• Hüseyin Gökçe

Bir sanatçı ve sanat tarihçisinin kendi monografisi üzerine

Güncelleme tarihi: 8 saat önce

Hüseyin Gökçe


Mehmet Dere 5 kasım – 12 aralık tarihlerinde izlenen Gönül yakınlıkları sergisinde kendi kaleme aldığı monografik bir kitaba yer verdi. Aynı zamanda sanat tarihçisi olan Dere’nin kendi eserleri üzerine bir monografi yazması sanat tarihi yazımında farklı bir yerde konumlanıyor.


Johann Wolfgang von Goethe’nin 1809 yılında yayımlanan üçüncü romanından adını olan Gönül Yakınlıkları adlı sergide mor rengin hâkim olmasının yanı sıra kalp gibi formlar da dikkat çekiciydi. Sergi, özellikle bu günlerde, kalple solumanın önemine işaret ediyor gibiydi. Fakat bu sergide dikkat çeken bir husus vardı. Bir sanatçının, bir sanat tarihçisi olarak kendi eserleri üzerine monografik bir kitap yazmış olması ve sergi kapsamında da bu kitaba yer vermesi. Bu açıdan kitap Türkiye’deki sanat tarihi yazımında farklı bir yerde konumlanıyor. Bilindiği üzere monografiler bir sanatçının eserleri üzerine o alanda uzman kişi veya kişilerce derinlemesine inceleme ve gözlemle yazılıyor. Mehmet Dere ile sanat tarihçisi kimliğiyle kendi eserlerine dair monografi yazmasının nedenleri hakkında konuştuk.


Sanatorium’da Gönül Yakınlıkları adlı sergi kapsamında aynı adlı monografik bir kayıt olan kitabınız da gösterildi. Bu kitabı bir sanatçınıneserlerine olan yaklaşma biçimi olarak değerlendirebilir miyiz?

Kendi işlerimi; kendim üzerine düşünme pratiği olarak okuyabilirim. Esasında benim için temel pratik; ‘okuma eylemi’. Üretimlerimde okuma eylemini temel eğilim olarak değerlendirebilirim. Okumanın eşlik ettiği eylem ise anlama. Bunun beraberinde getirdiği şey ise ‘dinleme’. Ben’den O’na dönüş. Benim içsel dünyamda sürekli vurguladığım bir şey zaten. Bu sergi kapsamında bir sanatçıdan bir sanat tarihçisine dönüşüyorum. Bu sergi kendimle mesafemi koruma, uzaklığı yaratma, anlama, eleştiri, yorumlama, betimleme, sınıflandırma gibi birçok kavramsal süreci içeriyor. Mutlak bir dışarısı var mı veya yok mu? “entelektüel olarak ve muhalefet alanı anlamında bir dışarısını yaratabilir miyim?” gibi sorularla uğraşıyorum. Bu entelektüel bir arayış aynı zamanda kültürün demokratikleşmesi için bir çaba. Bu sergi süreci, 2016 yılında Sakarya Üniversitesi’nde Sanatta Yeterlilik tezimle ilgili olarak başladı. Sakarya Üniversitesi’nden kıymetli hocam Şive Neşe Baydar, bana “Mehmet ne yapalım artık tez aşamasına geldik.” dedi. Ben de; “Kendi monografimiyazsam bunu akademiye kabul ettire- bilir miyiz? Böyle bir şey olabilir mi?” diye sorduğumu hatırlıyorum. Bir sanatçının kendi monografisini yazma serüveni bulunduğumuz andan bakıldığında hem trajik hem ironik bir durum olarak görünüyor.


Bir sanat tarihçisi olarak eserlerinizle ilgili yazarken denge gözetmek gerekmiyor mu? Bu süreçte nesnel kaldığınızı düşünüyor musunuz?

Birisi bana sen sanatçısın dediği zaman “Bir sanatçı ne demek?” diye soran bir insanım ben. Bir sanatçıyı anlamak terminolojisi kadar ontolojisiyle de mümkün... Onun dünyasına girmen gerekiyor. Sanatçı bir imge üretmiş sen onu değerlendiriyorsun ama imgenin sanatçının hayatında neye tekabül ettiğine dair bir ikonolojik ve ikonografik çözümleme yok. Düz, kuru metinler var. Benim temel sorunum bu anlamda etik bir kaygı. Bu monografinin ortaya çıkışında iç içe geçen birçok soru barındırıyor. Sanatçıyı merkezsizleştiren bir sanat piyasasının karşısına nitelikli sanat eleştirisini koyabilmek gerekiyor. Siyaset ve sermaye tarafından araçsallaştırılan kültür endüstrisinin tüketici tavrına karşı tepki olarak bir tür reddiye olarak okunabilir.

Mehmet Dere’nin Sanatorium’da gerçekleşen Gönül Yakınlıkları adlı son kişisel sergisinde mor rengin hâkimiyeti dikkat çekiciydi.

Türkiye’de nitelikli eleştirinin azlığını ifade ettiniz. Bu kitabı yazarak sanat eleştirisinin nasıl olması gerektiğine dair bir kapı da mı aralamak istediniz? Benim için her şey her şeyin içinde esasında. içinde bulunduğum değerler sisteminin artı ve eksilerini değerlendiriyorum. Kültürel bir artifact (eser) yaratmakla ilgileniyorum. Bu sergide benim gelenekle ve kültürel kodlarla, babaannem ve dedemle kurduğum ilişki, yüce -yüceltme, poetik - politik, varlık – yokluk gibi kavram ikiliklerini görüyorsunuz. Ben bu ikilikleri birlemeye çalışıyorum. Birlemek ne demek? Bir tarafta anlam bir tarafta form var. Sanatın cisimleştiği, birbirine dokunduğu, temas ettiği alanlar. Bunlara gönül yakınlıkları diyorum. Yıllardır yapmaya çalıştığım şey bunları bir araya getirmek. Bunların form olarak nasıl bir araya geldiğini anlamak. şimdi siz çalışmalarımda “Yüz Ünlü Türk” işimi görüyorsunuz ya da diyelim soyut bir desen görüyorsunuz. Ama bunların bir araya nasıl geleceğine dair bir okumayı geliştiremiyorsunuz. Bu bütünlük nasıl kurulabilir, esasında bununla ilgileniyorum.


Eleştiri; biçim ve içerik birlikte ele alındığında mı anlamlı oluyor? Evet, benim için eleştiri; biçim ve içeriğin bir arada ele alındığı ve bu sorunların bir araya getirildiği bir alanda var oluyor. O eleştirel mesafeyi doğru kuramazsam kafamdaki bütünlüğe ulaşamadığım için bir şeyler yarım ya da eksik duygusuna kapılıyorum. Vurgulamak istediğim, ‘ben yaptım oldu’ tavrından ziyade, üçüncü kişi olarak sanat eserinin deneyimine, etkileşimine girdiğinde ‘bana veya kendine ulaşabiliyor mu?’ sorusunu sormak. Bu tür kavramsal müzakerelere girmek ve oradan beslenmeyi önemli buluyorum.


Bilindiği üzere monografiler bir sanatçının eserleri üzerine o konuda uzman birisi veya birileri tarafından derinlemesine bir analizle yazılıyor. Kendi kitabınızı sanat tarihi perspektifinin dışında performatif bir iş olarak mı değerlendiriyorsunuz? Benim temel problemim kendi çelişkimi görünür kılmak. Benim problematiğim piyasa gerçekliğinde bir şey üretmek değil. Yaptığım şeyin tarihsel bir zorunluluk olarak benim kendimi haklandırma sorunu olduğunu düşünüyorum. Yani bir entelektüel olarak kendimi doğru konumlama sorunum var. Benim için bütünleşmeye çalışmak, bağlamı doğru kurmakla alakalı. İşlerimi esasında bir metin olarak ürettiğimi söyleyebilirim. Bir formu senaryo olarak görüyorum. Onu derinlemesine kafamda şekillendiriyorum sonra form olarak birden ortaya çıkıyor. Formu dokumam ise şiirsel duyarlılıkla gerçekleşiyor.


Çağdaş sanat piyasasında sanatçıların sadece eser üreterek var olmadığı bir gerçek. Var kalmak için başka ilişkilenmeler ve piyasanın farklı mecralarında yer bulmak gibi bir kaygıları var. Monografik bir kayıtla var kalmanın yollarını aradığınız söylenebilir mi? Yoksa buna karşı bir eleştiri mi sunuyorsunuz?

Yok. Varlığa getirme bir bilinmeye dayanır, o bilinen şeyin sevgisinden kaynaklanır. Birisi bir şeyi var ediyor. Var etme sevgisi paylaşılabilir kılınıyor. Bir sisteme bakabilmeniz için dışarıda bıraktıklarına bakmanız gerekir. içeride olanlarına değil. Dışarıda bıraktıklarına. Bu bence dışarıda bırakılan bir direniş eylemini çağrıştırıyor. Nedir dışarıda bırakılan? Nitelikli okuma, sanatçının ontolojisinin eksikliği, bağımsız ve entelektüel kamuoyunun oluşamaması, sanatçı bireyselliğinin kurumlara bağımlı kalması gibi konular. Bu durum esasında eserlerimde görün- mez iktidar kavramını sorguladığım, bir meydan okuyucu alan esasında.


Dere’nin, kitaplarının üzerine koyduğu dedesinden kalan murç, işlerine ve dedesine olan bağını gösteriyor. Fotoğraf: Zeynep Fırat

IstanbulArtNews | Ocak 2022

23 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Evet Canlı, Hayır Değil adlı beşinci kişisel sergisiyle deneyimlerini çok boyutlu bir zemine taşıyan Merve Morkoç’un, resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf, video ve performansı içeren çok disiplinli ü