• Gülşen Baybura

Bina, müze koleksiyonuna uygun değil’

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi yeni binasında resmi açılış öncesi sergilemelerine devam ederken, hem müzenin hem de temmuz ayında bitecek Serginin Sergisi II’nin küratörlerinden Burcu Pelvanoğlu’yla konuştuk. Pelvanoğlu yeni binanın tavan yüksekliğinin koleksiyona uygun olmadığını söylüyor.


Arif Bedii Kaptan’ın 1939 tarihli tuval üzeri yağlıboya eseri ‘Manzara’, müzenin koleksiyonunda yer alıyor.

Halil Eldem Bey’in yurt dışı alımlarıyla başlayıp, bugün 12 bin esere ulaşan geniş koleksiyon sahibi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi geçici sergiler ve daimi koleksiyonuyla resmi açılışından önce sanatseverleri ağırlamaya başladı. Bugün Tophane’de bulunan müzenin kökleri 1937 senesi Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’ndeki eski binasına dayanıyor. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin 2011’deki kapatılışından bu yana olanları müze küratörlerinden Burcu Pelvanoğlu anlatıyor.


Burcu Pelvanoğlu

“2008’de müze restorasyona girdi. 2009’da Veliaht Dairesi’nin bir kısmının restorasyonu tamamlandı. Biz de orada, Şeker Ahmet Paşa salonunda, 1937’deki açılış koleksiyonundan bir seçki -orası daha küçük bir

yerdi- yaptık. 1937’deki koleksiyona atıfta bulunmak için ismine Serginin Sergisi dedik. Orası kapandıktan ve Milli Saraylar bizi oradan attıktan sonra antrepolarla anlaşıldı. Galataport projesi bir süre duraksadı, sonra yeniden başladı. Onlar da müzenin açılışını erteledi tabii, geciktirdi. Geçen yıl müze tamamlandı. Bir önceki yıl bienal yapıldı. Hatta son düzenlemeler bienalden sonra yapıldı çünkü müzede ofis bile yoktu.

Ondan sonra da müzeyi açma süreci başladı.”


Ancak Pelvanoğlu müze mimarisinin handikapları olduğunu söylüyor:

“Bir kere müzeye uygun bir bina değil burası. Bu müzenin koleksiyonuna uygun bir bina değil. Mesela heykel için yer yok. 2.94 cm’lik bir müze tavanı olmaz. İkinci kattaki odaların tavanları 2.94 cm ile 3.03 cm. Bu mimariyle başa çıkabilmek için önce bir katta prova yapmamız gerekiyordu. İşin bir yanı bu. İkinci yanı da bu müze yıllardır kapalı olduğu için genç kuşak bu müzenin 1937’deki varlığından haberdar değil. Biz de bu nedenlerle, oradan atıldığımız sergiyi göstermek istediğimiz için bu sergiyi Serginin Sergisi II adıyla tekrarlamak istedik. Böylece müzenin tarihini önce öğreterek başlayalım ve ondan sonra katlara yayılalım diye düşündük. Onun için Serginin Sergisi II’yi daha geniş kapsamda kurduk,” diyen Pelvanoğluyla, Serginin Sergisi II’yi, müzecilik adına hedefleri ve misyonlarını, 20 Eylül’de gerçekleşecek resmi açılış sonrası için yapılan planları konuştuk.


Dolmabahçe Veliaht Dairesi’nden ayrılmadan önce, Prof. Semra Germaner küratörlüğünde 1937 yılının ilk koleksiyonu Serginin Sergisi adıyla izleyiciyle buluşmuştu. Bu bağlamda küratörlüğünü yaptığınız Serginin Sergisi II’de, “müzenin 1937, 2009 ve 2021 yıllarını anlamlı bir atıfla birbirine bağlayacağı” bilgisini okumuştum. Müzenin önceki mekanı ve ilgili yıllarda gerçekleşen sergilerle yeni mekan ve Serginin Sergisi II arasında nasıl bir diyalog kuruluyor?

Önceki mekan bir saray yapısıydı. Onun da zorlukları vardı. Bir kere müzenin koleksiyonunun büyük bir kısmını gösteremiyorduk orada. Ancak Erken Cumhuriyet Dönemi’ne kadarki kısmını gösterebiliyorduk. Ama müzenin koleksiyonunda 1980’li yılların ortalarını da kapsayacak şekilde, hatta 1980’li yılların sonuna bile tarihlendirebileceğimiz eserler var. Zaten biz bir mekan arayışı içerisindeydik. Ama şöyle bir formül düşünüyorduk: Orada Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemi eserleri sergilensin, biz yeni bir mekan bulalım. O mekanda da 1950 sonrası koleksiyonunu rahat bir biçimde sergileyebilelim istiyorduk. Başka türlü planlar oldu. Burası gerçekleşti. Şimdi burada bütün koleksiyonu, yani 1980’lere kadar bir seçkiyi sergiliyor olacağız. Bu da 20 Eylül’de gerçekleşecek.


Büyük ressamların pahalı eserleriyle dolu bir müze burası. Halil Eldem Bey ilk olarak yurt dışından eser alımına başlıyor. Çok uzun süredir biriken bir koleksiyona sahipsiniz. Koleksiyonun oluşumunu anlatabilir misiniz? 300 küsür eserle başlayan koleksiyon nasıl genişlemiş?

320 eserle başlıyor. Şimdi akademi, kurulduğu zamanda Maârif-i Nezâreti’ne, Cumhuriyet Dönemiyle birlikte de Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı. Yani hep bağlı olduğu bir kurum var. Erken Cumhuriyet Dönemi’nde, Devlet Resim ve Heykel Sergileri’nin başlamasıyla aslında müzenin koleksiyonuna sürekli bir alım yapıldığını görüyoruz. Müzenin Devlet Resim ve Heykel Sergileri’nden yapıt alma zorunluluğu var. Bu YÖK’e kadar böyle işliyor. Sistem değişene kadar bu şekilde ilerliyor. Ara ara bağışlar da oluyor. Mesela 2007 yılında Zühtü Müridoğlu’nun ailesi Zühtü Müridoğlu’nun bütün eserlerini müzeye bağışladı. Böyle bağışlar da söz konusu oluyor. Zaman içinde 12 bin eseri bulmuş. Mesela 1992 yılında uluslararası bir seramik sergisi yapılıyor. Normalde müzenin koleksiyonunda 50 kadar seramik var ama o sergi tümüyle müzeye bağışlanınca seramik koleksiyonu ayrıca oluşuyor.


Sanat eserlerini yeniden düzenleme programları halka karşı bir sorumluluk barındırır. Bu anlamda politikalarınız nasıl olacak? Bir müze kurarken ya da sergi yaparken unutulmuş, daha sözü edilmemiş birtakım ilişkileri, bağıntıları dile getirme amacı vardır. Bu sergilerle ulaşmak-ulaştırmak istedikleriniz neler? Bundan sonra açılacak sergilerde ne gibi değerleri gözeteceksiniz?

Bundan sonrakileri bilemem ama şöyle bir şey söyleyebilirim. Türkiye’de sanat tarihi yazımına baktığımızda, Türkiye’nin plastik sanatlar tarihi Nurullah Berk gibi ressamlar tarafından yanlı bir biçimde ele alınmış. Nurullah Berk için 1929’da Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, kurulduğunda en iyi grup ama üç yıl sonra D Grubu kurulduğunda bambaşka şeyler yazıyor. Dolayısıyla sanat tarihi de böyle yazılmış. Müze de böyle kurulmuş. 1937’deki sergileme biçimi de çok yanlış. Mesela Fikret Mualla amatörler arasında sergileniyor. Müze de bu resmi ve yanlı sanat tarihini tekrarlamış.

Müzenin kalıcı koleksiyon sergisini Ayşe Köksal ile düzenliyoruz. Burada bizim amacımız, bu yanlı tarihi bir yana bırakmak, bolca resim göstererek, hangi dönemde hangi temalar hangi doğrultuda ele alınmış, biçimler nasıl değişmiş, biçimsel değişimler nasıl olmuş bunları göstermek. Yine bu sanat tarihi yazımında bir özgüven eksikliği olduğunu görüyoruz. Hep böyle bir Batıyla kendini kıyaslama ve 30 yıl geride olduğumuzu söyleme durumu var. 1914 Kuşağı sanatçılarına “Türk İzlenimcileri” etiketini yapıştırma tavrı bu durumu açık bir biçimde gösteriyor. Halbuki orada Nazmi Ziya dışında bir tane izlenimci palet yok. Dolayısıyla bu yanlı sanat tarihi yazımını düzeltmek ve o aşağılık kompleksini, özgüven eksikliğini de kırmak istiyoruz. Müzenin koleksiyonunda hatırı sayılır miktarda yabancı sanatçı var. Tam 1920 ve 1930’larda Paris’e giden sanatçıların, Paris’te sergilere katıldığını da biliyoruz. Onların ürettiği dönemde, onlarla çağdaş bir sanatçı var: Maurice Utrillo. Utrillo’nun bir peyzajıyla Şeref Akdik’in bir peyzajı biçimsel olarak o kadar birbirine yakın ki. Bu özgüven eksikliğini kırmak için onları yan yana sergileyeceğiz. “Bu resme bakın, dünyanın her yerinde 1920’lerin sanatı arasında sergileyebilirsiniz” demek için.


Tematik - retrospektif sergi hazırlığı var mı?

Daimi koleksiyon sergileri devam edecek mi? Daimi koleksiyon 20 Eylül’de açıldıktan sonra devam edecek. Artık 10 sene sonra mı 20 sene sonra mı değişir belli değil. Sürekli sergi olacak. Aynı zamanda geçici sergi salonu da var. Geçici sergi salonu için de Sabri Berkel sergisi oluşturuluyor. Hatta önden yapılması da planlanıyordu ama öteledik çünkü geçici sergiler müzenin ana koleksiyonunun enerjisiyle sergileme hazırlığının enerjisinden çalıyor. Müze tamamen açılmadan, yani 20 Eylül öncesinde başka sergi yapılmayacak. Sonra geçici sergiler başlayacak. Bir Muhittin Sebati retrospektifi de düşünüyorum. Önümüzdeki iki senenin planları da aşağı yukarı hazır.


Müzenin koleksiyonu güncel eserlerle genişleyebilecek mi? Koleksiyonun büyüyebilmesi nasıl mümkün kılınacak? Koleksiyona eklenmesi uygun görülen eserler nasıl belirlenecek?

Koleksiyonun artık büyümemesi lazım. Bu bir dönem müzesi. Diğerleri çağdaş sanat müzelerinin işi. Zaten 1980’li yıllara kadar geliyor. Müzede yeni eğilimlerden, öncü Türk sanatındaki bir kesitten kült işler var. Aslında onlarla müzenin çağdaş sanata da kucak açtığını ama müze koleksiyonunun bir yerde durması gerektiğini gösteriyor olacağız. O başka durumlar için.


Özellikle son 10 yılda büyük şirketlerin çağdaş sanat yatırımları giderek artıyor. Hepimiz İstanbul Bienali, Contemporary Art gibi sergileri ziyaret ediyoruz. Burasıysa klasik eserlerin yoğunlukta olduğu bir müze. Bir çağdaş sanat sergisini gezmekle bir müzeyi gezmek arasındaki farklar nelerdir? Müze eserleri karşısında izleyicilerin tutumu nasıl olmalı?

Şimdi burası açıldığında aslında çağdaş sanatı da kucakladığını göreceksiniz. 1980’li yılların kült işleri de burada gösteriliyor olacak. Modernden çağdaşa bütün Türk resminin ve Türkiye’deki plastik sanatların müzesi, dolayısıyla sırf klasik yok. Yani Hayri Karay’ın kinetik yerleştirmesi de var burada, Cengiz Çekil’in “Fani Bir Anıt”, “Z Sunağı” gibi yapıtları da burada. Dolayısıyla o geçişleri de görmek mümkün. Burası, tüm çağdaş sanata açılan kapıyı gösterecek. İzleyici sadece klasik değil, çağdaş sanatla da bulaşabilecek. Tabii çağdaş sanatın belli yıllara göre değişimini görecek. Ama bir çağdaş sanat müzesine gittiğinde izleyicinin tavrı oranın koleksiyonu tematik bir düzenleme mi, ne toplamış o koleksiyon bunlara göre biçimlenecek. Dolayısıyla izleyicinin gezmesi de o koleksiyonun yapısına göre şekillenecek.


Müze ve sergilerde uzun bültenlere, açıklamalara, detaylı künye bilgilerine ve dolayısıyla sanat tarihi bilgisine ihtiyaç artıyor. Estetik deneyimin değişkenliğinin yanında insanlar bir yapıt karşısında, onu anlamak için hazırlıklarının yetmediğini hissedebiliyor. Klasik üslupta yapılmış eserlerin kişilerde, kişilerin yaşadığı bir durumda karşılığını bulabilmesi giderek zorlaşıyor belki. Bu bağı kaybetmemek için ne yapmalı? Klasik eserlerin yıkıcı, yüzleştirici, sorgulayıcı taraflarına nasıl ulaşabiliriz?

Türkiye’de ulaşamazsınız. Çünkü öyle bir klasik değil. Buranın böyle yavaş yavaş gelişimi var. Cumhuriyet Dönemi’nde bir ideoloji doğrultusunda, işte Anadolu’ya gönderilmiş öğretmen bursunu ödemek üzere, Anadolu manzarası o nedenle var. Orada ne yapsın, o resmi yapıyor.

Müzenin yeni konumu, Galataport ile ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gezilen bir noktada olması güzel çünkü hafta sonları 1500-2000 kişi geziyor burayı. Ayrıca hayatında müzeyle hiç tanışmamış insanın ulaşabileceği bir konumda olması da güzel. Bu durum insanların müzeyi merak edip içeri girmesini sağlıyor. Dolayısıyla müzenin bir mabet gibi değil de ayak altında olması doğru bir tavır ama mimariyle ilgili tabii kuşkularım var.


Sergiye dahil edilmeyen T.C Cumhurbaşkanlığı’na ödünç verilen eserler var. Ne zaman verildi bu eserler? Ne zaman müzeye geri dönebilecek biliyor muyuz?

2015 yılında, eski yönetim zamanında 67 resim verilmiş. Yukarıda gördükleriniz bu sergide olması gerekenler ama olamayanlar. Bir kara duvar halinde sergileniyor. Biz resimleri istedik, bekliyoruz.


IstanbulArtNews | Haziran 2022

103 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör