• Özüm Ceren İlhan

Gökyüzünü yeryüzüne taşıyan sergi

Shirin Abedinirad Mart ayında Mina’nın Çocukları Projesi kapsamında, Ayça Okay küratörlüğünde ve Trabzon Kızlar Manastırı’nda gerçekleşen Kolektif ‘Yansıma’ isimli sergisini, CI Bloom ile Tersane Istanbul’daki izleyiciyle buluşturuyor. Sanatçı aynalarla ürettiği enstalasyonlarıyla ‘yeryüzünde sergilenen gökyüzü’ne uzanıyor.


Shirin Abedinirad, ‘Piramit’, mekana özgü enstalasyon, ayna, 180x180x220cm, 2022

Büyük ölçekli ve dış mekan enstalasyonlarıyla öne çıkan sanatçı, pratiğinde kullandığı aynalarla çeşitli göz yanılsamaları yaratıyor. Kendisinin tanımıyla “çevresini değiştirebilme yeteneği sunan” aynalar, sanatçının farklı kavramları ele almak ve izleyicisine aktarabilmek için kullandığı bir malzeme. Gökyüzünü yansıtan dış mekan yerleştirmeleri, Abedinirad için yeryüzü ile gökyüzünün kesiştiği, tabiri caizse “izleyicinin ayağına serilen bir göğün” varlığına dönü- şüyor. Bu esnada kendi yansımasıyla karşılaşan izleyici, sanatçının “kendi görüntülerini keşfetmelerini” istediği bir sürece uzanıyor. Sanatçı, tarih boyunca insanlığın yansımasıyla kur- duğu ilişkiye Rumi’nin “ayna metaforu”yla yaklaşıyor. Öyle ki Rumi’nin zamanında, taşın yüzeydeki yansıtıcı özellik için büyük bir emek ve zaman harcanıyor. Bu bağlamda Abedini- rad, aynaların yapım süreci ve beraberindeki zorluğa eğilirken insan ruhunun terbiyesi ve “arınma”sını yansıtıyor. Yapıtların Tersane İstanbul’da sergilenmesi; eser, mekan ve izleyici arasında yeni diyaloglara kapı açıyor. Mina’nın Çocukları Projesi ile Trabzon Kızlar Manastırı’ndan başlayarak CI Bloom ve Tersane İstanbul’a uzanan Kolektif “Yansıma” sergisine dair Shirin Abedinirad ile konuştuk.


Yakın geçmişte Ayça Okay küratörlüğünde, Trabzon Kızlar Manastırı’nda gerçekleşen ve bugün CI Bloom kapsamında izleyiciyle buluşan Kolektif “Yansıma” serginizde, mesele edindiğiniz konu nedir? Enstalasyonlarımda optik bir illüzyon yaratmak için aynalar kullanarak farklı kavramları izleyiciye aktarabiliyorum. Aynalar, bulundukları çevreye herhangi bir öge eklemiyor ama bana çevreyi istediğim şekilde değiştirme yeteneği veriyor. Yakın zamanda Türkiye’de gerçekleştirdiğim proje kapsamında, Trabzon Kızlar Manastırı’nın farklı kısımlarında üç enstalasyon işimi sergiledim. Orada “Dünyadaki Cennet / Heaven On Earth” isimli eser aynadan oluşan bir merdivene karşılık geliyor. “Piramit / Pyramid” ise yine ayna kullanarak ya- rattığım bir heykel. Son olarak “Çağrışım / Evocation” adlı daire formlu yapıtta da malzeme olarak aynaları kullandım ve bu eseri tavanı olmayan, doğrudan gökyüzüyle etkileşime geçen bir kilise içerisinde sergiledim. Malzemeyle kurduğum ilişki sonucu bütün eserlerimi dış mekanda sergiledim çünkü aynalarla, yeryüzünde gökyüzü yansıması elde etmek istedim. Yere bakan bir izleyici için ayaklarına serdiğim bir gökyüzü bulunuyor. Bu yaklaşım beraberinde bir karşılaşma anı yaratıyor. Öyle ki aynada kendi yansımasını gören izleyici, arka planda gökyüzünün yansımasıyla da karşılaşıyor. Bu da bir nevi gökyüzünde olma, orada hissetme hali gibi. Doğrudan bir mesaj iletme kaygım yok ancak enstalasyonlarım aracılığıyla, kendi görüntülerini bir kez daha keşfetmelerini istedim. Öte yanda aynalar, yarattığı ışık kırılmalarıyla tarihi yaşanmışlıkların güzelliğine dikkat çeken mekanların maneviyatını artırıyor.


Yapıtlarınızda Mevlana Celaleddin Rumi ile de güçlü bir bağ kurduğunuzu okumuştum. Bu bağlamda aynalar ve Rumi’nin düşünceleri, irdelediğiniz konuya nasıl bir yaklaşım geliştiriyor? Rumi, mistik konuları ifade etmek için çok sayıda sembol kullanırmış, ayna da onlardan biri. Düşüncelerini aktarmak için kullandığı aynada şiirsel bir yaklaşım var, ben de kendi düşüncelerimi izleyiciye bu şekilde aktarmak istiyorum. Gölün yüzeyindeki yansımayla insanlığın kendi yüzünü görmesinden bu yana, aynalar yansıtıcı bir yüzey olarak tarih sahnesinde uzun bir geçmişe sahip. Öyle ki sanatçılar, şairler, yazarlar ya da mimarlar gibi pek çok kesimin ilgisini her zaman çeken bir ifade aracı olmuş. Günümüzdeki aynanın icadından önce, Mevlana’nın aynalar hakkında birçok şiiri vardı;o günlerde siyah taşlar, yüzeyleri yan- sıtıcı olana kadar cilalanır ve ayna işlevi görürdü. Bu, çok çaba gerektiren ve zahmet isteyen bir süreç. O nedenle Mevlana, ruhun arındırılma yaklaşımını aktarabilmek için aynaları birer metafor olarak kullandı.


Büyük ölçekli yerleştirmeler ve kamusal alan projeleriyle tanınan bir sanatçı olduğunuzu okumuştum. Bu bağlamda CI Bloom’un gerçekleştiğiTersane İstanbul’un, yapıtlarınızla kurabileceği ilişkiyi nasıl tanımlarsınız? Aynalarla ürettiğim enstalasyonlarım, çevrelerinde kendisini kuşatan her ne varsa onları sergiliyor. Bu nedenle onları ne zaman sergilesem, bulundukları yerin bir parçasına dö- nüşerek izleyiciyle arasında bir bütünlük, birliktelik yaratıyorlar.


Son olarak, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) İstanbul Şubesi bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Mina’nın Çocukları, bir sosyal sorumluluk projesine hizmet ediyor. Bu bağlamda CI Bloom ile yollarınızın nasıl kesiştiğinden ve projedeki iş birliğinizden bahseder misiniz? Türkiye’yi ziyaret etmeden önce, Mina’nın Çocukları faaliyetleri hakkında kapsamlı bir bilgim yoktu. Ortakları ve üyeleriyle tanıştığım zaman, kurumun arkasındaki güzel ruhları görebildim. Onlarla iş birliği yapabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Onlardan destek alan kızlarla konuşma şansım oldu ve şimdi her biri farklı çocukları destekliyor. Benim için en güzel yanı, çocuklara sundukları ruhsal ve manevi destekti. Umarım gelecekte Mina’nın Çocuk- ları ile iş birliğim devam eder.


Küratör Ayça Okay anlatıyor Trabzon Kızlar Manastırı’nı ziyaret etmeden önce ve ettikten sonra anlattıklarım çok daha farklı yorumlanacak çünkü atmosferinin gerçekten büyülü olduğuna tanıklık ettim. Trabzon iklimiyle ve coğrafi şartlarıyla, güçlüklere her anlamda göğüs geren bir yer. Coğrafyanın zorluğu insanların mizahi yönünü daha çok kuvvetlendirmiş. Boztepe’nin kentsel dönüşüm manzarası ve daracık ara sokaklarından ummayacağınız bir anda Trabzon Kızlar Manastırı’na yolunuz çıkıyor. Bu sürprizli mekanın son derece titizlikle önce Kültür Bakanlığı tarafından renovasyonu tamamlanmış sonrasında Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ne teslim edilmiş. Boztepe’nin en tepe noktasında yer alan Trabzon Kızlar Manastırı kendini saklayan bir yer değil. Tüm deniz manzarası ve gökyüzüne hakim olan bir tepede konuşlanıyor. Tarihte kadınların yaşadığı, eğitim aldığı ve geçimlerini sağlamak üzere el emeği pek çok şey ürettiği bir mekandan söz ediyoruz. Bu bağlamda mekanın tarihi Mina’nın Çocukları Projesi’nin kurucusu olan genç kadınların üretkenliğiyle muhteşem şekilde örtüşüyor. Ayrıca Trabzon kadını da çok çalışkan ve üretken. Hemen her yaştan kadını fındık zamanı kırsalda emek verirken görmek mümkün.

Tüm bunlar projenin ruhu ve iskeletini oluşturdu. Bu özel mekanda ilk defa güncel sanat sergisi yapıyor olmaksa benim şansım diyebilirim. Mekan keşfi sonrasında uzun soluklu bir küratöryel çalışma ve sanatçıyla bir araya geldiğimiz üretim süreci başladı. Kızlar Manastırı saf haliyle çok güzel; o nedenle ne sanat ne de mekan birbirinin önüne geçmeme- liydi. Sanıyorum projede yaşadığım en zor çelişki buydu. Güç bir coğrafya ancak oranın muhteşem güzelliğini ve farklı açılardan manzaralarını da dâhil edebileceğim bir hikaye yaratmak istedim. Dört yıl önce St. Antuan Kilisesi’nde gerçekleşen karma sergide tanıştığım ve mekana özgü ayna yerleştirmeleriyle işlerini yakından takip ettiğim Shirin Abedinirad, oluşturduğum kısa liste içerisindeydi. Sydney Bienali’nde sahile, Esfahan’da çöle yerleştirdiği aynalar gökyüzüyle ilişki kuracak yansımalarla, aynaya bakan bireyler üzerinden bir ilişki kurmaktaydı. Shirin’e Mina’nın Çocukları Projesi’nin hikayesini anlattığımda çok etkilendi ve projenin parçası olmak istediğini dile getirdi. Pandemi dönemi fiziksel olarak temas etmeden uzaktan çalışabilme konusunda hepimizi çok iyi eğitti. Buradan güç alarak altı aydır Boston - İstanbul arası, gece - gündüz zoom toplantıları sırasında Shirin ile çok emek verdik. Shirin karakter olarak da çok sakin ve çok iyi bir gözlemci. Mekanla ilgili notlarımı ve küratöryel yerleşim önerilerimi değerlendirirken bana sonsuz güvendi. Aynaları yerleştirirken günün farklı saatlerinde güneş ışınlarıyla optik yanılsamalar hedeflediğimiz için uzun süre gözlem yaptık. Ayrıca Trabzon’da kadını da anlatmak için Boztepe manzarasını da dâhil etme konusunda ısrarcıydık. Erkek egemen portre çizen, son derece maskulen tavırlı bir şehir ve kadın konusuyla ilgili “her zaman kalpten kendine inan, üretken ol, hep başın yukarıda olsun” mesajı verdiğimiz bir sergimiz vardı. Kolektif “Yansıma” kapsamında üç farklı mekana özgü üretilen yerleştirme buluyor. Shirin, üretim pratiğinde aynaları yansıtıcı yüzey olmasının çok ötesinde Rumi’nin tasavvuf felsefesini birleştirerek de izleyiciye sunuyor. Yetiştiği coğrafyanın güçlüklerinden beslenerek Manastır içerisinde yaptığı zemin ayna yerleştirmelerinde, İranlı bir kadın olmanın hafızasına kazıdığı başını eğerek gezmeye zorlanma durumunu yine yere bakan bir kadının gökyüzünü görebilmesini mümkün kılarak eleştirel bir bakış açısıyla yansıtıyor. Öte yandan; Kızlar Manastırı’na ilk yaptığımız ziyarette keşfettiğimiz, gökyüzüne uzanan ÇanKulesi’ndeki 11 basamak 2018’de aramızdan ayrılan, bugün sayısız genç kadının ve çocuğun desteklen- mesine imkan sağlamış 11 kadını bir kez daha anmış olduk. Seyir alanına yerleşmiş fraktal geometrik piramitse izleyicilere kübist bir görüntü - sökümü sunar. Rumi’nin sözünden yola çıkarak sadece egoyu terk ederek saflığa ulaşılabileceğini vurgulayan yapıt aynı zamanda Jacques Lacan’ın psikanaliz teorisi egonun ilk oluşum süreci olan Ayna Evresi’ne kısa bir bakış atar. Malzeme, form, kavram ve mekanın yapısı vermek istediğimiz mesajlar bütününe mükemmel şekilde destek oldu diyebilirim.





IstanbulArtNews | CI BLOOM Özel Sayısı

66 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör