• Uğur Ugan

'Sanatçıların artık daha iyi bir evi var'

Uğur Ugan

Yıkım ve tadilat sürecinde gündemden hiç düşmeyen AKM, bu kez yeni binasıyla konuşuluyor. Yenilenen yüzüyle yine sanatın merkezini bünyesine taşıyacak olan binada birçok unsur sanatseverlerin hizmetine sunuldu. Geçirdiği büyük değişimle sanatın kalbinin tekrardan atacağı yeni AKM’nin mimarı Murat Tabanlıoğlu ile konuştuk.


2008 yılında tadilata giren ve daha sonrasında yıkım kararı alınan Atatürk Kültür Merkezi uzun süre mimari tartışmalarının odağında kalmıştı. 2019’da atılan temelin ardından geçtiğimiz 29 Ekim’de 13 yıl sonra yeni binasına kavuşan AKM sunduğu yeni olanaklarla, yeni mimarisi ve formuyla yine gündemi meşgul etmeye devam ediyor. 1969 yılında mimar Hayati Tabanlıoğlu tarafından ilk kez hayata geçirilen AKM binası bu kez oğlu Murat Tabanlıoğlu tarafından yapıldı. Dış cephesinde aslına sadık bir formun korunduğu AKM yeni iç mimarisi, opera ve tiyatro salonu, fuayesi ve birçok unsuruyla yeniden kamuoyunun beğenisine sunuldu. AKM’nin mimari Murat Tabanlıoğlu ile yeni binanın mimari özelliklerini, eskiye nazaran yeni imkanlarını nneler olduğunu ve yapım sürecini konuştuk.

AKM ilk yapılırken o dönemin mimari anlayışıyla babanız hangi unsurları gözetiyordu? Çocukluğunuzda ya da daha sonrasında AKM ile ilgili hatırladığınız hikayeler var mı?

AKM’nin nasıl bir yapı olduğunu mimar olduktan sonra algıladım ama kendi hatırladığım kısım ise ilkokul başlangıcında olduğum yıllar. Biz AKM’ye yakın olduğu için Gümüşsuyu’nda otururduk. Yapım sırasında bizim eve gelen Alman mühendislerini hatırlıyorum, hem sahne tekniği hem de aydınlatma konusunda uzman olan Johannes Dinnebier gibi. Bunlar babamın hem dostlarıydı hem de iş arkadaşlarıydı. Almanya’ya ilk gidişim de onların yanına olmuştu. Yani bir şekilde AKM ailemizin bir parçasıydı; hem iş hem aile birleşmişti. Buradaki en önemli nokta Almanya. Çünkü babam 1950’li yıllarda teknik üniversiteyi okuduğu sırada Nazi Almanya’sından kaçmış hocalar burada ders veriyordu. Babam onların etkisiyle Almanya’ya gidip tiyatro ve opera binaları üzerine doktorasını yapıyor. O yüzden buradaki teknik üniversiteyi bitirdikten sonra Hannover’e gidiyor. Türkiye’ye genç bir mimar olarak döndüğü zaman ise kendisine bu görev veriliyor. Orada bir sürü bombalanmış opera ve tiyatro binaları var. Yanında çalıştığı Prof. Graubner tiyatro ve opera binalarıkonusunda gelişmiş bir mimardı. Zaten o sıralarda da en önemli restore edilen yapılar bunlar. O zamanlar tam klasizmden modernizme geçiş zamanı. Bunun en iyi örnekleri Almanya ve kuzeyindeki çevre ülkeler. Babam ilk defa oralarda transparan bir cam ve alüminyumun camın önüne ise bir tül asılması gibi örnekler görüyor. Bunun dışında ağır klasik cephelerin yerine daha hafif cepheler ve bunun içte de devam etmesi gibi unsurlar ön plana çıkıyor o yıllarda. “Gesamtkunstwerk” der Almanlar buna Türkçe “bütün sanat” demek. Bu yüzden AKM cephesinden tırabzanına, merdivenin detayına kadar detaylandırılmış ve aynı üslupta yapılmış bir bina.


20. yüzyılda modern cumhuriyet mimarisinin tipik bir örneği diyebilir miyiz AKM için?

Alman, Avusturyalı ve İsviçreli mimarların hem okuttukları öğrencileri var hem de aynı zamanda Türkiye’de yapılar yapıyorlar. Ya Atatürk’ün Ankara’sında ya da İstanbul’da çeşitli yapıları var. Bu yapılar için tam modernizme geçiş binaları diyebiliriz. Babamın yaptığı Atatürk Kültür Merkezi ise Türkiye’nin ilk modern yapılarından biri. O bakımdan önemli.


Batıdaki opera binaları örneklerine kıyasla buradaki daha modern bir yapı olarak mı kalıyor?

Tabii. Çünkü o zamana kadar İstanbul’da Osmanlı döneminden kalma saray opera binaları var. Milano’daki Scala ya da Viyana’daki Wiener Staatsoper gibi binalar yok. O yüzden de bu bir ilk Türkiye için. İlk ismi de Türkiye Kültür Sarayı. Fakat modern bir şekilde diğerlerine kıyas- la salonunun geometrisine kadar her şey çok farklı.

“Şu anda Türkiye’nin tanıtım filminde AKM var. Bu ne demek; İstanbul’un en önemli noktasında belki de kaybettiğimiz ve geri dönmesini istediğimiz Taksim Meydanı’nın en önemli parçası AKM. Kısaca burası kültürün ana varlıklarının olduğu yerde ve şehrin ortasında yeni bir buluşma noktası.”


Yeni AKM’nin dış cephesinde eski modele sadık kalındı. Bugüne özgü yeni bir tasarım düşünülemez miydi sizce?

Binanın yıkılma kararının nedeni; depreme karşı dayanıklı olmaması ve aynı zamanda da yapı-fizik koşullarının yani binanın camının, mermerinin, dış cephesinin bugünün şartlarına uymaması. Türkiye’nin yeni yangın ve deprem şartnamelerine uymaması nedeniyle yıkılma kararı verildi. Ondan sonra da buraya yepyeni bir bina yapmak ya da eskisinden yola çıkarak bir şey yapmak gibi iki fikir vardı. Burada bir de Anıtlar Kurulu kararı var. Ana binanın kütlesinin tutulma konusunda. Biz cepheye bugünün şartlarına göre bir teknoloji yorumu getirdik. Bunun yanı sıra içinde ise bir fonksiyon değişikliğinden dolayı tamamıyla farklı bir şekilde ele aldık.


Hiç radikal bir üslup olarak aklınızdan bir şey yapmak geçti mi?

Yıkım sürecinden önce burayla ilgili bir renovasyon projesi de yapmış olduğumuzdan dolayı onun etkisinde kalarak binanın ana kütlesinde bir problem görmüyordum. Sadece teknoloji problemi vardı. Onu aynı tutup içinde radikal bir aneksin yepyeni olması bizim için önemliydi.


Peki eskisi yıkılmadan restore edilemez miydi?

Bir kere güçlendirmek için yepyeni bir strüktürün gelmesi gerekirdi. İkincisi ise başta salonun formu ile birlikte küçük salon ve büyük salonun üst üste olmasından dolayı akustik problemler vardı. Salonun formu tüm klasik opera binalarında ve yeni yapılan Kopenhag ve Oslo’daki gibi binalardaki gibi at nalı şeklinde. Bunun en önemli unsuru ise akustik ve görsel olarak bütün operalarda en deneyimli form olması. Bu aynı zamanda üçüncü boyutta da devam ediyor. O yüzden Oslo’da da yarışmaya giren mimarlara bu at nalı formu bir ana başlangıç olarak verildi ve onun etrafına kabuk yapıldı. Bu çok önemli bir şey. Biz de o yüzden bütün iyi opera binalarında olduğu gibi o forma dönmeyi doğru bulduk. Bir de Milano, Berlin, Moskova gibi büyük şehirlerin opera salonları 2 bin kişi civarında. Bizimkisi ise 1300’dü. Böylelikle bir küçük salonu yan anekse taşıyarak burada 2 bin kişi kapasiteli herkesin çok iyi işitebileceği ve göre- bileceği bir salon elde ettik.

Murat Tabanlıoğlu

Tamamen sizin hayalinize bırakılsa ve radikal bir şey yapın dense sizin gözünüzde ne canlanırdı?

Öyle düşünemedim çünkü sıfırdan başladığım bir bina değil. Bana kalsa ilk önce orada olup olmamasını tartışırdım. Bu aslında avlunun içine yapılmış bir bina. Biz bütün etrafını olabildiğince yeşillendirerek o avludan olan ilişkileri de sağladık.


Kırmızı küre sizin öneriniz miydi?

Evet benim. Bahsettiğim at nalı şeklinin esasında üç boyuta taşınması için yapıldı. Aslında bir küreden çok bir elipsoit. Tabii dışarıdan öyle algılanıyor. Bu da binanın içindeki ikinci bir mekan esasında. Binanın iki cephesi var birincisi 1960’larda babamın tasarladığı bir cephe bu ise dışarıdan da hissedilen ikinci bir yüzü. Aslında orası bir salon ve çoğu kişi onun içinde bir salon olduğunu hissetmiyor. Bir mücevher kutusu gibi esasında. Kapılardan giriyorsunuz içeride ise bambaşka ahşap bir ambians var.


İnşaat dönemindeyken büyük zorluklar, sıkıntılar oldu mu?

Bina yapılırken pandemi ve kapanma dönemine denk geldi. Sadece kağıt üzerinde görmekten çok birebir test etmeyi çok severiz. O yüzden de birebir yerinde denemeler yapılır. Müteahhit firmalarla birlikte cephe numunesinden tutun da tavan kaplamasına kadar binayı geliştiririz. Bunu da ben kendim icat etmedim. Dünyanın en iyi mimarları da birebir olarak çalışır. Biz binanın bir parçasının kolonla kirişin bağlanmasını denedik. Bunu pandemi döneminde yapmak çok zordu. Bir diğer şey ise binanın önemli bir kısmı lokal malzemelerden olmalıydı. Türk taşı, Türk boyası, Türk kadifesi gibi. O yüzden de firmaların bu bakımdan da çalışmaları gerekiyordu.



Siz diğer firmalarla konsensusu sağladınız kendi aranızda...

Evet, koltuğuna kadar dizayn ettik. Örneğin; koltuğu yapan firma herhalde en son numuneye gelene kadar 15-20 tane numune yaptı. Her türlü çizimi olmasına rağmen.


AKM yapılırken kamuoyunda tartışılan bir diğer konu ise Sabancı Holding’in bağışta bulunup bir salona adının verileceği üzerineydi. Bu durumun akıbeti tam olarak ne oldu?

2010 Kültür Başkenti zamanında buraya renovasyon yapma kararı alınmıştı. O sırada Sabancı Holding bnun yarısını bağışlayacaktı. O kısmın ücreti başlangıçta ödendi fakat sonra binanın yapımı durduruldu. Bina soyulduktan sonra binanın güçlendirilmesinin çok zor hatta imkansız olduğunu farkettik. Sonra o para yeniden iade edildi ve devreden çıktılar.


Şu anki AKM evrensel ölçeklerle dünyadaki benzerleriyle uluslararası arenada boy ölçüşebilir mi?

Böyle bir şey olması için binanın her türlü unsuruyla dört dörtlük olması lazım. Bizim ön görümüz oydu. Tabii Viyana gibi şehirlerin arkasında çok büyük bir tarih yatıyor. Bizde de burayı kullanacak kurumlar bugün kurulmadılar. Şimdi artık çok daha iyi evleri var. Bir de en önemli şeylerden biri provadır. En son yaptıkları provaların imkanına ulaşabilecekleri mekan eskisine göre çok daha iyi yapıldı. Şimdi eskiden olan salonlarla bugünü karşılaştırınca hem akustik hem de her türlü havalandırma şartı farklı. Şu anda çok daha farklı ortamlarda prova yapıyorlar. Bu şunun için önemli; opera binalarına yurtdışından ziyaretçiler gelir. Bazen görür- sünüz ki Münih Operası dünyanın çeşitli yerlerinde geziye çıkar. Fakat onlar herhangi bir yerde temsil yapmazlar. Muhakkak iyi bir prova odasının ve iyi bir akustiğin olduğu yere gelirler. Her yeri seçmezler. AKM’nin en büyük hedefi bir gün o grupları buraya çekebilmek.


Bir gün olur mu sizce? Burada da dünyaca ünlü organizasyonları görebilir miyiz? Olacaktır tabii. Şöyle düşünelim üçüncü gün Londra Senfoni Orkestrası geldiğine göre yine olacaktır. Tüm dünyada olduğu gibi yeni opera binalarındaki en önemli şey salonun amfi sisteminde olması. Hatta eski operaları da buna çeviriyorlar. Yani tüm amfi ve aydınlatma sistemleri burada çok iyi bir müzikalin oynamasını sağlıyor. Opera ve balede her şey doğal. Orkestra da doğal çalıyor. Bazı temsiller var ki mesela caz en önemli örneğinden biri. Mesela Chris Botti geldi ilk hafta ve o da çok memnun bir şekilde ayrıldı. Hem ses sistemi hem de sahne aydınlatma sistemi iyi olduğu için çok başarılı geçti.

