• Celine Symbiosis

Alman sanatının ‘Leonardo’su, Dürer’in izinde

Güncelleme tarihi: 26 Oca

Celine Symbiosis


Gerçekte sanat doğanın içindedir, onu çekip çıkaran ona sahip olur,’ sözüyle Rönesans’ın doğalcılık anlayışının temsilcilerinden biri olan Albrecht Dürer, matematik alanında yaptığı çalışmalar ve doğa-sanat arasındaki felsefi ilişkiyi araştırması sebebiyle yaşadığı dönemde ‘Alman Leonardo’ olarak anılmıştır.


‘Oto-portre’ (Self-Portrait), 1498, Museo del Prado, 52x41cm































Alman sanatının ve Rönesans’ın en önemli temsilcilerinden olan Albrecht Dürer, 21 Mayıs 1471’de, Nürnberg’de, AlbrechtDürer ile Barbara Holper’ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelir. Dürer’in babası, Macaristan’ın Ajtas şehrinde doğmuştur ancak ailesinin büyükbaşhayvancılık mesleğini devam ettirmek yerine, kuyumculuk öğrenmek için Nürn- berg’e gelmiştir.

Dürer çocuk denilebilecek bir yaşta, aile mesleğinin devamını sağlamak için babasının isteği doğrultusunda kuyumculuğa adım atar. Çizim konusunda gösterdiği erken yetenek, henüz 15 yaşındayken Nürnberg’in önde gelen sanatçısı, ressam ve baskı ustası Michael Wolgemut’un atölyesine kabul edilmesini sağlar. Dürer, Wolgemut’un yanında geçirdiği üç yılda Nür- nberg’de basılmış olan belli başlı kitapların süslemesinde ve bazı dekorasyon işlerinde çalışarak ismini duyurur.

Dürer çıraklığını tamamladıktan sonra, ufkunu genişletmek ve tekniğini geliştirmek için dört yıl sürecek bir yolculuğa çıkar. Önce Almanya’nın içinde uzunca bir vakit gezgin bir ruhla dolaşır; Basel’de kitap resimlemede yeni bir tarz geliştirerek, önemli başarılar ve dostluklar edinir. Bir sonraki adımı, Alpler’i aşarak, Rönesans sanatı konusunda bilgi edinmek için İtalya’ya gitmektir. Yolculukları sırasında her şeyi büyük bir dikkatle izleyerek hem notlar alır, hem de eskiz defterine çizimler yapar. ilk yağlıboya oto-portresini yine İtalya’ya yaptığı seyahati sırasında gerçekleştirir.


Venedik yılları Ülkesindeki sanatçılar Nürnberg loncalarının katı düzeni içinde hâlâ zanaatçı sayıldığı için burada sanatçı olarak gördüğü ilgiden memnundur. Venedik’ten gönderdiği mektuplardan birinde şöyle yazar: “Burada bir beyefendi muamelesi görüyorum, ülkemde ise bir asalak.” 1495 yılında kısa süreliğine Nürnberg’e dönerek, ticari nedenlerden dolayı tanınmış bir kuyumcunun kızı olan Agnes Frey ile evlenir ve akabinde kendi atölyesini kurar. Evliliğinden üç ay sonra, veba salgınından dolayı İtalya’ya geri döner. Bundan sonraki beş yılda, italya’da öğrendiklerini Kuzey formlarıyla bütünleştirmek için yoğun bir şekilde çalışır. Kendini tümüyle edebiyata, doğabilimlerine ve matematiğe odaklayarak, sanat kuramları üzerine bilgiler toplar. Bu çalışmalarının bir ürünü olan, 1502’de resimlediği “Genç Tavşan” isimli eseri, biçimi, ışığı, gölgesi ve dokusuyla Rönesans’ın doğalcılık anlayışını muazzam biçimde yansıtmaktadır. Dürer’in İtalyan etkisiyleresimlediği bitkiler ve hayvanlar, Leonardo da Vinci’nin aynı dönemde yaptığı çalışmalarla eşdeğerdir. Matematik alanında yaptığı çalışmalar ve doğadan aptığı gözlemlerle doğa-sanat arasındaki felsefi ilişkiyi araştırması, yaşadığı dönemde “Alman leonardo” olarak anılmasını sağlamıştır.

‘Genç Tavşan’ (Young Hare), 1502, Albertina Müzesi, 25x22.5cm

Dürer sanatıyla Venedikliler tarafından takdir edilmesine rağmen, 1507’nin ortalarında Nürnberg’e dönerek yoğun bir üretim dönemine girer. Çok sayıda yağlı boya tablonun yanı sıra, sadece 1495 ve 1500 yılları arasında 60’tan fazla bakır ve ahşap oyma baskı üretir. Farklı baskı teknikleri uyguladığı matbaasında fiyatları düşürerek, resimlerinin sadece kiliselerin ve asillerin duvarlarını değil, orta sınıf ailelerin duvarlarını da süslemesini sağlar. Bu sayede baskılarının ünü Nürnberg sınırlarını aşarak, tüm Avrupa’ya hızla yayılır. Yükselen şöhreti sayesinde 1512’de imparator Maximilian’ın koruması altına girer; imparator’un ölümüne dek onun ve bazı devlet adamlarının portrelerini resimler.Dürer’in imparatorla olan yakın ilişkisi, baskıları için telif hakkı elde etmesini de sağlamıştır. Bu dönemde yaptığı en ünlü gravürü olan 1514 tarihli “Melankoli I”de kanatlı bir kadın figürü, penceresiz ve kapısız bir yapının önünde, düşünceli, bilge tavrıyla oturmaktadır. Kadının arkasındaki duvarda bir çan, zamanın hâlâ aktığını gösteren bir kum saati, dengede duran bir terazi ve simetrik olarak ayarlanmış bir kare yer alır. Karenin içinde yazan sayıların toplamı, soldan sağa, yukarıdan aşağıya hep aynı sayıyı verir; bu karelerin en alt satırına da resmettiği tarihi yerleştirmiştir.

Gravürün bize sunduğu gizemli sembolizm, yalnızca sanat tarihi alanında değil, matematik, felsefe ve psikoloji gibi birçok alanda süre gelen tartışmaların konusu olmuştur. Erwin Panowsky’ye göre gravür, Alman hümanist yazar Cornelius Agrippa tarafından tanımlanan üç tür melankoliden birincisine, yaratıcılığa atıfta bulunmaktadır.


Son yıllar Dürer, I. Maximilian’ın ölümü ardından V. Charles’ın taç giyme törenine katılmak için Hollanda’ya seyahat eder. Burada imparator Maximilian’ın varisi olan V. Charles ile iş akdinin devamını sağlar. Tüm olumlu gelişmelere rağmen, Nürnberg’e dönüş yolunda, hayatının geri kalanı boyunca başına dert olacak bir hastalığa yakalanır. Sağlığını alıp götüren bu hastalığa rağmen Dürer, 1528’de Nürnberg’de hayatını kaybedene kadar yoğun bir şekilde çalışmaya devam eder. Alman sanatçılar için temel kaynak olan makalelere ve yazılara ağırlık verir. Bunların arasında en önemlisi olan “Ölçme Üzerine Dört Kitap” yetişkinler için Almanca ma- tematik üzerine yazılmış ilk kitaptır.


IstanbulArtNews | Ocak 2022


182 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör