• Tuğçe Arslan

Hafızanın tazelenmesi: Serginin Sergisi II

Zeynep İnankur, Burcu Pelvanoğlu ve Ali Kayaalp küratörlüğünde İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde açılan Serginin Sergisi II, müzenin kimliğinden referans alarak hem İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin hem de Türk resminin tarihine ışık tutuyor. Temmuz ayına kadar devam edecek sergiyi görmek için sayılı gün kaldı.


Zeki Faik İzer, ‘İnkılap Yolunda’, tuval üzeri yağlıboya, 1933 (İstanbul Resim Heykel Müzesi Koleksiyonu)


Türkiye’nin ilk ve 1970’lere dek tek modern sanat müzesi olan İstanbul Resim Heykel Müzesi (İRHM), geçtiğimiz yılın aralık ayında Serginin Sergisi II ile yeniden gündeme gelmişti. “Yeniden” çünkü İRHM birtakım bürokratik sebeplerle 2012’de yerinden edilmiş bir müze olarak uzun süredir sessizliğe gömülüydü. Bilindiği üzere İRHM, 1937 yılında Atatürk’ün emriyle Garabet Amira Balyan ve Nigoğos Balyan tarafından tasarlanan ve inşa edilen Dolmabahçe Sarayının Veliaht Dairesi’nde kurulmuştu. Veliaht Dairesi’nde 2007’de başlayan ve bir türlü bitmek bilmeyen restorasyon çalışmalarının ardından, müzenin kuruluşundan itibaren ikamet ettiği bu yerden göç ettirileceğine dair söylentiler duyulmaya başlanmıştı. Tophane mevkiindeki beş numaralı antrepoya taşınacağı havadisleri yayılırken, restorasyonun kısmen tamamlanmasıyla 2009 yılında, Veliaht Dairesi’nde son kez Serginin Sergisi adlı bir seçki gerçekleştirilmişti. Serginin Sergisi, müzenin 1937’deki açılış sergisinin bir tekrarıydı, bu bağlamda adından da anlaşıldığı üzere Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olan İRHM’nin tarihi kaydını tutuyor ve belleği geri çağırıyordu. Serginin Sergisi, aynı zamanda, yıllardır atıl kalan müzenin yeniden kültür ve sanat ortamına katılmasının bir kutlamasıydı. 2012’de Veliaht Dairesi’ndeki restorasyon tamamlandıysa da müze aynı yıl buradan tecrit edilmiş, koleksiyon ise evvelinde çıkan söylentileri doğrular şekilde Tophanedeki antrepolardan beş numaralı antrepoya taşınmıştı. Ancak buradaki inşaat çalışmaları sebebiyle de müzenin açılışı sürekli ertelenip durmuştu.

Nihayet geçtiğimiz aralıkta müze, Serginin Sergisi II ile yeni mekanında yeniden açıldı ancak bu kısmi bir açılış. Henüz yeni yeni düzenlenmeye başlayan müze salonları; Serginin Sergisi II, ardından açılan Osman Hamdi Bey ve takiben nisanda açılan Hat Sanatına Dair ve Kaligrafik Eğilimler sergileriyle, izleyiciyi pandeminin de etkisiyle hepten uzak kaldığı müze ziyaretlerine ve İRHM’ye yavaş yavaş adapte etmeyi amaçlıyor. Büyük açılışın ise eylül ayında yapılacağı biliniyor.

‘1937’den 2009’a, 2009’dan günümüze …’