Teknik açıdan hiçbir eleştiri aldınız mı?

Bina şu anda soft olarak açıldı. Orkestra çukurunun yetersiz olduğu düşüncesi ortaya atıldı ama yanlış yere bakmışlar. Bütün bunları düşündük. Türkiye’de bunun danışmanlığı yapan şirketin arkasında Prof.Dr. Ahnert diye çok önemli bir akustikçi var. Bu konularda yüzlerce birebir test yapılıyor. Sadece bilgisayarda yapılan testler dışında birebir testler de yapılıyor. Dünyada bütün iyi opera binaları da bu şekilde inşa ediliyor. O standartlarda yapıldı her şey.


“Babamdan beri İstanbul’un en kritik noktalarında binalar yapmaya çalıştık. Babam ilk operayı sonra ilk havaalanını yapmıştı. Şimdi dünyanın çeşitli yerlerinde projeler yapmaya başladık. Doha, Katar, Dubai, Miami ve belki Hamburg’ta da bir projemiz var. İstanbul tekrar canlanıp enternasyonel bir şehir haline gelecek diye düşünüyorum.”

Dünyanın farklı bölgelerinden izleyiciler bir gün AKM’ye temsil izlemeye gelirler mi?

Şu anda Türkiye’nin tanıtım filminde AKM var. Bu ne demek; İstanbul’un en önemli noktasında belki de kaybettiğimiz ve geri dönmesini istediğimiz Taksim Meydanı’nın en önemli parçası AKM. Buraya ikinci gün Alman dostlarım geldi. Onları hem operaya götürdüm hem de gezdirdim. Burada salonun dışında, galerinin, kütüphanenin olması da bence çok önemli bir şey. Bunun dışında burada 800 kişilik bir konser salonunun olması ve açıldığından beri her gün dolu olması çok güzel. İçine küçük bir kafe yaptık ki bu Londra’daki opera binasında da var. Kısaca burası kültürün ana varlıklarının olduğu yerde bir buluşma noktası. Yeni bina Taksim meydanıyla arkadaki Atatürk Kitaplığı, Teknik Üniversite ve otelleri birbirine bağlıyor. Hatta stadyuma ve Nişantaşı’na kadar ulaşıyor. Şehrin ortasında yeni bir buluşma noktası.


Binanın Taksim Meydanı’yla bütünleşmesi için yapının önüne binayı yansıtacak bir havuz talebinde bulunmuştunuz İBB’ye. Buna benzer önerileriniz var mı?

Projeyi ilk yaparken öyle bir şey hayal ettik. Binanın birleşmesi ve yansıması için. Biliyorsunuz orada bir yarışma yapıldı. Halk da o üç seçilen projeden birini seçti. Seçilenin içinde öyle bir havuz yok. Biz yarışma için bütün verileri verdik. İleride bu proje gerçekleşirse binanın önündeki merdivenleri kaldırarak düz ayak aynı kotta olan meydanla bina buluşacak. Eskiden binaya inilir, sonra tekrar içinde çıkılır tekrar inilirdi. Şimdi düz ayak sahneye doğru yürüyebileceksiniz. Bu bizim için çok önemli bir akıştı. Arkada sizlerin görmediği alanda da servis verme imkanımız var. Tek bir hayalim vardı o olmadı. Metroyu da bu binanın içine bağlayabilir miyim diye. Arada Kabataş’a inen füniküler sistemi var onun için geçiremiyoruz. Bir de arkada kütüphaneye bakan bir meydan var onun da belediyenin bir arsasıyla birleşmesinin başlangıcını yaptık. O da birleşecek diye tahmin ediyorum. Yani şehirle binanın entegre olması gerek.


Bir mimar gözüyle genel çerçevede bir İstanbul yorumu alsam neler söylemek istersiniz?

Babamdan beri İstanbul’un en kritik noktalarında binalar yapmaya çalıştık. Babam ilk operayı sonra ilk havaalanını yapmıştı. Daha sonra Galeria onun yaptığı ürünlerden biriydi. Bizim de en genç projelerimden biri Kanyon mesela. İstanbul’un en yüksek binası Sapphire gibi ürünleri- miz oldu. Şimdi dünyanın çeşitli yerlerinde projeler yapmaya başladık. Doha, Katar, Dubai, Miami ve belki Hamburg’ta da bir projemiz var. İstanbul tekrar canlanıp enternas- yonel bir şehir haline gelecek diye düşünüyorum.

IstanbulArtNews | Şubat 2022

240 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör