sergimizde yaptığımız gibi, bu sergide de yan yana geldiler, dönemi anlatmaya eşlik eden bir belgesel değeri kattılar. Sanatçıyı kendi mektuplarıyla, yaptığı her resmi fotoğraflayıp saklayan alışkanlıkları ile göstermek istedik.”


Abdülmecid efendi’nin klasik Batı müziğine olan ilgisi


Sultan II. Mahmud Osmanlı imparatorluğu’nun ilk müzik okulu olan Muzıka-yi Hümâyûn’u 1831’de açar. Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nın kompleksi içinde yer alan tiyatro- da Giuseppe Verdi ve Gioachino Rossini’nin operaları sahnelenir, Sultan Abdülaziz ise Avrupa müziğinin belirli türlerinde besteler yapar, bu besteleri İtalya’da basılır. Abdülmecid Efendi de sarayda yaratılmış olan müzik ortamından etkilenir.


İlk müzik derslerini bu dönemde sarayda musiki hocalığı yapan Guatelli Paşa’dan (Callisto Guatelli) alan Abdülmecid Efendi’nin daha sonraki yıllarda ders aldığı iki önemli müzik hocası ise Macar asıllı müzisyenler, piyanist Géza von Hegyei ve keman virtüözü Karl Berger’dir. İstanbul’da yaşayan Macarların daveti üzerine bir konser vermek için 1887 yılında şehre gelen Hegyei ile tanışan Abdülmecid Efendi, ondan piyano dersleri alır, duyduğu şükranın bir belgesi olarak kendisine bu sergide de yer alan Franz Liszt’in portresini hediye eder.


Hegyei, 1847 yılında İstanbul’a gelen ve Dolmabahçe Sarayı’nda Sultan Abdülmecid huzu- runda bir konser veren Liszt’in öğrencisidir. Sarayda yaşayan hanedan mensuplarının hocalarına ve birbirlerine bestelerini ithaf ve takdim etmeleri daima zarif bir gelenek olmuştur. Piyano, keman ve viyolonsel çalan Abdülmecid Efendi, bu geleneğin bir örneği olarak Karl Berger’e de ‘Élégie’ (Ağıt) adlı keman ve piyano için bestelediği bir eserini ithaf eder. Abdülmecid Efendi, kişisel çalışmalarının yanı sıra sarayda bir müzik ortamı yaratmış, aile fertleri ve saray mensuplarının oda müziği icra ettiği toplantılar düzenlemiştir. Abdülmecid Efendi’nin İstanbul’da saray içinde ve dışındaki Batı müziği konserlerini yakından takip ettiği bilinir.


Batı müziğine olan özel ilgisini resimlerine de yansıtan Abdülmecid Efendi’nin Dolmabahçe Sarayı’ndaki kütüphanesinde devrin Avrupalı bir aristokratının koleksiyonunda bulunabilecek her türlü nota, özellikle piyano solo ve oda müziği türündeki bestelerin yer aldığı ciltler vardır. Franz Liszt ve Richard Wagner’in yanı sıra Johannes Brahms, Ludwig van Beethoven, Frédéric Chopin ve Wolfgang Amadeus Mozart gibi sevdiği müzisyenleri de resmetmiştir.


Burada sergilenen Liszt ve Richard Wagner portreleri, Liszt tablosunun altındaki ithafın işaret ettiği üzere, Hermann Torggler isimli Alman ressamın eserlerinden kopyalanmıştır.


Birçok eser ilk kez yan yana getirildi Nazan Ölçer serginin teknik detaylarını ise şöyle anlatıyor: “Sergi, 60 tablo ve 300 den fazla belgeden oluşuyor. Bu yurt dışı eserlerin gelişi Institut Français Türkiye ve Fransa’nın İstanbul Konsolosluğu’nun desteği ile sağlandı. Şehzade’nin pek çok kişiye, aralarında yakın dostu Pierre Loti’nin de olduğu dostlarına da yazdığı mektuplar, bazısı bilinmeyen aile fotoğrafları, aralarında yakın dostu Abdülhak Hamit’in Finten oyununun prömiyeri için verdiği davet de olmak üzere pek çok da vetiye ve yemek menüsü bu sergide sanıyorum ilk kez yan yana getirildi.” Ayrıca, Abdülmecid Efendi’ye ait altı eserin ilk kez bilimsel bir araştırma ile Görünenin Ötesinde: Abdülmecid Efendi başlıklı bölüm ile serginin içinde özel bir bölümde yer aldığını belirten Ölçer, “Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi veİistanbul Üniversitesi Orman Fakültesi iş birliğiyle gerçekleştirilen çalışmada Abdülmecid efendi’nin resim tekniği, eserlerinin geçirmiş olduğu restorasyon çalışmaları, kullandığı malzemelerin yapısı, rengi, boya katmanları ve dokusu ile onun sanatsal üretim koşullarına ışık tutuyor. Sergi boyunca ziyaretçilerimize Abdülmecid Efendi ve babası Sultan Abdülaziz’in bestelediği eserler, orkestra eşliğinde Evren Kutlay’ın piyanosundan eşlik edecek,” diye sözlerini tamamladı.


Abdülmecid Efendi’nin yaşadığı ve resmettiği yerler Abdülmecid Efendi’nin Dolmabahçe Sarayı’nda başlayan yaşamı, babasının ölümü sonrası uzun şehzadelik yıllarında kışları Ortaköy’deki Feriye Sarayı’nda yazları ise amcası Sultan II. Abdülhamid’in ona hediye ettiği Bağlarbaşı’ndaki köşkünde geçer. Veliaht olduktan sonra ise Dolmabahçe Sarayı’ndaki Veliaht Dairesi’ne taşınır. Yaşadığı her mekanda kendine ait bir resim atölyesi oluşturan Şehzadenin Bağlarbaşı’ndaki köşkte çarşamba günlerinin resim günü olduğu ve çalışırken yanına kimseyi kabul etmediği bilinir. Abdülmecid Efendi, halife olunca yerleştiği Dolmabahçe Sarayı’nın 66 numaralı odasını da atölye olarak kullanır. Sürgün yıllarında ise Nice’in Cimiez bölgesindeki evinde perşembe gülerini resim yaparak geçirir. Abdülmecid eEfendi’nin yapıtlarında en sık görülen konulardan biri manzaradır. Yaşadığı yerlerdeki atölyeleri, manzara resimlerinin şekillenmesinde son derece önemlidir. Sarayburnu, Çamlıca ve Boğaziçi betimlemeleri, deniz peyzajları bu sarayların pencerelerinden gördüğü manzaralardır. Dostu Pierre Loti’ye yazdığı 1912 tarihli mektupta ifade ettiği üzere, onun için en dokunaklı manzara, babasının öldürüldüğü, daha sonra kütüphanesi olarak kullanacağı odadan görülen Sarayburnu manzarasıdır. Abdülmecid Efendi manzaralarında, asker ressamlar gibi doğayı genellikle figürsüz olarak resmeder. Manzaraları, saray koleksiyonundaki sanatçıların izlerini taşır. Şeker Ahmed Paşa tarafından oluşturulan bu koleksiyondaki Barbizon ekolü ressamlarının romantik doğa ve orman tasvirlerinden, Ivan Konstantinoviç Ayvazovski’nin günün farklı saatlerinde konu ettiği deniz betimlemelerinden ve resim eğitimi aldığı hocası ve dostu Fausto Zonaro’nun İstanbul siluetlerinden esinlenir.



Abdülmecid Efendi, ‘Siste Kalyon’, 1895-1896

IstanbulArtNews | Ocak 2022


129 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Evet Canlı, Hayır Değil adlı beşinci kişisel sergisiyle deneyimlerini çok boyutlu bir zemine taşıyan Merve Morkoç’un, resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf, video ve performansı içeren çok disiplinli ü