• Fırat Demir

İvme! Önce en ileriye, sonra da hep birlikte çöküşe!

Güncelleme tarihi: 13 Oca

Çağdaş Sanat, sorunlarıyla birlikte anılan, negatifi alınmadan da konuşulmayan bir olgu. Bu karamsarlığın her zaman eleştirel bir tavırdan beslendiğini söylemek ise naiflik olur. Sürekli tartışılan, fakat tüm bu tartışmaların harıyla zar zor tutuşmuş cılız alevinde daha burnunun ucunu bile aydınlatamayan bir şey bu sonuçta yavaş, hantal, ama hep dillerde olduğu için hareket ediyormuş, hızlıymış sanılan. Arkasına aldığı uçsuz bucaksız kurumsal ve finansal desteğe rağmen ve tam da bu yüzden hasta ve aciz gibi üstüne titrenen, anlaşılmak istenen, anlaşılabileceği düşünülen, ya sonu gelen, ya yenisi aranan sanat! Peki ona biraz daha ilgi göstermek, onu pohpohlamak, onun türlü ukalalıklarına göz yummak nasıl bir sonuca götürür bizi? Sanatı mümkün kılan tüm güçleri birer birer yolundan çevirip sorguya çekmek yerine, bu güçlere daha da fütursuzlaşabileceklerini öğütlemek nasıl olur? Bir yeraltı felsefesi olmaktan çıkıp gündelik düşünce aksını sarsmaya başlayan “Accelerationism”, yani ivmecilik teorisi süregiden sanat tartışmalarında herkese nefes aldıracak fikirler sunuyor. Çağın en önemli iki faktörününün, kapitalizmin ve teknolojinin (yani otomatikleşmenin), gelinen noktada artık alternatifler düşünmek zor olduğu için, aşılması gereken engeller olarak görünmesi yerine sahiplenilip hızlandırılmasını ve yoğunlaştırılmasını savunanivmeciler, bu hız ile sistemin kendi kendini yok edeceğini, duvara toslayacağını tasarlayıp sosyal devrimi öne çekmeyi amaçlıyor. Marx’ın “insanlık kapitalizmin en katı ve nihai formunu yaşamadan özgürleşemeyecek” düsturundan yola çıkan bu akım, kapitalizmin her şeyi yıkıp kendi içine alarak evrildiği gerçeğiyle yüzleşip, kapitalizmi artık kendi kendini taşıyamayacak hale getirmeye teşvik eder. Hızı ve yıkımı övmesiyle Futurizmin babası Marinetti’yi selamlayan akım, tıpkı müzeleri ve kurumları mezarlıklara benzetip havaya uçurmayı teklif eden Marinetti gibi bir tür “yeni nizam” peşindedir ve tasarladıkları düzende hümanizme, kurumsallaşmaya, kimlik politikalarına, ideolojiye ve benzerlerine yer yoktur. Çünkü tüm bu tanımlar kapitalizmin vahşeti karşısında ağır ağır tekrarlanan Aydınlanma zırvalarıdır. Aksine, sistem teşvik edilmeli, daha da önemlisi sistemin dayattığı otomatikleşmeyi ve yapay zekayı da işin içine katarak işçilik, emek ve üretim kavramları zamanına uygun bir tempoda yeniden ele alınmalıdır. Bir ivmecinin sanat dünyasına doğru vitese basmasının sonuçlarını düşünmek heyecan verici: Önce bir hesaba girilir ve kurumlar, galeriler, koleksiyonerler, fuarlar; üretimin kendisi dışındaki her şey ve herkes yalnızca kapital olarak algılanır, desteklenir ve etiğe bulaştırılmaz. Artık sanatçının üretimiyle olan bağı da özle, yani emek-değer ilişkisiyle sınırlıdır. Böylesi dürüst bir ilişki içerisinde sanatçının tevazusunu koruyup korumaması, hırslı olup olmaması önemsizdir. Sanatçının hümanist ve ideolojik tercihleri önemsizleştikçe kolektif ve otomatik üretimin ufku genişler çünkü çoğalmacılık, anonimleşme ve hasat değer kazanmıştır. Tekelci eski formlar, sürekli tekrarlanan referanslar teknolojinin devinimi karşısında sıradanlaşır. Ve en önemlisi tüm bu hız sanatçının hırsları ya da ahlakıyla ya da sanatın iyileştirilmesiyle ilgili değildir. Sanatçı avangard bir tavırla yıkım anını beklemekte ve hazırlamaktadır. Kendi içine çökecek bir sistemin elçisi olmak elbette şimdinin ahlaklı ve tutarlı sanatçı resmine göre çok daha cezbedici. Peki, ivmecinin hızını düşüren nedir? Daha adil bir dünya aradığını iddia edip beslediği ekonomik sistemin içinde sürekli sızlanan, sızlandıkça da dürüstlükten uzaklaşan sanatçının kendisidir. Yaşasın yarının arsız ve süratli sanatçıları!


IstanbulArtNews | Ocak 2022

48 görüntüleme0 yorum