İlki müzenin ilk mekanı olan Veliaht Dairesi’nde 2009 yılında açılan Serginin Sergisi’nin ikincisi, mimar Emre Arolat tarafından tasarlanan ve Galataport projesi kapsamında İRHM’ye tahsis edilen yeni mekanı 5 numaralı antrepoda izleyicisiyle buluştu. Serginin Sergisi II, tıpkı 2009 yılındaki jest gibi epey zamandır kapalı kalan ve deyim yerindeyse açılışı sürüncemede bırakılan İRHM’nin, nihayet ve tüm mazisiyle geri dönüşünün simgesi oldu. Bu bağlamda kendi geçmişinden referans alan Serginin Sergisi II, hem 2009 yılındaki Serginin Sergisi’ne hem de 1937 açılış sergisine bir ithaf olarak tezahür ediyor. Ayşe Hazar Köksal, “İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Yeniden...” adlı yazısında, bu üç serginin karakteristiğini ve ilişkisini şöyle betimliyor: “1937 sergisi yenilik ve tazeliğin getirdiği heyecan ve umudu ifade ediyordu. 2009 sergisi ise mücadele ve azmin sembolüydü. Serginin Sergisi II ise, Müze yeni yerinde açılırken kurumun geçmişine sahip çıkacağını ima ediyor.”

Çünkü yeni bir kurguyla yeniden var olmak yerine kendi kimliğine atıfta bulunan bir sergiyle geri dönmesi, İRHM’nin tarihine dair hafızaları tazeliyor. Köksal aynı yazısında, Serginin Sergisi II’nin müzenin hafızası bakımından önemine dair ise şunları yazıyor: “Doğduğu, 75 yıl yaşadığı Veliaht Dairesi’nden zorla göç ettirilmiş, belleğinden koparılmış bir müzeden bahsediyoruz. Müze’nin ilk sergisi de bu bellekten kurtularak, çağdaş dünyanın gerektirdiği gibi yeni’nin peşinden gidebilir, sıfırlanabilirdi. Neyse ki, Serginin Sergisi II ile geçmişe ve geçmişine eklemlenmeyi tercih etmiş gibi görünüyor.”

‘1937 Açılış Koleksiyonu ile Yeniden…’

Prof. Dr. Zeynep İnankur, Prof. Dr. Burcu Pelvanoğlu ve Dr. Öğretim Görevlisi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde düzenlenen Serginin Sergisi II, kurumun geçmişiyle bağlarını onarıyor. Müzenin ilk katında yer alan ve İRHM koleksiyonundan 196 eserin gösterildiği bu sergide, Türk resim sanatını tanımlamak ve tanıtmak bağlamında eserler; Fotoğraftan Resim, Kopyalar, Osmanlı Resmi, 1914 Kuşağı, Modernizmin Biçim Dili, Anadolu Manzaraları, Modern Yaşam/Modern İmge, Manzara, Ölü Doğa, İnkılap Resimleri gibi kategorilere ayrılmış ve her bir kategori için hem kendi içindeki bağlama hem de bir diğerleriyle olan ilişkiselliğine odaklanır vaziyette bir yerleşim düzeni oluşturulmuş.

Fotoğraftan Resim adı verilen salonla başlayan sergi, Türkiye’de Batılı anlamda üretilen ilk resimleri sunuyor; bu bağlamda kronolojik olarak da başlangıca yerleşiyor. Burası minyatürden Batı tarzı tuval resmine geçişi gerçekleştiren askeri okul öğrencilerinin fotoğraftan faydalanarak ürettikleri resimleri teşhir ediyor.

Bilindiği üzere Osmanlı döneminde, 1882 tarihli Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nin kuruluşuna dek resim dersleri askeri kurumlarda verilmiştir. Mühendishane-i Bahr-i Hümâyun, Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn, Mekteb-i Tıbbiye, Mekteb-i Erkân-ı Harbiye gibi okullar, programlarında resim derslerine yer ayıran kurumlar olmuştur. Batılılaşma misyonunda resim dersleri teknik bir ihtiyaç olarak gündeme gelmiş olup, bu kurumlarda bilhassa perspektif bilgisine odaklanılmıştır. Askeri okulların ardından Galatasaray Mekteb-i Sultanisi ve Darüşşafaka gibi sivil okulların programına dâhil edilen resim dersleri ile Türk sanat tarihinde perspektif ve Batılı anlamda resmin ilk örnekleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Askeri okul öğrencilerinin fırçalarından çıkan bu boyamalar İstanbul’un saray, kasır ve bahçeler gibi önemli yerlerinin tasvirlerini sunuyor. Bu resimlerin çoğunluğu fotoğrafların büyütülüp renklendirmesiyle yapılmış; zira fotoğraftan çalışılan bu resimlerde amaç, askeri okul öğrencilerine kareleme tekniğinin öğretimi olmuş. Bu tekniğin rahat uygulanması içinse saray tarafından öğrencilere tahsis edilen büyük boyutlu tuvaller kullanılmış. Bu dönem, resim sanatında fotoğraftan faydalanma egzersiz amaçlı uygulandıysa da bu resimler aynı zamanda romantik bir manzara duygusu vermekten de geri kalmamış.

Askeri okul öğrencilerinin resimlerinin yer aldığı bu salonda, küratörler tarafından bir de Sergiye Dahil Edilemeyen Eserler adını taşıyan bir duvar oluşturulmuş. Bu duvarda salonun genelinde de olan bazı sanatçıların 2019 yılında cumhurbaşkanlığına “ödünç” verilen eserlerinin fotografik imgeleri yer alıyor. Küratörler, bu duvarı adeta burada eksik olan eserlerin kaydını tutmak için ve onların ait oldukları yere, yani müzeye iade edilmesine dair bir jest olarak düzenlemiş gibiler. Köksal ise buradaki Sergiye Dahil Edilemeyen Eserler duvarını şöyle yorumluyor: “En kritik nokta ise dışarıya ödünç verilmiş eserlerin sergilenmesi. Çoğu Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na olmak üzere geçici olarak verilen bu eserlerin tematik bir düzenle görünmez olmaları sağlanabilirdi. Tam tersine, her eserin küçük boyutlu röprodüksiyonları yan yana asılmış, ödünç verildiği yer yazılmış, verilme zaman aralığı boş bırakılmış… Bu biçimde bir görünürlük rahatsız edici, hüzün verici. Ama sanki Müze ‘artık hazırım’ demeye çalışıyor.”

Fotoğraftan resim salonunun bitiminde Kopyalar salonu açılıyor. 2009’daki Serginin Sergisi seçkisinden farklı olarak burada müze koleksiyonunda yer alan kopya resimler de sergileniyor. Avrupalı tanınmış ressamların ünlü tablolarının kopyalarının yer aldığı bu salon, görsel anlamda uluslararası bir koleksiyon etkisi yaratıyor. Kopya resimlerin gösterildiği bu salon, tıpkı Fotoğraftan Resim’de olduğu gibi Batılılaşma Dönemi’nin sanat eğitim sistemine dair bilgiler sunuyor.

Serginin metninde de bu detay oldukça açıklayıcı bir biçimde anlatılıyor. Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nin kurucusu Osman Hamdi Bey’in ölümünden sonra, kardeşi ve aynı zamanda mektep müdürü olan Halil Ethem, öğrencilerin resim eğitiminde gelişme kaydedebilmeleri adına eski üstatların eserleriyle tanışmalarının, onları etüt edebilmelerinin icap ettiğine kanaat getirmiş, ancak maddi açıdan el uzatılamayacak kadar değerli olan Avrupalı ressamların eserlerini satın alamayacağı için onların kopyalarının yaptırılmasını uygun bulmuştur. Bunun üzerine 1917 yılında, Resim Tabloları Müzesi Tüzüğü’nde kopyaların sipariş edileceğini bildiren Ethem; Berlin, Madrid, Münih, Paris ve Viyana müzelerinden Avrupalı ünlü ressamların eserlerinden kopyalar yaptırmıştır.

Bu salonda; Pieter Brueghel “Köylü Düğünü” (1568), Jean-Antoine Watteau “Kytehera Adasına Kutsal Yolculuk” (1717), Anthony van Dyck “Anna van Thielen ve Kızları Anna Maria Rombouts” (1631-1632) gibi önemli ressamların kopya edilmiş eserleri yer alıyor. Görüldüğü üzere kopya eserler genellikle klasik tarzda seçilmiş, çünkü bunun güzel sanatlar tarihinin araştırılmasında da yararlı olacağı düşünülmüştür. Akademinin koleksiyonunda, Lotte Sykora, Emile Delobre, Walter Schachinger gibi Avrupalı sanatçıların kopya ettikleri bu eserlerin yanı sıra yerli sanatçıların da kopyaladıkları eserler bulunuyor. Fikret Mualla, El Greko’nun “Aziz Luka” eserini; Ömer Adil, Gastano Esposito’nun “Napoli Körfezi” tablosunu; Haşmet Akal, Jean Dominique Ingres’in ünlü oryantalist figürü “Büyük Odalık”ı; Ali Sami Boyar, Jean-Baptiste Siméon Chardin’in “Topaçlı Çocuk” adlı tablosunu; Cevat Dereli, Honoré Daumier’nin “Crispin ve Scapin” resmini; Mihri Hanım ise Frans Hals’ın “Çingene Kızı”nı kopyalamış. Sergide Türk ressamlar tarafından kopyalanan bu eserlere bakılınca, sanatçıların hemen hemen kendi tarzlarındaki resimleri kopya etmeyi tercih ettikleri görülüyor. Örneğin; Cevat Dereli karikatürvari bir eseri tercih etmiş ya da Boyar kendi fırçasına yakın bulduğu klasik çizgiyi takip etmiş. Akademi’de uzun bir süre devam eden kopya geleneği, nihayetinde Resim Heykel Müzesi’nin bünyesinde bir kopya eser koleksiyonunun da oluşmasını sağlamıştır.

Kopyalar salonu ardından Osmanlı Resmi bölümü geliyor. Burada Osmanlı resim sanatının önde gelen temsilcilerinden; Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyit, Halil Paşa, Hüseyin Zekai Paşa, Hoca Ali Rıza ve Ahmet Ziya Akbulut gibi ressamların eserleri yer alıyor. Bu ilk kuşak ressamlar dediğimiz gruptan Osman Hamdi Bey dışındaki sanatçılar, perspektif ve resim sanatına dair ilk eğitimlerini askeri okullarda edinmişler. Modern Osmanlı resminin mihenk taşı olan Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyit ve Halil Paşa daha sonra Paris’te eğitim almış ve burada Jean-Léon Gérome, Gustave Boulanger, Alexandre Cabanel ve Gustave Courtois gibi dönemin ünlü sanatçılarının atölyelerinde çalışmışlardır. 1860-1870 yılları arasında Paris’te eğitim alan bu sanatçılar, akademik resmin yanında Barbizon Okulu’nun manzara resmine de eğilim göstermişlerdir. Gustave Courbet, Fantin-Latour gibi sanatçılardan etkilenen ressamlar aracılığıyla 1870’li yılların ardından Türkiye’deki resim sanatı, Paris’teki hareketlere bağlı olarak şekillenmiş ve o dönem Batı’da yaygın olan konular işlenmeye başlamıştır.

Bu salonda Süleyman Seyyit’in ve Şeker Ahmet Paşa’nın natürmortları ile Halil Paşa’nın “Mısır Nil Kenarı” manzarası gibi resimleri yer alırken, burada da Cumhurbaşkanlığı’na ödünç verilen ve “sergiye dâhil edilemeyen”; Hüseyin Zekai Paşa, Şeker Ahmet, Halil Paşa, Şevket Dağ, Nazmi Ziya Güran gibi sanatçıların bazı eserleri fotoğraflarıyla gösterilmiş ve yine müzenin koleksiyonu açısından aynı bilinçle kayıt altına alınmış. İlginçtir ki sergide, bu salondan sonra “sergiye dâhil edilemeyen eserler” duvarı görünmüyor, Cumhurbaşkanlığı’nın resim sanatına olan ilgisi bu dönemle son buluyor gibi.

Ve 1914 Kuşağı; asker ressamların ardından gelen 1914 Kuşağı ya da diğer adıyla Çallı Kuşağı, kendilerinden önceki dönemin çizgisinden farklı olarak biçimden ziyade ışık ve rengi önemsemişlerdir. II Meşrutiyet’in ilanıyla kendi imkanları doğrultusunda ya da devlet desteği ile yurt dışına eğitime giden bu ressamlar, 1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle ülkelerine geri dönmüşlerdir. Avni Lifij, Nazmi Ziya Güran, İbrahim Çallı, Ali Sami Boyar, Namık İsmail, Feyhaman Duran, Hikmet Onat, Mehmet Ruhi Arel, Sami Yetik’in de aralarında olduğu 1914 Kuşağı sanatçıları, çoğunlukla manzara ve İstanbul’un pitoresk köşelerini ele almış ancak diğer taraftan modern kent yaşantısı ve kadın imgesini de resimlerinde işlemişlerdir.

Sosyal yaşamı resme dâhil ederek konu çeşitliliğine giden bu grup, aynı zamanda 1916 yılında düzenledikleri Galatasaray Sergileri ile de sergi geleneğini başlatmışlardır. Buna ek olarak, Cumhuriyeti karşılayan bu kuşakla birlikte sarayın tekelinden çıkarak sivilleşen sanat anlayışıyla resme nü de dâhil olmuştur. Sergide yer alan Çallı’nın “Çıplak Yatan Kadın”ı ya da Feyhaman Duran’ın doğrudan “Nü” olarak adlandırılan tabloları, Türk resmindeki ilk örnekleri arasındadır.

Bununla birlikte Türk izlenimcileri olarak da adlandırılan bu kuşak, bu dönemde başlayan ada vapuru seferleriyle adalara çekilmiş ve orada bol ışıklı manzaralar boyamışlardır. Ancak 1914 Kuşağı’nın izlenimciliğinde Avrupa izlenimciliğinin ideolojik yaklaşımı yoktur, daha ziyade tuvali öznel bir anlatıma kavuşturmak adına izlenimci bir fırça kullanmışlardır. Ayrıca edebiyatla sıkı bir ilişki içinde olan bu sanatçıların manzaralarında, Fecr-i Âti edebiyatının temsilcilerinden Ahmet Haşim’in sembolizm öğelerine başvuran şiirlerinin etkileri de hissedilmektedir.

1914 kuşağının ardından, kronolojik olarak erken dönem Cumhuriyet resimlerinin sergilendiği salonlar geliyor. Serginin Modernizmin Biçim Dili ve Modern Yaşam Modern İmge adı taşıyan salonlarında, modern toplum inşasına odaklanan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki ideolojik dönüşümlerin resme de yansıdığı görülüyor. Modern kent yaşamı ya da modern birey gibi kavramlar; kıyafet, kadın ya da harf devrimi gibi imgeler üzerinden ele alınıyor.

Modern Yaşam ve Modern İmge salonu, belki de sergide yer alan en eğlenceli, en hareketli kısım. Çünkü Cumhuriyet ideolojisiyle birlikte özellikle yeni eğlence biçimlerinin resmedildiği bol danslı, bol müzikli resimler burada sergileniyor.

Erken Cumhuriyet Dönemi’nde balolar; modern kadın ve modern erkeğin birlikte dans eden görüntüleri gibi sosyal konular, modern sanatı inşa etmek için bilinçli olarak kullanılan Art Déco sentezli geç kübizm diliyle resme dâhil olmuş. Sergide yer alan Ali Avni Çelebi’nin 1928 tarihli “Maskeli Balo”su biçim ve içerik bakımından tam da erken Cumhuriyet resminin bu modern tarifine oturuyor. Nurullah Berk’in figürlerin istifi, renklerin uyumu ve dinamizmi ile Türk resminde açılan yeni bir çağın habercisi olarak yorumladığı bu resimde, moderne dair önemli bir detay da kadın figürüdür. Avni Çelebi’nin söz konusu tablosunda ya da hemen yakınındaki Hamit Görele’nin “Konser” tablosundaki kadın imgelerine baktığımızda keskin bir değişim/dönüşüm kendini gösteriyor.

Serginin küratörlerinden Prof. Dr. Burcu Pelvanoğlu, Türkiye’deki sanat ortamı üzerinden modernleşmeyi incelemiş olduğu “Pek Kronolojik Olmayan Hayatımız” adlı kitabında, moderniteyi eleştirel bir biçimde ele almış, zemini kaygan bir ideoloji olarak değerlendirdiği modernizmin Türkiye’de kavramsal değil simgesel bir yaşam sürdüğünü yazmıştır.

“Modernleşmenin çeşitli sembolleri olduğu gibi, Türkiye’de plastik sanatlar tarihi semboller üzerinden işlemiştir” diyen Pelvanoğlu söz konusu kitabında, özellikle de kadın bedeni ve imgesiyle modernizm arasındaki ilişkiye dair şöyle bir yorumda bulunmuştur: “Cumhuriyet Dönemi’nde, modernleşme projesinin temelinde kadın yer almış ve modernleşme, kadının özel alandaki tasvirini de değiştirmiştir. Modern kadını betimleyen resimlerde, kadın ya açık alanda şık ve modern giysiler içinde ya da iç mekanlarda eylem halinde gösterilmeye başlanmıştır.” Genellikle kısa saçlı ya da toplu saçlarıyla ciddi kıyafetler içinde tasvir edilen ve bu anlamda cinsiyetine ithafen resmedilmeyen kadın uzun saçlı, beyaz tenli ve dişilik olgusu öne çıkarılan kadının yerine geçmiş ve böylece enerjik, ağırbaşlı yeni bir kadın imgesi yaratılmış. Dolayısıyla Cumhuriyet ile kadının görüntüsü değişime uğramış; laik ve modern bir biçimde resme dâhil edilmiş olan kadın, modern Türkiye’nin de simgesi haline getirilmiştir.

Cumhuriyet ideolojisinin yansıdığı diğer salon ise İnkılap Resimleri salonudur. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin temalarından biri de Kurtuluş Savaşı olmuştur. Kurtuluşun ardından, ulus kimlik inşasını destansı bir biçimde tuvallerine aktaran ressamlar, burada da bazı sembolik öğelere başvurmuştur.

Zeki Faik İzer’in ünlü Fransız ressam Delacroix’nın “Halka Yol Gösteren Özgürlük” adlı tablosundan esinlenerek gerçekleştirdiği “İnkılap Yolunda” adlı resmi; Atatürk, Türk bayrağı, modern kadın, modern erkek ve bunların karşısına eklemlenen yerlere yığılmış sakallı İslami figürlerle dönüşümü son derece basit bir anlatımla izleyiciye iletiyor. Arif Bedii Kaptan’ın “Cumhuriyet’in Gençliğe Tevdii” adlı resminde de yine aynı öğeler aynı işlevi görüyor; Atatürk ve Türk bayrağı, ona eşlik eden modern kadın, modern erkek ve ellerinde tuttukları yeniden doğuşu simgeleyen çocukla inkılabı benzer bir biçimde sembolikleştirerek, ulus devlet ve kimlik inşasını merkezine alıyor. Zeki Faik İzer ve Arif Bedii Kaptan direkt olarak sembolik ögeler eşliğinde dönüşümü ele alırken Ali Avni Çelebi “Silah Arkadaşları” adlı tablosu ile çok daha hissiyatlı bir noktada bekliyor. Avni Çelebi, yaralı silah arkadaşını sırtında taşıyan askerle dönüşüm için çekilen sancılara, ödenen bedellere odaklanırken bu sancıyı herhangi bir ulusa atfedercesine sembolik bir biçimde kimliklendirmiyor. Daha bitaraf bir izlenim uyandıran “Silah Arkadaşları”, adeta savaşın “ben” ve “öteki”ni aynı kederde buluşturduğunu gösteriyor.

Serginin Sergisi II, ilk kuşak ressamlardan Erken Cumhuriyet Dönemi’ne dek Türkiye’nin modern resminin üretimine, dönüşümlerine ve buna etki eden sanatçılarına odaklanırken ana hatlarıyla modern Türk resminin oluşumu ve gelişimine dair belgesel nitelikli bir seyir sunuyor.

İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin birinci katında yer alan sergi, temmuz ayına dek Pazartesi günleri hariç haftanın diğer günleri ziyaret edilebilir.



IstanbulArtNews | Haziran 2022

106 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör