• Burcu Dimili

Doğaya modern perspektiften bir yaklaşım

Doğa ve sanat ilişkisi etrafında şekillenen dijital sanat çalışmalarını izleyicilerle buluşturan Flora sergisi, 19 Ocak-16 Nisan tarihleri arasında Nişantaşı Taş Konak’ta yer alan Kalyon Kültür’de gerçekleşiyor. Ceren ve Irmak Arkman küratörlüğünde gerçekleşen sergi, dokuz dijital sanatçının bitki örtüsüne yaklaşımlarını bir araya getiriyor.

‘Floralia’, sanal gerçeklik 4 kanal video yerleştirmesi ve duvar kağıdı, görüntü ve beste: Sabrina Ratté, ses tasarımı ve miks: Andrea-Jane Cornell, 2021

Flora sergisi kapsamında; şehir yaşamı içinde zaman zaman unutsak da beş duyumuza hitap eden doğa, çevre, bitki örtüsü, doğal yaşam kavramlarını, sanki tüm bunlara bir o kadar yabancı olduğu hissiyatını uyandıran dijital sanat perspektifinden görmek kesinlikle farklı bir deneyim. İlk başta gerçekçi bir yaklaşım olamayacağı önyargısına adımınızı atabileceğiniz bu seçki eserler arasında gezdikçe aslında gözümüzden daha gerçekçi, bütüncül yaklaşan, detaylı ele alan, farklı diyalektiklerden beslenen bir kurguya sahip olduğunu gösteriyor. Flora üç ayaklı ve doğa temalı sergi serisinin ilki. Bitki örtüsü çerçevesinde dijital sanatın doğa tasvirlerini ele alma şekline odaklanan sergi, dijital sanatın öncü isimleri Anna Ridler, Clement Valla, François Quévillon, Mat Collishaw, Mustafa Hulusi, Pascual Sisto, Quayola, Ryoichi Kurokawa ve Sabrina Ratté’nin çalışmalarını buluşturuyor. Sergideki üç sanatçının dijital sanat dünyasının önemli ödüllerinden Golden Nica ödüllü olduğunu da ekleyelim (Quayola, Ryoichi Kurokawa, Anna Ridler). Sanat tarihinin her döneminde görülen doğa tasviri zaman, akım ve disiplinlere göre şekilleniyor. Dijital sanatın şu sıra önemli konularından birinin doğa olduğunu söyleyen küratörler serginin ana eksenine de bu temayı taşımak istemiş. Günümüzün en önemli problemlerinden iklim değişikliği, sürdürülebilirlik endişeleri, artan karbon ayak izi, çevre kirliliği, doğal felaketler bunun başlıca sebeplerinden olsa gerek. Serginin şimdiden şekillenmeye başlayan İnsan Eli Değmiş (Touched by Mankind) adlı ikinci ayağı 17. İstanbul Bienali’ne paralel olarak Eylül ayında gerçekleşecek, iklim krizine dikkat çekecek ve insanların doğa üzerindeki etkilerine odaklanacak. Flora sergisinin daveti mail kutuma düştüğünden beri aklımda Little Joe filmi dolaşıyor. Genetiği değiştirilmiş bir bitki üreten genç bir kadının hikayesini konu alan filmde çiçeğin eşsiz güzelliği ve aynı zamanda sebep olduğu gerilim tüyler ürperticiydi. Flora sergisi de bitkilere yüklediğimiz estetik sorumluluğun perde arkasını aralayan, bilgisayarların gözünden bitkileri ele alan, bitkilere bilim kurgu perspektifinden yaklaşan çalışmaları bir araya getiriyor. Her biri derin hikayeler, önermeler ve eleştiriler barındıran çalışmalara yakından bakalım. Klasik sanat eserlerinden esinlenen, eserleri dijital ile birleştirip dönüştüren Quayola, modern teknoloji ile klasik sanatı üretimlerinde bir araya getiriyor. Sanatçı, 17. yüzyıl Hollandası’ndaki çiçek tasvirlerine bir gönderme olarak yorumlayabileceğimiz “Natures / Doğalar” adlı 3 kanallı video yerleştirmesiyle, bitkilerin narin ve kırılgan hareketlerini siyah zemin üzerinde sunuyor. Meditatif bir yanı da olan video serisi bitkilerin hareketlerini haritalandıran noktalarla gerçekleştirilen geometrik dijitalleşmeleri de içeriyor. Çalışmalarının önemli bir bölümünü kaplayan müzik sanatçının bu eserinde de ön plana çıkıyor. Sanatçı şu an ayrıca Artechouse DC’de görsel-işitsel enstalasyonuyla yer alıyor. Piyanonun kodlar eşliğinde kendi kendine çaldığı ve tüm odaya yayılan görseller ürettiği çalışma, 6 Mart’a dek görülebilir. Clement Valla, “Pointcloud Garden / Nokta Bulutu Bahçesi” adlı çalışması ile bilgisayarların dünyayı görme biçimini yansıtıyor. Bilgisayarlar tarafından akışkan bir görüntü yerine noktaların birleşimi şeklinde algılanan bahçeler ve çiçeklerden oluşan gerçek görüntülerin 3D scan’leri geniş kapsamlı bir görsel kütüphaneyi karşımıza çıkartıyor. Gerçek doğa görsellerine paralel ilerleyen ancak farklı görünen görseller makinaların ve insanların algılayış biçimi arasındaki farkları ortaya koyarken bir yandan da ortak noktalar bulmayı amaçlıyor. İki görsel anlayışın birleşiminin yaratacağı zenginlik üzerine önermeler sunuyor. Kendini dijital sanatçı yerine heykeltıraş olarak tanımlayan ve eserlerini “dijital heykeller” olarak ifade eden Ryoichi Kurokawa sergi kapsamındaki “lttrans” adlı çalışmasında laminar-türbülanslı geçiş olgusundan ilham alıyor. Örnek vermek gerekirse bir kibrit söndükten sonra düz bir duman çıkması ardından bu lineer dumanın türbülansa girmesini ifade eden laminar-türbülanslı geçiş olgusu fiziksel olarak hesaplanabilse de şimdiye dek nedeni açıklanamamış bir eylem.

Mustafa Hulusi, ‘Verigo Grape 4’, yağlıboya orijinalinden dijital baskı, 140x225, 2019

Bilinmezlik, çözülmemişlikten referansla diptik ögeleri çalışmalarına ekleyen sanatçı lineer ve kaotik akışı ele alıyor. Dingin ve akışkan, düzen ve düzensizlik, sakin ve heyecanlı denklemi sanatçının çalışmalarında balansı sağlayan önemli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Eserler bir yanıyla kozasından çıkmaya çalışan çiçekleri de andırıyor. Bir diğer sanatçı Anna Ridler AR ve yapay zeka konusunda tanınmış bir isim. “Mosaic Virus / Mozaik Virüsü” çalışmasıyla sergiye dahil olan Ridler, lalelerin üzerindeki çizgileri yaratan hastalıktan ilham alıyor. Laleler üzerindeki desenler arttıkça daha kıymetli olurken bu bir yandan da hastalıklı olmaları anlamına geliyor. Salt estetik değerlere yönelik seçimlere eleştirel bir bakış açısı sunan eser, bitkilere materyal değerler sunmanın da anlamsız olduğunu vurguluyor. 17. yüzyıldaki “Lale Deliliği”ne de atıfta bulunan eserin bir diğer enteresan tarafı da Bitcoin’in değerine göre hareketlenmesi. Lale Deliliği’ndeki bir bitki tomurcuğuna içinden ne çıkacağı bilinmeden biçilen çılgın fiyatları Bitcoin’in ilk dönemindeki, ne olduğu, nasıl işlediği bilinmezken yapılan yatırımlara benzetiyor. Bitcoin yükseldikçe desenli/kıymetli olan laleler, Bitcoin düştükçe desensiz/kıymetsizleşiyor. Kripto paraların karbon salınımı ve çevreye verdiği zarar da sanatçının bitki, doğa ve çevre ile kurduğu ilişkide kafalarda soru işaretleri bırakıyor. Sergiye bir yağlı boya işinin baskısı ve videosuyla dahil olan Mustafa Hulusi, çalışmalarında sıklıkla Kıbrıs’ın bitki örtüsünü ele alıyor. Akdeniz ikliminin ılık akşamlarına götüren “Out of the Loop” adlı videosuyla sergide yer alan sanatçının çalışmaları melez kültürler, köken, yerinden edilmişlik, kimlik ögelerine odaklanıyor.

Mat Collishaw, ‘Fısıldayan Otlar’, HD animasyon video, 3:43, 2011

Serginin en etkileyici ve çok duyulu odalarından biri sanatçı ve yönetmen Pascual Sisto’nun enstalasyonunu ağırlıyor. Sanatçı “En Plein Air / Açık Havada” adlı işinde Japon defnesine odaklanıyor. Üzerindeki altın rengi noktalarla değer kazanan çiçeğin daha değerli hale getirilmek için laboratuvarda üzerindeki benekler arttırılıyor. Doğası deformasyona uğratılan çiçeğin meşhur noktaları sanatçının çalışmasına tasarım perspektifinden dahil oluyor. Doğal düzen ve endüstriyel desen tasarımı iç içe geçiyor. Altın noktaların aktığı videoya eşlik eden yere yayılan halının üzerindeki altın noktalar, koku tasarımı çalışmanın bütünleyici etmenlerini oluşturuyor. François Quévillon yer ve duvarda sergilenen “Rooting / Kökler” adlı iki

videosu bitki köklerine odaklanıyor. Doğa ve bitkilerin ne derece kuvveti ve dayanıklı olduğunu, kök sistemlerinin detaylarını ele alıyor. Şehirleşme ve betonlaşmaya karşı direnen doğayı bir beton ve kayanın içinde oluşmuş ve gün yüzüne çıkmış kökleşme ile ifade ediyor. Seçkiye bir duvar kağıdının üzerinde dört ekranlı çalışmasıyla dahil olan Sabrina Ratté’nin “Rooting / Kökler” adlı enstalasyonu bilim kurgu detayları taşıyor. Gelecek öngörüsünde kaybolan, yeryüzünden silinen bitki türlerini ele alan sanatçının çalışması aynı zamanda bir distopya kurgusu. Bu kaybolan bitki türlerine sadece dijital arşivlerden ulaşılabildiği kurguda dört bitkinin arşiv odasını görüyoruz. Donna J. Haraway, Ursula K. Le Guin ve Greg Egan kitaplarından ilham alan eserin gelecek tahmini iklim krizinin boyutları düşünüldüğünde çok da uzak görünmüyor. Arter’deki sergisiyle hatırladığımız Mat Collishaw, “Whispering Weeds” adlı eserinde Albrecht Dürer’in 1503 yılına ait başyapıtı Great Piece of Turf’tan ilham alıyor. Great Piece of Turf’a modern bir yorum getirerek hareketlendiren çalışma, 16. yüzyıldaki doğa temsiline günümüz perspektifinden bakıyor. Doğaya sıra dışı bir perspektiften bakmak için Flora sergisini 16 Nisan’a dek ziyaret edebilirsiniz.


IstanbulArtNews | Mart 2022

201 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör