• Tuba Parlak

‘Devletin çağdaş sanatı bir soft power olarak görmesi lazım’

Güncelleme tarihi: 13 Oca

Tuba Parlak | tuba.p.a@gmail.com

Küresel nakliye krizi ve yerel ekonomik istikrarsızlıktan en çok etkilenen sektörlerden biri de sanat. Sanat galerilerinin bu dar boğazda sanatı yaşatmaya devam edebilmek için devletten beklentileri var. IAN, istanbul’un köklü galerilerinden Zilberman Gallery’nin sahibi Moiz Zilberman’la konuştu.

İstanbul’un köklü galerilerinden Zilberman Gallery sahibi Moiz Zilberman’la küresel ve yerel ekonomik krizi, sanat piyasasının bu dar boğazda siyasilerden beklentilerini ve galerinin Berlin’den Miami’ye uzanan son dönem faaliyetlerini ve gelecek planlarını konuştuk. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz


Pandemi döneminin akabinde yaşanan küresel ekonomik daralma ve tüm dünyada tedarik zincirini sıkıntıya sokan negatif gelişmeler, dünyaya açılma çabasını kendi öz kaynaklarıyla ve yer yer bürokratik engellere rağmen gerçekleştirmeye çalışan sanat piyasamızın elini kolunu bağlarken Türk lirasındaki önlenemez değer kaybı ve ekonomik istikrarsızlık, alımları durma noktasına getirme riski yaratıyor. İstanbul’un köklü galerilerinden Zilberman Gallery sahibi Moiz Zilberman’la küresel ve yerel ekonomik krizi, sanat piyasasının bu dar boğazda siyasilerden beklentilerini ve galerinin Berlin’den Miami’ye uzanan son dönem faaliyetlerini ve gelecek planlarını konuştuk.


Kurdaki artış sanat eseri satışlarını ve fiyatlarını nasıl etkiledi?

Vallahi ilk başta bizim gibi, yabancı sanatçıları da geniş ölçüde temsil eden galeriler için büyük problem çünkü yabancılar için fiyatlar euro ve dolar dolayısıyla onların eserlerini yerli koleksiyonerlere satma durumu olunca tabii ki bu kadar büyük kur belirsizliği sıkıntı yaratıyor. Ayrıca yerli sanatçıların eser fiyatları konusunda da sıkıntı oluyor çünkü her ne kadar Türkiyeli sanatçılar Türk lirası üzerinden satsın deniyorsa da bir yandan da büyük bir hızla artan ve artmaya da devam eden bir enflasyon olayı var. Kaldı ki özellikle enstalasyon ve time-based media çalışan sanatçıların bütün maliyetleri euro üzerinden, her şey ithal çünkü. Türkiyede kur artışları ben kendimi bildim bileli hep böyle sıçramalı olmuştur; yani bir sıçrar tepelere sonra hafif aşağı iner, sonra bir ufak daha çıkar ve orada uzun süre durur. Ama şu an bu durulma dönemi çok kolay gelecekmiş gibi görünmüyor. Ben 40 yıldır iş hayatının içindeyim bu kadar kısa sürede bu kadar yüksek artış hiç hatırlamıyorum. Dolayısıyla çok ciddi bir belirsizlik var ve piyasa şu anda “bekle gör” durumuna geldi.


Tüm sektörlerde öyle herhalde? Evet bütün sektörlerde böyle.


Yani burada aslında şöyle bir sorun var; mesele kurun yüksek olması ya da Türk lirasının değersiz olması değil, mesele Türk lirasının sürekli olarak değer kaybediyor ve kaybetmeye de devam edeceğinin izlenimini veriyor olması. Sıkıntı orada başlıyor sanırım.

Sıkıntı ne olacağının bilinmemesi, net bir politikanın görünmemesi. Belirsizlik, insanları savunma pozisyonuna iter bu da gayet doğaldır. Savunma pozisyonunda olduğun zaman da alımlarını kısarsın. Zorunlu olmayan alımları ertelersin. E, sanat da ne yazık ki ekmek değil su değil, dolayısıyla sanat alımlarının ertelenmesi beklenen bir şeydi; nitekim öyle de oluyor ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.


Peki, o zaman bu uzun vadede yıl boyu açılan sergilerin azaltılması, sergilerin ertelenmesi, sanatçıların daha az üretim yapması gibi işin arz tarafında da bir kesintiye yol açabilir mi? Özellikle sizin de dediğiniz gibi malzemesini dövizle alan sanatçılar için ciddi bir üretim krizi yaratabilir mi?

Yani her şeyden önce yabancı sanatçıların eserlerini buraya getirip gösterme ve satma işi herhalde bu sezon için ölmüştür diye düşünüyorum. Kolay kolay kimsenin bunu yapabileceğini sanmıyorum. Burada olay sadece dolar euro meselesi değil, bir de nakliye maliyetleri mese- lesi var; dünya bazında inanılmaz arttı. Ülkeye göre değişmekle beraber euro bazında yüzde 25 ile yüzde 100 arasında artışlar var. Dolayısıyla yurtdışından eser getirmek imkansız oldu belli bir süre için. Bir de bunun fuar bacakları var. Biliyorsunuz bizim galeri çok fuar da yapıyor. Yurt dışına eser göndermek fuarlara euro bazında para ödemek, bakalım nasıl olacak. Türkiye’nin şu an içinde olduğu durumun getirdiği zorluklar bunlar. Bir de anlık durumdan bağımsız problemler var; mesela sanat eserlerini ithal ederken geçici olarak getirsen bile satış fiyatı üzerinden KDV’yi önden ödeme zorunluluğu, bunun iadesinde sıkıntılar, hatta geri alama- ma durumu gibi sorunlar. KDV’nin yüksekliği ayrı konu zaten.


Bu KDV durumunu biraz açabilir miyiz? Sizler eser getirirken eserin satış fiyatına yansıyacak KDV’yi satış gerçekleşmeden peşin mi ödüyorsunuz?

İthal edersek evet. Böyle bir kanun var ne yazık ki. Menşe şahadetnamesi yoluyla bundan kaçınabiliyorsun ama o da her eser ya da her ülke için geçerli olamıyor. Dolayısıyla bunu ödüyorsun önden, ardından eseri sattıysan sıkıntı yok. KDV’yi alıcıdan tahsil ediyorsun. Tabii tahsil edebilirsen (gülüyor), o da ayrı bir konu çünkü alıcılar da KDV ödemek istemiyor. Eser satılmadıysa ise devlete başvuru yapıyorsun ben eseri geri yolladım KDV’mi geri ödeyin, o da bir nevi “sıkıysa gel al” diyor.


İnanılmaz! KDV de yüzde 18 bu arada değil mi? Tabii fark yok. Süs eşyası almakla, köpeğine mama almakla sanat eseri almak arasında hiçbir fark yok.


Nakliye konusuna geri dönmek istiyorum burada. Pandeminin ve Süveyş Kanalı’ndaki tıkanmanın akabinde uluslararası konteyner taşımacılığı ciddi dar boğazlara girdi ve şu an tüm dünyayı etkileyen bir nakliye krizi söz konusu. Bunların size ekstra bir etkisi oluyor diye düşünüyorum zira küresel öncelikler aleyhinizde ve gümrük kuyrukları gibi problemler sizi daha çok etkiliyordur.

Olmaz mı? Her nakliye bir kere bize şu an yüzde 25-30 daha fazlaya mal oluyor bunu kurdan bağımsız söylüyorum.


Devletin gümrük ve navlun ücretleri ve vergiler bazında sizi rahatlatacak ne gibi önlemleri olabilir? Mesela köpek mamasından bahsettiniz.Hayvanseverler sosyal medyada pet mamalarındaki KDV’nin indirilmesi için örgütlü taleplerde bulunuyorlar. Sizlerin benzer talepleri var mı? Beklentileriniz neler?

Bizim en büyük beklentimiz KDV bazında indirime gidilmesi. Bu gün birçok üründe bu indirim var; ilaçta var, kitapta var, gazetede var sinema tiyatro biletinde var. Hepsinin KDV’si yüzde 8. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek de yok, AB ülkeleri ne yapıyor diye bakalım. İthalatta alınan oran yüzde 6-7 civarında, o da medyuma göre değişiyor. Aynı şekilde sanatçı, eserini galeriye faturaladığı zaman yüzde 6-7 civarında KDV, yine medyuma göre değişmekle beraber, ödüyor; yani yüzde 8 bile değil. KDV makul bir orana indirildiği takdirde alışveriş artacaktır, çünkü alanların ödediği yüzde 18 KDV tamamen cebinden çıkıyor; yani onu vergi iadesi olarak değerlendirme şansı yok. Bu Amerika’da var kişisel vergi beyannamesi yoluyla; ama bizde yok. Sonuçta eseri yüzde 18 daha pahalıya almış oluyorsun. Alan da bunu ödemek istemiyor, o zaman da ne oluyor, işlem hacmi düşüyor, yani satışlar azalıyor. Kaldı ki kurumuna alım yapanların vergi indirimine tâbi tutma hakkı da tartışmalı bir durumda. Yani eğer devlet sanat piyasasının büyümesini istiyorsa bu şekilde destekler vermesi lazım. Üstelik AB ülkelerinin yaptığı oranlara değil çok daha düşük oranlara indirmeli KDV’yi, yüzde 1’e mesela ki onlarla yarışabilelim. Bugun Dubai, Hong Kong neden sanat piyasasında öne çıktı? Vergi avantajları sayesinde. Bu iki yerde yüzde 5 gibi bir vergi var. Hong Kong’da öteden beri var da Dubai’de yeni kondu. Bu kadar yani. Başka vergi yok. e, ne oluyor? Buralar sanat merkezi haline geliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin buraların önüne geçebilmesi için uzun sure KDV’yi sembolik bir orana ve buralardaki seviyenin cok altına indirmesi gerekiyor. Bu yapılsın ki bu- rası bir cazibe merkezi olsun, kurumlar koleksiyonerler gelip alım yapsın. Sonra, yani pazar belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra vergilendirme yapılır. Nitekim bu hiç yapılmamış bir uygulama da değil ekonomik krizin olduğu, ekonominin küçüldüğü dönemlerde hükümetlerin ilk yaptığı icraat KDV indirimidir. İnşaatta ya da diyelim otomotivde KDV’yi hemen indirir ki satışlar yükselsin. Çünkü insanlar bilir ki bu geçici bir şeydir, hemen “fırsat bu fırsat alalım” der- ler. Sanat piyasası yıllardır yapıyor bu talebi, ben de birkaç sene böyle bir teşvik gelirse çok faydası olur diye düşünüyorum.


Şimdi mesela ben bir otel sahibiyim. lüks otel. Otelime sanat eseri almaya zorunlu gibi bir şeyim; herhalde bin eurolardan oda satıp IKEA’dan mdf baskı asamam duvarlara. Ben şimdi bu eseri aldığımda KDV’sini düşemiyor ve alımı gider olarak gösteremiyor muyum? Şöyle, yaptığınız alım yapmakta olduğunuz işin bir zorunluluğu gibiyse o zaman o KDV’yi, elde ettiğiniz KDV’den mahsup edebiliyorsunuz. Ama başka bir şirketin sanat eseri alımı kendi faaliyetiyle doğrudan bağlantılı değilse onun KDV’sini düşme konusu tartışmalı. Düşürebilir diyenler var düşüremez diyenler var. Şimdi gelelim KDV’si dışında sanat eserinin kendi maliyetine. Sanat eseri aldığınızda bunu hiçbir zaman gider olarak yazamıyorsunuz. Şirketler aldığı zaman bunu amortismana dâhil ediyor 10 senede düşüyor. Enflasyon muhasebesinin uygulanmadığı yıllarda, Türkiye’de bunu 10 senede düsİmenin hiçbir anlamı kalmıyor. içinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda bunları konuşmak lüks kalıyor biliyorum ama...


Öyle düşünmemek lazım sonuçta bu bir hizmet sektörü. Galeri ve müzelerde maaşlı çalışanlardan tutun kurulum ve nakliyelerde çalışan işçisine, freelance çalışan sanat profesyonellerinden tutun sanatçının kendisine kadar birçok insanın geçim kapısı bu sektör.

E, tabii bunu zaten ben yıllardır söylüyorum. Sanatçının da yemek yemesi lazım, neyle geçinecek bu insan? Sanat da sanat, para konuşulmasın. Yahu nasıl konuşulmasın? Nerede yaşayacak, ne yiyip ne içecek bu insan satmazsa? Galeriler nasıl maaş ödeyecek, kira ödeyecek, nasıl ayakta kalacak? Bu bir iş! Bunun bir ekonomisi var ve bunun dönebilmesi için de mantıklı çerçeveler içinde olması, devletin de bu konuda teşvik edici olması lazım. Burada hikaye aslında şu, devlet sanatı bir soft power olarak görüyor mu görmüyor mu? Görmesi lazım ki bu konuda destek olsun.


Dizilerimizi öyle görüyorlar bildiğim kadarıyla ve dizilerin de öyle bir etkisi oldu zaman içinde.

Eskidendi o. İçeriksel müdahaleler olmadan önce. Kesinlikle de öyleydi, şimdi o bitti. Yani kılıçlı kalkanlı Türk ve müslüman olmayan herkesin “gavur” diyerek kılıçtan geçirildiği bir dizi aynı görevi görmüyor ve göremez de açıkçası. Ama bundan bir yıl öncesine kadar, ki beni bilirsiniz ben çok seyahat ederim, dünyanın hangi köşesine gitsem Türk dizileri izleniyordu ve konuşuluyordu. Hakikaten müthiş bir soft power unsuru olmuştu, o da bitti. Kimse izlemiyor şimdi. Yani Türkiye’de izlenmiyor ki dışarıda izlensin.


Sanat eserlerinin fiyat meselesine dönersek. Türkiyede benim bildiğim kadarıyla bazı sanatçılar yıllardır eserlerini euro veya dolar üzerinden fiyatlandırıyor. Atıyorum, 10 sene önce 23 bin euroya eser satan bir sanatçının teknik olarak şu anda 50 bin euro bandında eser satması gerekir. Fakat şu anki 50 bin euronun da yerli koleksiyoner için zorlayıcı olduğu açık. Yerli koleksiyonerler bu duruma nasıl cevap veriyor, yabancılar nasıl bakıyor?

Bir kere bu sorunun iki bölümü var. Öncelikle ne yazık ki 10 sene önce 23 bin eden hemen hemen hiçbir sanat eseri bugun 50 bin etmiyor hatta 23 bin de etmiyor. Hemen hemen hiçbiri, diyerek bir rezerv koyuyorum. En başarılı olanlar o 23 bin euroyu korumuş olanlar. Çünkü maalesef bizim sanat piyasamızda çok fazla spekülasyon vesaire de yapıldığı ve fiyatlar zamanında şişirildiği için şu içinde yaşadığımız kur krizinden bağımsız olarak sanat piyasasında zaten büyük bir talep düşüklüğü var. Şimdi spekülasyonlara konu olana sanat eserlerini bir kenara ayırıp düzgün iş yapanları konuşuyorum. Öncelikle sanatçının eserinin fiyatının korunması gerekiyor ama mevcut şartlarda ısrarla 23 bin euro diye diretilmesi de satılmasını engelliyor. Bu durumda biz ne yapıyoruz, onu söyleyeyim. Bizim tüm sanatçılarımızın eserleri euro cinsinden fiyatlanmış durumda çünkü biz biliyorsunuz Berlin’de galerimiz var, yurtdışında 8-9 fuar yapıyoruz yılda, dolayısıyla TL olarak fiyatlamamız zor. Benim aktivitemin yüzde 70’i neredeyse yurtdışında ama şöyle bir şey yapıyoruz yerli sanatçıların işlerini yerli koleksiyonerlere satarken kur fiksi yapıyoruz. “Evet bunun fiyatı bu ama kuru 12’den fiksledik.” diyoruz. Peşin ödeme şartıyla tabii. Taksitli ödeme durumunda euroya dönmek zorundayım çünkü.


Sanıyorum alım alışkanlıkları itibariyle de 2-3 taksit gibi zaman içinde kabul gören normlar biraz daha esnetilmiş, 6-7 gibi taksitlerin talep edildiğini de duyuyorum.

Var maalesef, çok şükür bize öyle bir talep gelmedi ama olabiliyor. Tuhaf tabii... Aslında tuhaf dedim ama mevcut durumda bunu anlayabiliyorum da. Bizim kur krizimizden bağımsız olarak bütün dünyada sanat piyasasında gerilemeler oldu. İsmi dünya çapında duyulmuş İngiliz, Amerikan galerileri bile artık birkaç taksit yapıyor. 6-7 taksiti hiç sanmıyorum ama 3-4 taksit yaptıklarını biliyorum. Tabii onların bizden farkı onlar eseri ödeme tamamlandıktan sonra teslim ediyorlar. Biz tanıdığımız bildiğimiz koleksiyonerler bizden taksit istediğinde “hay hay” deyip eseri hemen teslim ediyoruz ama tanımadığım birisine de bunu yapamam.


“Bizim en büyük beklentimiz KDV bazında indirime gidilmesi. Bu gün birçok üründe bu indirim var; ilaçta var, kitapta var, gazetede var sinema tiyatro biletinde var. Hepsinin KDV’si yüzde 8. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek de yok, AB ülkeleri ne yapıyor diye bakalım.”

Mevcut durumun bu şekilde devam etmesi ve TL’nin değer kaybının sürmesi halinde sanat piyasasında nasıl bir sarsılma ve elenme olur? Bir dönem Katar’la yapılan bir swap anlaşmasında doların 22’ye fikslendiği gibi dedikodular çıkmıştı, resmi bir açıklama yapılmadı ama şu an “olmaz bu” da diyemiyoruz. Bu noktalara gelinirse, açıkça sorayım mesela galeriler iflas etmeye başlar mı, iş oralara gider mi?

Ben böyle bir şeyi anmak, telaffuz etmek dâhi istemem. Biliyorsunuz pandemi kapanmaları süresince de uzun bir zaman işler durdu sanat piyasasında ama bir şekilde ayakta kalındı, fedakârlıklarla kalındı tabii anladığım kadarıyla. Yani dolar kısa vadede 20’li rakamlara filan çıkarsa başka problemlerimiz de var demektir. Ülke hem ekonomik hem de siyasi olarak çok ciddi sıkıntılar içinde demektir. Umarım böyle bir durum olmaz. Ama “hayır canım asla olmaz öyle birşey.” diye ben de diyemiyorum açıkçası. Yani bana bundan iki ay önce birisi, “dolar altı ay sonra 22 lira olur mu?” deseydi “hadi canım sen de!” derdim ama şu an diyemiyorum. İşte zaten tüm problemin kökeninde de bu var. Belirsizlik.


Zilberman Gallery’nin Berlin şubesinde şu anda Guido caseretto’nun solo sergisi var. Görsel, sanatçının bu sergide yer alan ‘Pillar IV’ adlı eserine ait. Fotoğraf: CHROMA

Şimdi artık biraz da pozitif konulara geçeyim. Sizin bu konudaki fikrinizi çok net bilsem de okurlar için tekrar soracağım. Daha önce pek çok sohbette ve röportajınızda defalarca, altını çize çize söylediğiniz bir konu var: Sanat eserine yatırım aracı olarak bakma meselesi... Şimdi bir de NFT çıktı. Bunların alımlarında mesela “yatırım aracı” vurgusu çok çok baskın. Zaten nihayetinde bu NFT’leri alanlar da bilgisayarlarında saklıyorlar, duvarıma astım her gün baktım gibi bir etkileşimleri de yok ki, yani bence sanat aslında bunun için. Ama NFT alan insan hard diskinde dursun diye o milyonları neden verir? Bu tür yatırım motivasyonuyla alınan sanat eserleri, ya da bu motivasyonla alım yapmaya gelenlere, sizin var mı öyle koleksiyoneriniz bilmiyorum ama neler söylüyorsunuz?

Borsaya gidin diyorum. (gülüyor) Borsaya gidin... Biliyorsunuz ben kendim de çok uzun yıllardır koleksiyon yapan bir insanım. Hayatım boyunca tek bir işi ileride iyi para eder ya da biri bana ileride iyi para eder, dedi diye almadım; aklıma ve gönlüme sordum hep ve bugüne kadar aldığım sanat eserlerinin hepsi de çok doğru “yatırımlar” oldu. Hiçbirinin değeri düşmediği gibi çoğunun da değeri arttı. Ben insanlara hep onu söylüyorum, tabii ki paranızın değerini koruyun; olmadık şeylere olmadık fiyatlar tabii ki ödemeyin ama para kazanmak amacıyla sanat eseri alanlarla benim işim olmaz bu konu beni ilgilendirmiyor. Dolayısıyla ben bir sanat eserini ya da sanatçıyı anlatırken bana “peki, bu üç sene sonra kaç para eder?” diyenlere borsanın yolunu gösteriyorum. Ben koleksiyoner kimliğimle her zaman “sanatsever” olarak sanat eseri aldım. Bu şekilde alım yapanlarla bir arada olmaktan ve iş yapmaktan yanayım diğerleri beni ilgilendirmiyor. Galericilikte 15 sene oldu, siz de bunun büyük bir kısmına tanıksınız, ben hiçbir koleksiyonere veya alıcıya fiyatın artacağı sözüyle satış yapmaya çalışmadım. Bu yüzden benim hiçbir sanatçımın eserleri de müzayede kapılarında kuyruğa girmedi.


Çok şükür demeli o halde?

Ama bu ben böyle yaptığım için böyle. Anlatabiliyor muyum? Her neyse... şimdi NFT’ye gelirsek, burada işin iki boyutu var. Birincisi teknoloji sürekli gelişiyor ve dünya değişiyor. Şu an “metaverse”den bahsediyoruz, insanların avatarlarına 5000 dolara Gucci çanta aldığını filan duyuyoruz. Yani böyle bir sanal dünyanın gerçek dünyanın yerine geçmesi, vaktinde “Black Mirror” dizisinde izlediğimiz gibi gözüne VR gözlüğünü takıp sanal gerçeklikte yaşanması gibi şeylerden söz ediliyor. Bu olabilir de, yani bazı insanlar bir takım şeyleri bu şekilde yaşayabilir ama sanat bazında işin sadece oraya varması, işte sadece NFT’lerin kalacağı filan bunlar çok ileri varsayımlar, bunlar gerçek şeyler değil. NFT evet var ama çok yanlış bilinen bir şey var, NFT aslında bir tapu senedidir. Bir blockchain üzerinde bir eserin mülkiyetinin tescil edilmesidir. Yani zaten NFT olarak sertifika da üretiliyor. Sanat eseri alırken alınan sertifikayı NFT olarak da alabiliyorsunuz. Sağlam olsun kimse kopyalamasın, diyorsanız küçük bir meblağ ödeyerek bunu edinebiliyorsunuz. Bu çok anlamlı. Buna hiçbir itirazım yok. Bazı dijital eserlerin sadece NFT olarak, yani sadece blockchain üzerinde var olacak şekilde üretilmesine de hiçbir itirazım yok. Bazı insanlar bu eserleri sadece bilgisayarlarında ya da bilgisayarlarını bağladıkları ekranlarda görmek isteyebilirler, buna da bir itirazım yok. İlk video çıktığında “hadi canım videodan sanat eseri mi olur?” denmişti ama gayet güzel de oldu, halen de var; dolayısıyla bunlara bir itirazım yok. Ama asla kabul etmediğim iki şey var. Birincisi mevcut işlerin ya da fiziksel olarak da var olan işlerin bir de NFT’sinin üretilmesi. “Hadi senin işin NFT’sini yapalım!” Bir dakika! Hani “unique”ti sanat eseri? NFT olması eserin blockchain üzerinde olması anlamına geliyor, blockchain üzerinde olması sana neyi garanti ediyor? O işin “unique” olduğunu, kopya edilemez olduğunu garanti ediyor. Sen fiziksel olarak var olan bir şeyin bir de NFT’sini çıkarınca nerede kaldı “unique”lik? Bu çok yanlış. ikinci itirazım ise, kripto para bugün bütün dünyada en büyük, en sınırsız spekülasyonlara konu olan bir yatırım aracı. Hiçbir regülasyonu yok, sıfır. Dolayısıyla ben sanat eserlerinin kripto para spekülasyonlarına araç edilmesine kesinlikle karşıyım. NFT’ler blockchain yapısının özelliği gereği ethereum üzerinden fiyatlandırılıyor. Burada da yapılması gereken şu, eserin fiyatının bir “hard currency” yani dolarla belirlenmesi, çünkü kripto paraların resmi karşılığı sadece dolarla hesaplanıyor, euro karşılıkları bile yok. Dolayısıyla gerçek fiyatın dolar olması, kripto paranın günlük dalgalanmasından etkilenilmeyecek bir fiyat yapısının oluşturulması gerekli. Yoksa sanat eserleri kripto para spekülatörlerinin oyuncağı hâline gelir ve ben hiçbir gerçek sanatçının böyle bir şeye alet olmak isteyeceğini düşünmüyorum. Günümüzde duyduğunuz o 60-80 milyon dolarlar, yüzlerce milyon dolarlar vesaire, ben bunların bir kısmının kara para aklama olduğunu, bir kısmının da bu NFT piyasasını bu şekilde spekülatif bir piyasaya çevirip büyütmek isteyenlerin oyunu olduğunu düşünüyorum. Nitekim, o duyduğumuz çok büyük paralara satılan NFT’leri alanların da kripto para yatırımcıları olduğunu açıkça görüyoruz. Kendileri alıyor, kendileri satıyor şu anda. O yüzden özellikle genç arkadaşlara, hem sanatçı, hem koleksiyoner olanlardan bu sorular çok geliyor, ben yanmayın derim. Şunu söylüyorum NFT yeni bir sanat eseri mecrası olarak varlığını sürdürecektir; tıpkı video gibi ama o kadar.... Biliyorsunuz bir zamanlar “resim öldü” diyenler şu anda resim sergileri açıyor. O yüzden sonradan tükürdüğünü yalamamak için insanlara tavsiyem, işte “herşey öldü artık bundan sonra sadece NFT var,” filan gibi palavralara kapılmamaları. NFT evet olacak, doğru dürüst, namuslu, “unique” ve kripto para spekülasyonuna alet edilmeme şartıyla. Benim sanatçılarım da yarın NFT üretebilir, bunları satışa da koyabiliriz buna karşı değiliz. Ancak yukarıda bahsettiğim koşullarla. Hatta bizim bir koşulumuz daha var, biz bu konuda sanatçılarımızla çok beyin fırtınaları da yaptık. Biliyorsunuz kripto para üretimi büyük enerji tüketimi, bu da büyük karbon salınımı anlamına geliyor. Bazı mangalda kül bırakmayan sanatçı arkadaşların NFT diyip konunun bu tarafına hiç aldırış etmemelerini komik buluyorum. İnanılmaz bir karbon salı- nımına sebep oluyorsun ve NFT ile çevreyi koruma temalı iş üretiyorsun (gülüyor). Şimdi bu kısmı da işin gelişiyor. Ethereum’un aksine daha az enerji tüketen kripto paralar da var, biz de buna bakarak son koşulumuzu şekillendirdik. Her bir NFT ürünümüzün ne oranda bir karbon ayak izi olduğunu da yanına not düşeceğiz ve sorumluluğumuzu da yerine getireceğiz. Yani çalışıyoruz bu konu üstüne, güzel yerlere ulaşmaya başladık. Karşı değiliz ama rezervlerimiz var.


Şimdi ben size bu yatırım meselesine binaen özel bir soru soracağım, mahsuru yoksa. Siz senelerdir iş dünyasında olan eminim ki pek çok yatırım enstrümanıyla da parasını değerlendiren bir insansınız. Kripto para yatırımınız var mı? Hayır yok. Olmasını da düşünmüyorum.


Bu cevabı alacağımı tahmin ediyordum. Şimdi biraz da yakın zamanda katıldığınız Art Miami’den bahsedelim. Nasıldı? Nasıl geçti? Eminim kur bazında düşününce zordu ama pozitif yönleri de olmuştur diye umuyorum.

Biz, Untitled’a katıldık. Bu yıl dördüncü kez katılıyoruz. Bu sene açıkçası Miami’deki en iyi senemiz oldu diyebilirim. Yeni çalışmaya başladığımız, aslında iki yıl önce çalışmaya başladığımız ama tam pandemi öncesi olduğu için hiçbir hareket gösteremediğimiz bir Meksikalı sanatçımız var, Omar Barquet, onun solo sergisini yaptık. İnanılmaz başarılı geçti, neredeyse sold-out olduk, üstüne siparişler aldık, networking olarak inanılmaz şeyler yaşadık. Sanki Contemporary İstanbul’da gibiydik. Bunun en önemli sebebi sanatçının daha önce Miami’de kendine bir network kurmuş olması, ikincisi bununla bağlantılı olarak oradaki Latin diasporasının ve özellikle Meksikalıların inanılmaz destek vermeleri. Bu da bazılarına mesaj olsun.


Çok sevindirici haberler bunlar. Berlin galeri nasıl gidiyor? Şu an orada neler oluyor. Biz istanbul’daki galeriye hâkimiz ama açıkçası ben Berline’e pek hâkim değilim.

Berlin galeri öteden beri kendi programını sürdürüyor. Kısıtlamalar sırasında iki kere iki ay kapatmak zorunda kaldık ve iki sergimizi erteledik. Şimdi gene normal programımıza döndük, şu anda Guido Casaretto’nun kişisel sergisi var, iki kere ertelemek zorunda kaldığımız bir sergi oldu. Aralık ortasında sergimizi açtık çok da güzel bir açılış oldu. Evet, Almanya’da vaka sayıları yükseliyor, önlemler de biraz sıkılaştırılıyor ama sanat dünyası tamamen açık durumda, belli kurallar dâhilinde... Aşısı olmayanı galeriye alamıyoruz, yeni kural bu. Daha önce aşısı olmayanları PCR testiyle alabiliyorduk buradaki gibi; ama Almanya’da şu anda aşısı olmayanlar hayattan dışlanıyor yavaş yavaş. Böyle bir durum var, işin covid kısmı böyle. Onun dışında Almanya pandemi süresince sanata, sanatçılara ve galerilere en büyük desteği veren ülke oldu. Bir şekilde sanatçı olduğunu kanıtlayan herkese 5 bin euro ödeme yaptılar anında. evraklarını verip de üç gün geçtiğinde parasını almayan olmadı yani, öyle söyleyeyim. Galerilere belli destekler verildi. Daha da önemlisi, yani hatta en önemlisi bütün kurumlara devlet, galerilerden sanat eserleri alınması için ek bütçe verdi. Biz pandemi döneminde Almanya’da kurumlara yaptığımız kadar satışı daha pandemi öncesinde yapmadık öyle söyleyeyim. Bu hem satış olarak ve sanatçıların desteklenmesi açısından çok işe yaradı, hem de kurumsal network’lerimizin güçlenmesini sağladı. Dolayısıyla, evet pandemide galeri kapattık ama işin öteki tarafına bakarsak bir kaybımız olmadı hatta kazancımız oldu diyebilirim. Bana öteden beri hep “niye Berlin?” diye sorulur. Benim de standart cevabım, İstanbul ile Berlin arasında zaten var olan kültürel ilişkilerin gücü, bizim galerinin sanat çizgisinin Almanya’da vücut bulan Orta ve Kuzey Avrupa çizgisine çok yakın olması, galerimizin çok uluslararası bir sanatçı listesi olması ve bunun Berlin’in uluslararası sanatçı kitlelerine ev sahipliği yapmasıyla çakışması, diye cevaplardım. Şimdi buna bir şey daha ekliyorum, “desteklere bakın, işte bunun için Berlin”. Berlin benim tam planladığım gibi gidiyor. Biz beş senede bir noktaya geliriz demiştim, hakikaten de öyle oldu, biliniyoruz, takdir görüyoruz. Biliyorsunuz siz de, Berlin’de çok kritik gözler vardır. O kritik gözler bizi iki sene bir mesafeden izledi, sonra kabul etti, şimdi de teşvik ediyor. Ama hâlâ çok dikkatliyiz, herşeyi en doğru şekilde yapıyoruz ve bunun karşılığını hem bize verilen önemin ifade ediliş biçimiyle, hem de somut olarak kurumlarla kurduğumuz ilişkilerin gelişip zenginleşmesiyle görüyoruz. En son Art Cologne’daydık, ben fuar başlamadan birkaç gün önce oradaydım, bir küçük tur yaptık direktör arkadaşımla. Daha önce ben salgından dolayı seyahat edemezken, onlar bir ön ziyaret yapmışlardı Vestfalya bölgesindeki kurumlara, bu ön temasları zenginleştirmek için ikinci bir tur yaptık, ben de katıldım. Şöyle söyleyeyim, kapısını çaldığımız herkes bizi kollarını açarak karşıladı ve şu anda da 2024 ve 2025 için altı sergiyi bu kurumlarda garantiledik, bunların kimisi kişisel sergi, kimisi grup sergisi.

“Günümüzde duyduğunuz o 60-80 milyon dolarlar, yüzlerce milyon dolarlar vesaire, ben bunların bir kısmının kara para aklama olduğunu, bir kısmının da bu NFT piyasasını bu şekilde spekülatif bir piyasaya çevirip büyütmek isteyenlerin oyunu olduğunu düşünüyorum.”

Yani Berlin’den Berlin dışına da açılmış oldunuz bu şekilde? Tabii, Vestfalya’da olacak bu sergiler. Burası Almanya’nın en zengin ve sanat geleneği çok güçlü olan bölgelerinden biri. Çağdaş sanata Berlin kadar yakın değiller, ama büyük bir arayış içindeler. Orada irili ufaklı çok sayıda kurum var, tüm Almanya’nın özelliği bu. Her yerleşim biriminde bir müze, bir “kunsthalle” bir “kunsthaus” mutlaka var. Bunlar zaman içinde belli bir doygunluğa erişmişler, şimdi yöneticileri ve küratörleri yeni jenerasyondan arkadaşlarla bir nöbet değişimi yapıyor. Bu yeni jenerasyon da çağdaşlaştırmak istiyor geldiği kurumu. O yüzden tam doğru bir zamandayız. Biz gittiğimizde karşımıza ya yeni gelmiş bir küratör çıkıyor ya da artık bırakmak üzere olan küratörle onun yerine gelecek olanın geçiş dönemine denk düşüyoruz. Çok da güzel karşılanıyoruz. Tabii Türkiye’den çıkmış bir galeri olmamız, Türkiyeli ve Orta Doğulu sanatçıları temsil ediyor olmamız ama aynı zamanda Hong Kong’dan Meksika’ya kadar dünyanın her ülkesinden sanatçıları da temsil ediyor olmamız, eleştirel politik bir çizgimiz olması dikkat çekiyor. Yine tabii her sergi için ısrarla ve inatla bir kitap ya- yınlıyor olmamız da takdir görüyor. Yaptığımız paneller, sergi açmayla ilgili ve ona ek olarak yaptığımız tüm etkinlikler de çok takdir görüyor, dolayısıyla her şey çok iyi gidiyor, çok memnunuz diyebilirim.


Biraz da Piyalepaşa’da ikinci mekandan bahsedelim. Genelde bu tarz inşaat projeleri tabii ki oralardan ev alacak kişilere bir sosyal yaşam alanı sunmak durumunda oluyorlar. Oradaki dükkanlar hemen zincir ve üst orta segment cafe ve restoranlara, lüks tüketim markalara çoğunlukla bila bedel verilir. Bu sefer biz böyle bir rezidans projesinin sanat galerilerine yer tahsis ettiğini görüyoruz. Bunda artık daralan alım gücüyle beraber, özellikle lüks tüketim markalarının artık bu tarz projelere her ne kadar bila bedel de kiralansa, işletme masrafları itibariyle girmek istemiyor olmasının payı olabilir, bu ihtimali kenarda tutuyorum ama bunun dışında yine de sanat galerilerini sosyal hayatın merkezine koyan böyle bir girişim de takdire şayan. Orada dört galerisiniz sanıyorum, ortak bakış açınız nedir? Nasıl değerlendiriyorsunuz bu girişimi?

Tam da anlattığınız gibi bu bir soylulaştırma projesi ve ulaşım itibariyle sapa gibi görünen bir yerde, üstelik de oldukça büyük bir emlak geliştirme projesi. 1100 civarı bir konut var yanlış hatırlamıyorsam ve iş alanları vesaire... Buraya canlılık katmak için sanat galerilerini düşün- müş olmaları bence de takdire şayan. Onlar geldi bizi buldu zaten, bizim nereden aklımıza gelecek gidelim de kapılarını çalalım diye? (gülüyor) Geldiler bizi buldular ve açıkçası hem çok cömert hem de çok pozitif yaklaştılar. Bu konularda çok bilgileri yok ama çok açık davranıyorlar, her şeyi bizlere danışıyorlar ve bugüne kadar taleplerimizin çok büyük bir çoğunluğu da yerine getirildi açıkçası. Dolayısıyla ben çok memnunum orada olmaktan. Tabii tek başıma olsam olmazdı, dolayısıyla oraya tamamen taşınmış olan üç galeri, yani Merkür, Pi Artworks ve ArtSümer ile birlikte olmamız son derece değerli. Hatta bir proje daha var sanatla ilgili o da olursa harika olacak, o henüz gerçekleşmedi. Bir de Arter’e bu kadar yakın olmamız çok güzel. Arter’le de bir shuttle anlaşması yapılıyor, Arter’in bildiğim kadarıyla bir otopark probemi var. Arter misafirleri araçlarını bilet ibrazıyla bizim oradaki otoparka ücretsiz bırakabilecek ve iki yer arasında bir shuttle servisi olacak. Böyle bir dayanışma projesi de hayata geçecek. Orası henüz tam olarak ticari alanlar itibariyle dolmuş değil, bu yılın bahar aylarında tam olarak ayağa kalkmış olur. Bizim için oranın avantajı da, benim açımdan en azın- dan, bizim galerilerimiz hep ikinci kat galerisi Berlin dâhil, ilk defa bir vitrin galerimiz olmuş olacak. Açık alanlar var, o konuda da çok yapıcı davranıyorlar, açık alanda etkinlik yapmak istersek kullanabiliyoruz, heykel koymak istiyoruz diyoruz, “tabii ki koyun.” diyorlar, çok pozitif- ler. Biz de güçlerimizi birleştirerek, birlikte açılışlar yaparak orayı sanat severlerin geldiği bir mekan haline getirmek istiyoruz.


Orada nasıl bir sergileme programı düşünüyorsunuz?

Orada sürekli olarak kürate edilmiş grup sergileri açılacak. Her sene eylül ayında bir freelance küratörü davet edeceğiz, serbest bırakacağız, istediği sanatçıyla istediği temada bir sergi yapmasını isteyeceğiz. Üç tane de bizim kendi ekibimizin kürate ettiği grup sergisi olacak. Toplam dört adet grup sergi olacak, yalnız bazı sergilerin aralarını biraz açık tutacağız. O arada da farklı etkinlikler düşünüyoruz, örneğin performanslar, kısa süreli sergiler, yeni çalışmayabaşladığımız sanatçıların eserlerini göstermek için mini sergiler olabilir, aralarda da bir iki haftalık boşluklar olacak.



Zilberman Gallery’nin Piyalepaşa şubesi, 25 Aralık’ta bir karma sergiyle açıldı. Sergide Carlos Aires, ‘Sweet Dreams Are Made of This’ adlı işiyle yer alıyor. Fotoğraf: Elifsu Dağdeviren

IstanbulArtNews | Ocak 2022

153 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör