• Ege Işık Özatay

‘Gösterişten çok içeriğe önem veriyoruz’

Zai Yaşam bu yaz Anna Laudel ile girdiği iş birliğinin yanı sıra, yerli ve yabancı sanatçıların yer aldığı karma bir sergiyle de kapılarını açıyor. Türkiye’nin ilk butik sanat oteli Casa dell’Arte ve Zai Yaşam’ın kurucusu, koleksiyoner Yunus Büyükkuşoğlu’yla koleksiyonerliği, sanata yaklaşımını ve sanatı destekleyen tüm girişimlerini konuştuk.


Ziyaretçilerine sanatla iç içe bir yaşam tecrübesi sunan Zai Yaşam ve Türkiye’nin ilk butik sanat oteli Casa dell’Arte’nin kurucusu Yunus Büyükkuşoğlu, kendisinin de bir koleksiyoner olmasının getirdiği vizyonla Bodrum’da çağdaş sanatı destekleyen pek çok girişimi hayata geçiriyor. Çalışmalarını ve yaşamını Bodrum’da sürdüren ressam Muzaffer Akyol’a bir atölye hediye etmekten tutun, resim, heykel, fotoğraf sergileri, performanslar, film gösterimleri, tiyatro gösterileri, yaratıcı yazarlık atölyeleri, tiyatro atölyeleri ve festivaller gibi birbirinden farklı etkinliklerin altına imzasını atan ve Anna Laudel Gallery ile bu sene yaptığı iş birliği vasıtasıyla, İstanbullu galeriyi yaz sezonunda Bodrum’a taşıyan Büyükkuşoğlu’yla ziyaretçilerini zeytin ağaçlarının gölgesinde karşılayan Zai Yaşam’ın kuruluş hikayesini, sanatla olan derin ilişkisini, Casa dell’Arte’nin yapısını ve koleksiyonerliği konuştuk.


Adını, Antik Yunan kültüründe barışın, bilgeliğin, kutsallığın, bereketin, saflığın simgesi olarak kabul edilen zeytinden alan Zai Yaşam’ın, Bodrum’daki kuruluş hikayesini yaratıcısından dinleyebilir miyiz?

Zai, Kasım 2017’de kapılarını açtı. Bodrum’a yerleştiğimizde eşim Derya ile birlikte sosyal ihtiyaçlarımız için Bodrum’da tek başımıza kitap okuyacak, aynı zamanda klasik müzik dinleyerek kaliteli kahve içerken keyifli zaman geçirilecek bir yer arayışına girdik. Sadece ihtiyacımız için doğdu Zai kütüphane. Bir mekana kimlik kazandıran en önemli olgunun, o mekanın hikayesi ve misafirlerin o mekanda yaşadığı deneyimler olduğu noktasından yola çıkarak, kütüphanemize ek olarak Zai Yaşam Sanat ve Gastronomi binamızı, yine doğayla iç içe tasarlayarak misafirlerimizin kullanımına açtık. B Zai Yaşam ile klasik ve caz müzik konserleri, resim, heykel ve fotoğraf sergileri, performans sanatları, film gösterimleri, tiyatro gösterileri, yaratıcı yazarlık atölyeleri, tiyatro atölyeleri ve festivaller gibi birbirinden farklı etkinliklerle deneyim sağlıyoruz.

Zai, kendisiyle beraber yeni nesil bir kütüphanecilik anlayışı oluşturdu. Projeye dair ilham kaynağınız ve süreçten bahseder misiniz?

Önceden bilgiye ihtiyaç duyulduğunda kütüphaneye gidilirdi. Arşiv taranır ve araştırılıp bulunurdu. Bizim kütüphane mantığımız buydu. Artık bir “tık”la bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Doğan Hızlan bir yazısında, “Kütüphanelerin işlevi, şekli ve konumlandırılması, artık değişmeli” diyordu. İnsanların kitapla yaşayabileceği yerlere ihtiyaç var. Yeni nesil kütüphane fikri de tam olarak bu ihtiyaçtan ve ilhamdan doğdu. Kütüphane içinde bulunan kafemizde, üçüncü nesil demleme yöntemleriyle hazırlanan kahveler, birbirinden lezzetli bitki çayları ve butik mutfağımızda hazırlanan günlük tatlı ve atıştırmalıklar, okuyucuların gün boyu keyifle vakit geçirebileceği ve bu sırada lezzetli tatlar deneyebileceği bir menü sunuluyor. “Yeni nesil kütüphane” kavramı da böylece hayat bulmuş oluyor.

Zai Yaşam, kendi içinde “müzik, sinema, tiyatro, edebiyat ve sanat” gibi farklı disiplinlerde ziyaretçilerinin beş duyusuna hitap eden etkinlikler düzenliyor. Bu etkinliklerden ve her bir alanın nasıl yönetildiğinden bahsedelim mi?

“Oku, dinle, izle, deneyimle” mottomuz ile Zai’de aktif bir yaşam alanı olarak kitlemize uygun olan paylaşılabilir workshop ve etkinliklerimizi sık sık düzenliyoruz. Edebiyat ve sanat üzerine kavramsal ve kolektif bir mekan olma yönünde genişledik. Açıkça söylemek gerekirse biz bugüne kadar ilgili hedef kitleye ulaşmak ve markalaşmak adına büyük emek verdik. Gösterişten çok içeriğe önem vererek ortak bir beğenide hemfikir olan bir misafir kitlesi oluşmasını sağladık. Düzenlenen etkinlikleri bizzat eşim Derya Büyükkuşoğlu organize ediyor.

Bodrum “küçük İstanbul” olarak görülüyor. Artık İstanbul’da olan tüm restoranlar, cafeler, mağazalar, okullar, hastaneler, galeriler burada da var. Oysa Bodrum beyaz renkte kirece boyanmış evleri, derme çatma sokakları ve kalesiyle bir balıkçı kasabasıydı. Sizce Bodrum kimliğini yavaş yavaş kayıp mı ediyor? Yoksa yalnızca zamana ayak uyduruyor ve dönüşüyor mu?

Her yer gibi artık Bodrum’da değişiyor, gelişiyor. Dokusunu bozmadan yeniliklere açık olunmalı diye düşünüyorum. Salaş balıkçı kasabası kimliğini kaybetmek hali sadece Bodrum değil tüm sahil beldeleri için geçerli. Değişim hayatımızın bir parçası, bizim durduğumuz nokta değişime direnmek değil, onunla birlikte doğaya saygılı şekilde yaşamak.


Bu dönüşümün içinde Zai Yaşam ziyaretçilerine adeta bir vaha gibi nefes alacak bir alan yaratıyor. Zai Yaşam’ın bu nefes aldıran mimarisinden ve düzenlemesinden, Bodrum’un yapısına nasıl uyum sağladığından bahsedelim mi?

Bu bölge, önceden Bodrum’um zeytinlik yeriymiş. Şu anda sayısal olarak çok az ağaç kalmış. Bizim burada en genç ağacımız yüzyıllık. Biz, Zai’nin tüm inşasını tek bir ağaca bile dokunmadan gerçekleştirdik. Bu asırlık ağaçlar bizden çok daha uzun süredir buradalar. Ve hep söylerim Zai, “Yaradan’ın eliyle sanatçının elinin buluştuğu nokta”. Her açıdan farklı görünen zeytin ağaçlarımızla sanat eserlerimiz misafirlerimizi ağırlamakta. Bu ikiliyi sularla buluşturmamızın ve klasik müzik çalmamızın nedeni de sanat, sanat, sanat…..


Fuarlar, açılışlar, sempozyumlar, festivallerle geçen yoğun bir kış sezonundan sonra son birkaç yıldır yazlık mekanlarda İstanbul’daki sanat galerileri sergiler açıyor. Bodrum’daki mekanlarla sanat galerileri iş birliğine giriyor. Böylece hem sanatseverler sanatçılarla buluşmaya devam ediyor hem de sanat piyasası yazın da hareketliliğini sürdürüyor. Zai, olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanatı ve sanatçıyı her daim desteklemiş ve birçok sanat organizasyonuna ev sahipliği yapmış bir isim olarak şunu söyleyebilirim; sanatı daha görünür ve paylaşılabilir kılan her türlü etkinlik bizi mutlu ediyor. Bodrum’un sanat ile iç içe olması ve sanat piyasasının hareketlenmesini ilgiyle takip ediyoruz. Bizim Bodrum’da sanat olarak konumlandırmamız ise çok rahat şekilde öncülük diyebilirim. Sanat ve sanatçının dostu olan Zai ve Casa Dell’Arte otelim her zaman yeni ve modern sanatta Bodrum üstünde işler yapmıştır. Şu anda da Anna Laudel Galeri ile de çok başarılı sergiler yapmaktayız.


Zai geçen yıllarda birçok sergiye ev sahipliği yaptı bu konuda en başarılı bulduğunuz iş hangisidir?

Anna Laudel Galeri’nin açtığı sanatçı Flóra Borsi’nin sergisidir. Benim de koleksiyonuma kattığım değerli bir sanatçı müthiş işleri var her sanat severin görmesini tavsiye ederim.


Zai Yaşam’ın sanat politikası, izlediği yol nedir?

Zai’deki dingin Zen ruhundan, sanatın tüm dallarıyla beslenen bir yaşam alanına geçişi sağladığımız “Zai Yaşam” ile gastronomi başta olmak üzere bizi besleyen tüm güzellikleri bir araya getiriyoruz. Ziyaretçilerimizi sahip olduğumuz eserlerle ve düzenlediğimiz etkinliklerle buluşturmak ve sanatı paylaşmak bizim en önemli politikamız diyebilirim. Zai Yaşam’da, bir yandan yazarın kendi sesiyle dinlediğiniz kitabına klasik müziğin inceliklerinin eşlik ettiğine tanık olabilir, bir yandan gezdiğiniz serginin sanatçısıyla aynı sofrayı paylaşabilir ya da usta oyunculardan usta şairlerin şiirlerine kulak verebilirsiniz. Kültür, sanat ve gastronominin tek çatı altında toplanarak hem birbirini beslemesi hem de birbirinden beslenerek yeni oluşumlara olanak sağlaması, bizim yaşam alanımızda kurduğumuz hayalin temelini oluşturuyor. Biz elimizdekini insanımızla paylaşmayı, herkesin sanat hakkında fikir sahibi olmasını istiyoruz, maddi ve manevi olarak buna göğüs geriyoruz diyebilirim.


Türkiye’nin ilk butik sanat oteli Casa dell’Arte’nin kuruluş sürecini de biraz anlatır mısınız? 2011 yılından bu yana “butik sanat oteli” kavramını şekillendiren Casa dell’Arte konuklarına neler sunuyor?

Casa Dell’Arte fikri, basitçe “sanatı paylaşma” isteğinden doğdu. Torba’daki evi, aslında emeklilik projesi olarak hazırlanmıştık ve yandaki boş araziye de koleksiyonu saklamak için özel bir yer yapacaktık. Büyük kızım Ahu Büyükkuşoğlu Serter “Bunu sadece ev olarak kullanırsanız, çok yazık olur” dedi ve 2007 yazında Bodrum Torba’da Türkiye’nin ilk sanat otelini kurduk. 2007 senesinde açmış olduğumuz, Türkiye’nin ilk sanat oteli olan Casa dell’Arte’nin odalarında, tüm ortak alanlarında ve galerilerinde koleksiyonumuzdan eserler mevcut. Her köşesini Türk sanatının önemli isimlerinden eserlerle süsledik. Böyle bir butik otel, Türkiye için bir ilkti ve hem Türkiye’de hem dünyada çok güzel yansımaları oldu; çok güzel geri dönüşler aldık. Otelimiz İngiliz The Guardian gazetesi tarafından “Avrupa’nın Yeni Açılan En iyi Butik Oteli” seçildi. Travellers dergisinde, dünyanın en iyi 30 otelinden birisi seçildi. Bu arada ben sanatın her iş üzerinde yarattığı muhteşem gücü gördüm. Sanatla ulaşabileceğiniz insanlar o kadar farklı ki… Dünyanın pek çok ülkesinden konukları otelimizde ağırladık ve hep olumlu, bizi cesaretlendiren tepkiler aldık. 30 yılı aşkın bir süredir sanata gönül vermiş bir aile olarak, sanatı paylaşmak için yarattığımız bu mekanın dünya çapında takdirle karşılanması bizleri çok mutlu ediyor. Otel fikri ilk ortaya çıktığında amacımız aslında tam olarak da buydu. “Sanatı tüm dünyadan sanatseverlerle, dostlarımızla paylaşabileceğimiz keyifli bir mekan yaratmak, Türk sanatını ve Türkiye’yi layık olduğu şekilde dünyaya tanıtmak.” Şimdi otelde yaptıklarımızı, galerimizde açtığımız sergilerle taçlandırıyoruz.


Büyükkuşoğlu Aile Koleksiyonu kaç nesilden bu yana toplanıyor? Odak noktasını, koleksiyonda işleri yer alan sanatçıları bizlerle paylaşır mısınız?

İlk resmimi aldığımda 16 yaşındaydım. Rahmetli eşim Fatoş Büyükkuşoğlu sanatla çok ilgiliydi ve seneler boyunca resim, heykel ve antika objeler alarak koleksiyonumuzu kendisiyle birlikte oluşturduk. Şimdi koleksiyonun yönünü kızlarımla belirliyoruz. Küçük kızım Gamze sanat eğitimi aldı; pratik olarak da bu işle uğraşıyor. Benim sanata ilgim aileme ve arkadaşlarıma da sirayet etti. Şu an kardeşlerimin ve bizden sonra sanat eseri almaya başlayan birçok arkadaşımın hatırı sayılır koleksiyonları var. Aile koleksiyonumuzda şu an iki binden fazla klasik, modern ve çağdaş sanata ait yerli ve yabancı sanatçıların eserlerinden örnekler yer alıyor ve koleksiyonumuzu genişletmeye devam ediyoruz. Çok fazla sanatçı olduğunu söyleyebilirim. İlk başlarda koleksiyon 19. yüzyıl ve Cumhuriyet dönemi sanatçılarıyla başladı. Ancak daha sonra çok çeşitli Türk ve yabancı, çağdaş ve modern sanatçıların işleri koleksiyona girdi. Hikmet Onat, Cevat Dereli, Fikret Mualla, Cemal Tollu, Neşet Günal, Hamit Görele, Ömer Uluç, Neşe Erdok, Ahmet Oran sayabileceğim isimlerden sadece birkaçı.


IstanbulArtNews | Temmuz / Ağustos

178 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Bu sene ilki gerçekleştirilecek olan Kommagene Bienali, 20 Ağustos - 20 Ekim tarihleri arasında Adıyaman’da sanatseverleri ağırlayacak. Küratörlüğünü Nihat Özdal’ın üstlendiği ve ‘Hayali Bir Uygarlık