• Uğur Ugan

İMÇ mozaikleri günden güne yok oluyor

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dökülen mozaiklerini hemen her gün yerinde gözlemleyen ve bunu takipçileriyle paylaşan Ahmed Raci (@fahmethilmi) isimli Twitter hesabı, bu yönüyle İstanbul’un kent duvarlarındaki tahribata dikkat çekiyor. Hesabın sahibiyle edindiği bu gönüllü görevi ve kent kültürünü masaya yatırdık.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun İMÇ binası üzerinde bulunan mozaik eserleri kurtarılmayı bekliyor. İstanbul’un geneline yayılan eserler kent kültürümüzün sokakla olan ilişkisinde en önemli simgelerden.

Uzun zamandır Twitter’da Ahmet Raci (@fahmethilmi) isimli bir hesap var. Bu hesabın sahibi kendine gönüllü bir görev edinmişcesine hemen her gün Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun İMÇ bloklarında bulunan mozaiklerini kontrol ediyor ve gün be gün yaşanan tahribatı gözler önüne seriyor. İşi gereği her gün o rotayı takip eden ve Bedri Rahmi'nin dökülen mozaiklerini paylaşan hesap bu yönüyle İstanbul'un kent duvarlarına imzasını vurmuş üstada bir nevi saygı duruşu niteliğinde bir duyarlılık gösteriliyor. İstanbul’un kaybolan değerleri ve eserleri özelinde kendine gönüllü görev edinen hesabın sahibiyle buluştuk ve hem gerçekleştirdiği bu sosyal sorumluğu hem de İstanbul’un kent hafızasında yer edinen duvarların estetiğini konuştuk.


Sizi sosyal medyadan yaptığınız Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun mozaikleri ile ilgili korunma ve takibini içeren paylaşımlar üzerinden kamuoyu tanıyor. Bu paylaşımlar nasıl başladı ve kendinize bununla ilgili nasıl bir gönüllü görev edindiniz? ben tabiatım icabı biraz toplayıcı biraz da detaylarla ilgilenmeyi seven bir insanım. Eskicilere, hurdacılara, sahaflara imkan buldukça uğramaya ve ilgi alanlarıma göre bir şeyler toplamaya gayret ederim. Bunlara Bedri Rahmi’ye duyduğum ilgiyi ve her geçen gün mozaiklerin dökülmesinden pek çok insan gibi duyduğum ızdırabı eklersek bu işin kökenlerine dair bir izahat vermiş olurum sanırım. Cevabı biraz daha spesifikleştirecek olursam; yolu 17 senedir Vefa’ya düşen, işine gitmek için İMÇ’den, mozaik panoların yöresinden geçen birisiyim. ancak şunu da belirtmem gerekir ki bu 17 senenin ilk 5 senesi bakmakla geçmiştir. Benim buradaki panoları “görmem” 5. yılından itibarendir. O tarihten itibaren tabiri caizse gönüllü bekçiliğini yapıyorum. Yaklaşık 1,5 senedir de, bu panoların kaderini değiştirmek ümidiyle, olan biten her şeyi kamuoyu ile paylaşmaya çalışıyorum. bu mozaikleri ben fark edince düşmeye başlamadı yıllar içinde düşüyordu.

İlk ne zaman düştüğünü farkettiniz? Bunun, başından beri kaydını tutmadığıma zaman zaman hayıflanmışımdır aslında ancak spesifik bir tarih veremesem de bu panoları yakından takip etmeye başlamam 2009-2010’a tekabül ediyor diyebilirim. Demin de belirttiğim gibi görmeyi başarmam 5. yıldan itibarendir. İşiniz gereği hergün o rotada yürüyordunuz ve bir gün mozaiklerin deforme olduğunu fark ettiniz. İlk böyle mi başladı? Bu eserlere yakından bakmaya başladıktan sonra deformasyonu farketmemek mümkün değildi elbette ama açıkçası ben bu deformasyonun tarihin bir anında yaşanmış olduğunu zannediyordum başlangıçta. Ta ki yerdeki bir mozaik parçasının gözüme çarpmasına kadar. bu yıpranmanın hali hazırda da devam ettiğini o zaman idrak edebildim ve o andan itibaren özellikle bakmaya ve düşen parçaları toplamaya başladım. Anladım ki değişen hava şartları, şiddetli bir yağmur, soğuk-sıcak değişimi hatta yağışın eğimi yani kuzeyden ya da güneyden vurmasının etkisine göre bu parçalar sık sık düşüyorlarmış. Benim tarihin bir döneminde düş- tüğünü zannettiğim şey her gün gözümün önünde oluyormuş. bakmaya başladıktan sonra bunları farkettim. Ve deformasyonun hızını farkettikten, parçalar hızla birikmeye başladıktan sonradır ki bunları saklamayı ihmale gelmez bir görev olarak telakki ettim. Başlangıçta o parçaları alırken belirli, planlanmış bir amacım yoktu. Gayem bu parçaların bir süpürgenin önüne kapılıp ebediyyen kaybolmasına mani olmaktı. Restorasyon sürecinin başlaması için inisiyatif almam Twitter’daki paylaşımların başlamasıyla eş zamanlıdır diyebilirim.

Düşen parçaları ne yapıyorsunuz? Bir yerde muhafaza ettiniz mi? Az önce belirttiğim üzere pano nun yıpranmaya devam etmekte olduğunu anladıktan itibaren rotamı revize ettim ve İMÇ’deki iki Bedri Rahmi ve bir Eren Eyüboğlu mozaik panosunu her gün, bunlardan daha uzakta yer alan Nedim Günsür panosunu da haftada bir kontrol etmeye başladım. Hatta şiddetli yağmur ve dolu gibi tahrip gücü nispeten daha yüksek hava koşullarında aynı gün birden fazla kontrol ettiğim de oldu. Netice itibariyle aynı ölçüde olmasa da her bir panonun zayiat vermeye devam ettiğini gözlemledim. Her bir panodan düşen parçaları kendilerine tahsis ettiğim kutularda muhafaza etmeye başladım. Yeri gelmişken en büyük kayıpların özellikle Bedri Rahmi panolarında yaşandığını özellikle İstanbul panosunun kayıplarının ciddi bir boyuta ulaştığını da üzülerek belirtmek isterim. Öyle ki geçen sene bu panodan tek tek mozaikler değil, 35 mozaik parçasının bulunduğu bir beton parça düşmüştü.

Bu konuda yetkililere bir çağrı yapmayı düşündünüz mü? Twitter’ın Türkiye’de bir sorun çözme aracı haline gelmesiyle birlikte ben de kimsenin umursamadığını düşündüğüm bu problemi gündeme taşımaya karar verdim. Twitter hesabım (@fahmethilmi) üzerinden yaptığım bu hamlenin destek gördüğünü, kamuoyunda karşılık bulduğunu ve kamuoyu desteği üzerinden de medya organlarının ve idarecilerin dikkatini çekmeyi başardığımızı söyleyebilirim. Dolayısıyla ben bu çağrıyı yaptığımı düşünüyorum. Kaldı ki bir seneden fazla bir süredir düşen her bir parçayı tek tek tarihini vererek paylaşıyorum. bunu yaparken bir amacım konuyu sürekli gündemde tutmak bir diğeri ise yarın bu panolarla ilgili restorasyon sürecini yürütecek kişi ve kurumlara bir veri seti sunmak. İMÇ’deki özellikle üç panonun hangi iklim şartlarında ne kadar zayiat verdiği, parçaların düşme sıklığı vb. konularda çalışma yapmak isteyenlerin elinde 1 yılı aşkın bir süreye ait veriler Twitter hesabımda yer alıyor. Dolayısıyla ben bir vatandaş olarak üzerime düşeni yaptığımı düşünüyorum. Elbette isterlerse gözlemlerimi daha detaylı bir şekilde de paylaşabilirim kendileriyle.

Bu eserlerin korunması için asıl yetkili kimdir konusunda bir kafa karışıklığı mı var? Muhafaza ettiğiniz parçalarla ilgili herhangi bir yetkili kurum sizden bir talepte bulundu mu?

Ben mimar, sanat tarihçisi ya da restoratör değilim, bu işlerin hangi bürokratik süreçlere tabi olduğunu bilemiyorum. Bilmem de gerekmez belki. Fakat bildiğim şey; bu panolar tescilli olmadıkları için sahiplerinin insafına terkedilmiş durumda oldukları ve dolayısıyla burada yapılacak restorasyon çalışmalarının mülkiyeti elinde bulunduran İMÇ ile iş birliği halinde yapılması gerektiğidir. Bu işin birkaç potansiyel muhatabı var: İBB, Kültür Bakanlığı, Üniversiteler ve STK’lar. Benim paylaşımlarıma destek veren arkadaşların çok büyük bir kısmı İBB yetkililerini etiketleyerek konuyu onların gündemine taşıdılar, İBB’yi inisiyatif almaya zorladılar. Aslında İBB bu panoların restorasyon sürecini başlatmak istedi ama bildiğim kadarı ile İMÇ yetkilileri iş birliğine yanaşmadılar. Kültür Bakanlığı bu sürecin en pasif kurumlarından birisiydi, maalesef. STK’ların da keza ilgisiz kaldıklarını gözlemledim. MSGSÜ’nün konu ile ilgilendiğini ise resmi olmayan ağız-ardan duyuyorduk. Neticede İMÇ, MSGSÜ ile çalışmaya karar verdi ki bir süre sonra da MSGSÜ’den Oğuz Ceylan hoca Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Yüksek Okulu olarak panoların restorasyonunu üstlendiklerini duyurdu şahsi Twitter hesabından. Sürecin nasıl devam ettiğine, restorasyonun ne zaman başlayacağına ilişkin başka bir bilgim yok maalesef. Keşke ilgili bütün kamu kuruluşları ve özel kuruluşlar bu ve benzeri eserler için seferber olsalardı ve bu süreç çok daha şeffaf, verimli ve etkili bir şekilde tamamlanmış olsaydı. Diğer sorunuza gelince, konuyu gündemde tutmayı amaçlayan matbu ve dijital basın organları dışında benimle irtibat kuran herhangi bir kurum olmadı. Olacak mı? bunu ben de merak ediyorum açıkçası.

Bedri Rahmi’nin İstanbul’un geneline yayılmış diğer mozaikleri de aynı şekilde deforme oluyorlar mı? Karaköy’de dükkan içerisinde var mesela onun kondisyonu çok iyi. Zannediyorum ki eksik parçası yok. Bina cephesindeki eserde de görebildiğim kadarı ile çok fazla zayiat yok. Bedri Rahmi’nin Vakko fabrikası için yaptığı duvar panoları da ki bunlar daha sonra blok halinde Altu- nizade’ye taşındılar, bildiğim kadarı ile iyi durumdalar. Yine 4. levent’te Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu’nun da eserlerinin yer aldığı çok sayıda mozaik pano var. Bunlardan bina cephelerinde olanları, yakından bakma imkanı olmadığı için, ne durumda olduğunu kestirmek zor ama zemin seviyesinde olanlar arasında ciddi oranda hasar gören panolar vardı. Biliyorsunuz 4. Levent’teki bu panolar yıllarca boya badana altında kaldıktan sonra ancak 2012 yılında hatırlanabildi ve koruma altına alınabildiler. keza Sirkeci’de Doğubank İş Hanı cephesindeki Bedri Rahmi panosu da izolasyon malzemesinin ve reklam panolarının altında gün yüzü görmeyi ve koruma altına alınmayı bekliyor. Umalım ki İMÇ’deki eserler üzerinden oluşan bu gündem, Bedri Rahmi’ye ait olsun olmasın, kamusal alandaki bütün eserlerin kaderini olumlu yönde değiştirecek bir rüzgara dönüşsün. Ben kendi rotam üzerindeki bu panolar hakkında yaptığım paylaşımlarla bu rüzgara bir nebze katkı yapabilirsem ne mutlu bana.

Bu konulara eğilimli biri olarak kentin duvarları ve sanat arasındaki ilişkiyi genel anlamda nasıl yorumlarsınız? Bence bir kentin zevk, sanat, estetik bunun adına ne dersek diyelim her şeyiyle bunu sakinlerine empoze etmesi gerekir ya da tersini söylersek bir yerleşim yeri her şeyiyle bunu empoze ettiği için artık şehir olmuştur. Bu “her şey”den sadece kentin muhtelif bölgelerine yerleştirilecek irili ufaklı sanat eserlerini veya abidevi mimari yapılarını değil aynı zamanda mimari üslup ve çözümlemeler, bir yolun veya kaldırımın döşenme biçimi, kent mobilyaları, rögar kapakları, bina kapıları, kaldırım taşları, tabelalar vs... aklınıza gelebilecek “her şey”i kastediyorum. Süratle yitime uğrasa da İstanbul, özellikle eski İstanbul semtleri hâlâ bu açıdan ele alınmayı hak eden inanılmaz detaylarla dolu. Bu estetik dokunun en zengin olduğu yerlerden biri Süleymaniye bölgesi. Her ne kadar azımsanamayacak bir kısmı artık dümdüz edilse de kalan binalarda kendisine hayran bırakan o kadar güzel detaylar var ki. Söz gelimi bina giriş kapılarındaki sanatkar eller tarafından yazılmış apartman isimleri, ferforjesine meftun eden bina kapıları, balkon korkulukları, tuğlalar, sizi bir anda tarihin dehlizlerine fırlatan emaye numara levhaları... Yahut bütün bunlara sahip olmayan, mimari bir değeri de olmayan kolaylıkla gözden çıkarabileceğiniz bir binanın duvarından bir anda size gülümseyen Ya Hafız, Maşallah, Ya Malikülmülk, Bismillahirrahmanirrahim karosu... Velhasıl sanat ve estetik bağlamında kamusal alan meselesini tekrar tekrar ele almakta, bu meseleleri büyük ölçekli sanat eserlerinin dışına da taşacak şekilde önemsiz ya da küçük gibi görünen boyutlarını hesaba katarak tartışmakta, çözümler üretmekte fayda var. Konunun pek çok tarafı ve boyutu var. Mülkiyet ayağı var, bürokrasi ayağı var, rant ayağı var. kolay değil ama kolay da olmaması gerekir zaten. Kent belleği, kent kültürü, kültürel miras meselleri bu kadar gündemde olması bu sorunları sahiden çözmeye çalışmak için bir imkan olarak değerlendirilmeli. İstanbul’un başına gelenler motivasyon kırıcı olsa da, telafisi imkansız tahriplere maruz kalmaya devam etse de pes etmemek herkesin boynunun borcu aynı zamanda. Tutunacağımız bir dal bulmak zorundayız. bu bugün bir mozaik parçası olur, yarın dört başı mamur bir kent müzesi olur. Olacakmış gibi düşünmek, çalışmak mecburiyetindeyiz gibi geliyor bana.


IstanbulArtNews | Mart 2022

273 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör