• Ömer Uğurluoğlu

Baştan çıkarıcılığın sığınaklarına yolculuk

Martch Art Project, 10 Mayıs’tan itibaren farklı sanat disiplinlerinde üretimler yapan Murat Önen, Sonja Yakovleva, Metehan Törer ve Serra Duran’ın katılımıyla gerçekleşen ve Fransızca “baştan çıkarma” anlamına gelen Dévoyé başlıklı karma sergiye ev sahipliği yapıyor.


Metehan Törer, ‘Aşıklar/Lovers’, düzenleme, seramik üzeri sır, 20x20x11cm, 2020

Fransızca “baştan çıkarma” anlamına gelen Dévoyé, Can Akgümüş’ün kaleme aldığı sergi metninde de aktardığı gibi “Günümüzde siyasallaşan insan bedeninin araçsallığı, haz ve hazzın temel ilkelerini seyirciye sorgulatmayı amaçlıyor.” Baştan çıkarma üzerine davet edildiğimiz dünyanın kendisi de baştan çıkarıcıdır. Sergi, ümitsiz ve çıkışsız var olma pratiğimize ironiyle bakma imkanı sunarken; unuttuğumuz, unutmamız için her şeyin yapıldığı bir kavramı da yeniden dünyamıza sokmaktadır. Bedenimiz öyle bir sermayedir ki, tek bir hareketle iş gücüne enerji veren beden ile günümüzde arzunun ve bilinçdışının, ruhsal enerji ile itkinin tapınağı olarak hayal ettiğimiz bedeni yaratabilir. Sergi bu önerme üzerinden bir çatı oluşturarak hazcılık ile son bulmakta. İnsan varlığının kendisini defalarca yeniden ürettiği ve tükettiği süreci, geçen zaman içerisinde keşfettiği araçların kurgusunu ifşa eden, yapı bozucu, eleştirel bir çalışma olarak da nitelendirilebilir.

Dévoyé sergisi farklı disiplinlerde işler üreten sanatçıların 21 eserine yer veriyor. Metehan Törer seramik üzerine sır tekniğiyle yaptığı heykelleri, Murat Önen yağlıboya işleri, Sonja Yakovleva kağıt oyma tekniğinde ürettiği çerçeveleri, Serra Duran da kendisinin tasarladığı bir sandalye ve tek kanallı video çalışması ile sergide yer alıyor.

Murat Önen’in işleri, insanın kendi döngüsü içinde keşfettiği araçları ifşa ederken, insan bedeninin de metalaşması ve bir araç haline gelmesiyle vurucu sonuca ulaşır. Michel Foucault’nun “Cinselliğin Tarihi” kitabında belirttiği üzere cinsellik ve bedenin metalaşması, baskıcı bir iktidarın altında özgürleşme mücadelesi veren doğal bir güdü değil, yeni bir iktidar biçiminin işleyişinde merkezi konumda bulunan bir tertibattır. Bu tertibat, kendimizi birer özne olarak kurmamızda vazgeçilmez işlevler yüklenir. Seks etkinliğimizin bizdeki en doğal, en temel, dolayısıyla da en öznel boyut olduğunu tekrar tekrar anımsatır. Haz eşiğini keşfetmemize ya da tamamen bu güdüleme içinde hazsız, korkarak bir iktidar- iktidarsızlık ikilemi arasında gidip gelmemize yol açmaktadır. Bu tertibata göre, bir özne olarak kendimizi tanımak istiyorsak, cinsellik denen şey üzerine kafa yormamız, onu alabildiğine anlaşılır kılmamız, söyleme dökmemiz ve ne olduğumuzu ona sormamız gerekmektedir. Söz konusu tertibat, içimizdeki o meçhul salt benliği açığa çıkardığına inandığımız ölçüde bizimle bütünleşir, görünmez hale gelir ve elimizden kaçar.

Dévoyé sergisinde seyirciye sunulan mahremiyet algısı, ahlaki biçimlere oturtulmuş düsturların ve yaşam biçimlerinin aslında hayatın işleyişi içinde her zaman dile getirilebilir, normalleştirilebilir ve tabu olmaktan çıkarılıp özgürleştirilebilir olması için atılan bir adım niteliği taşımakta. Sergi, özneyi normalleştirmeyi amaçlarken, çarpıcı detaylar sunuyor. Böylece, Foucault’nun ifade ettiğinin aksine özneyi görünmez hale getirmeye çalışmıyor; öznenin en somut halini yansıtarak, onu tamamen görünür kılıyor.

Sonja Yakovleva’nın eserleri tam olarak bu noktada devreye girerek, hazcılığı fetişist bir tavırla birleştirip, saklamaya çalışmadan direkt olarak seyirciye sunuyor. Andre Breton, “Sürrealist Manifestolar” kitabında “Bedenin araçsallığı, kıvrımlarına, tüylerine, girintilerine ve çıkıntılarına gizlenmiştir. Bir çağdan ötekine, hazzın temel ilkelerini katıca belirleyen sistem, bu defa her şeyi açıkça sergileyen pornoyu devreye sokar.” der. Breton’a göre fantezilerimizi özgür bıraktığımızda, gerçekten onlarla yaşamamız, hayatımızı şekillendirmemiz mümkündür. Bu görünürlük ve keşfedilme arzusuyla Sonja Yakovleva, izleyicinin kendi deneyimlerinden bir hikaye, ya da kendisine çok yabancı gelen bir imgeyle bağ kurarak yeni bir hikaye oluşturmasına olanak sağlar.

Andre Breton, Pierre Revetdy’den alıntı yaparak “İmge katıksız olarak zihnin bir yaratımıdır. İmge kıyaslamadan değil, birbirinden az çok uzak iki gerçekliğin yan yan yanalığından doğar. İki yan yana gerçeklik arasındaki ilişki, ne kadar birbirinden uzak ve yerindeyse imge ve imgenin duygusal gücü ve gerçekliği de o kadar kuvvetli olacaktır.” demektedir. Bu cümle, ütopyalar ile gerçekliğin birlikteliğini sembolize eder. Metehan Törer’in heykellerindeki cinsiyet akışkanlığı ve ütopik evrenin baştan sona mevcudiyetini koruyan imgeleri, izleyiciye kabul ettirmeyi, farklı olanı dışlamak yerine benimsetmeyi ve kişileri olduğu gibi kabul etmeyi önerir.

Baştan çıkarmak büyük bir oranda toplum tarafından bireyi veya komünü dışlamaya, ötekileştirmeye maruz bırakmaktır. Baştan çıkarma eylemi, Batı’da ve Doğu’da, insan var olduğu zamandan beri şeytanın ve kötü ruhların oyunu olarak görülmüştür. Kötülüğün, ötekileştirilenin, günahın ve ayıbın yeryüzündeki laneti olarak benimsenmiş ve her zaman görmezden gelinerek dışlanmıştır. Serra Duran’ın “Johannes to my Cordelia” isimli videosu da tam olarak bunu anımsatır. Baştan çıkarma bir ritüel midir? Baştan çıkaran kimdir? Baştan çıkarılan kimdir? Sanatçı, kim, kimi, niçin, nasıl ve ne zaman baştan çıkarır sorgulamalarını sunarken, izleyiciyi kazananın veya kaybedenin olmadığı bir arafta bırakır. Belki de hepimiz hem baştan çıkarmakta hem de baştan çıkmaktayız, kim bilir.

Dévoyé sergisini 14 Haziran’a kadar Pazar ve Pazartesi günleri hariç 12:00-19:00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.


IstanbulArtNews | Haziran 2022

125 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör