• Tuba Parlak

Kent duvarlarından, izinsiz fışkıran doğa

Yaptığı animasyonlarda kent hafızasını da peşinden sürükleyen bir vahşi hayvanın şehrin içinden geçip gidişine tanık olmamızı sağlayan sokak sanatçısı Kaybid, İstanbul’un farklı sokaklarında duvar diplerine çizdiği hayvan figürleriyle insanın evcilleştiremediği ve çerçeveleyemediği şeylerle ilişkisini de sorguluyor.

Sokak sanatçısı Kaybid’e göre sokaklar bir kentin hayat damarları. O damarlarda akan şeyin insan olduğunu anlamamızı sağlayan şey de o sokaklara yapılan müdahaleler, boyamalar, graffitiler ya da eserler. “Tüm kentler damarlarında kendi ruhunu taşıyor ve o ruhu yansıtıyor duvarlarına bu eserlerle” diyor, İstanbul’un farklı lokasyonlarında duvar diplerine çizdiği hayvan figürleriyle insanın doğayla ve sanatçının deyimiyle “evcilleştiremediği ve çerçeveleyemediği” her şeyle ilişkisini sorgulayan Kaybid. Sanatçı, hayvan serilerini İstanbul Bienali ve Mamut Art Project kapsamlarında da sanatseverlerle buluşturdu. Kaybid’le kent duvarlarında oluşturduğu bellek üzerine konuştuk.


Bir süredir İstanbul kent duvarlarına çalıştığınız hayvan figürlü seriler yapıyorsunuz. Bu projeye başlama fikri nasıl oluştu? Seriyi ve projeyi biraz anlatabilir misiniz?

Yaklaşık dört yılı buluyor projeye başlayalı. Proje aslında zaten sürdürdüğüm kolaj ve animasyon çalışmalarımın bir devamı. Kısaca şöyle özetleyebilirim; her birini geleneksel yöntemlerle hazırladığım küçük boyutlu vahşi hayvan kolajları yapıyorum. Kolajlar için atık kağıtlara yaptığım resimlerden faydalanıyorum. Animasyonun oluşabilmesi için genelde 15-20 adetlik seriler gerekiyor. Ardından bu vahşi hayvanları kent sokaklarının duvarlarına yapıştırıyorum. Daha sonra serideki her bir hayvanı yerinde fotoğraflayıp bu fotoğraflarla animasyonlar yapıyorum. Animasyonlarda kent hafızasını da peşinden sürükleyen bir vahşi hayvanın şehrin içinden geçip gidişine tanık oluyoruz. Bu tanıklık iki anlamda kendini gösteriyor aslında. Birincisi animasyondaki yürüyen hayvan, ikincisi de animasyondaki her bir karede yer alan hayvan kolajı ile o kolajın bulunduğu fiziksel ortam ve zaman, ayrıca bu ortamın o iş üzerindeki etkileri. Çünkü işler sokak koşulları, iklim, hava durumu ve elbette kent sakinlerinin müdahalesi sebebi ile yıpranıp yırtılıyor, zamanla eksilip yok oluyorlar. Seriye başlamadan uzunca bir süre araştırma yaptım. Pek çok alternatif yöntem, ölçü ve uygulama biçimi denedim. Projeyi anonim olarak sürdürmek istediğim için projeye ve kendime bir isim bulmam gerekiyordu ve sadece isim bulma sürecim bile bir yıla yakın sürdü. En son aşamaya gelene kadar pek çok hayvan için çoktan kolajlar hazırlamıştım bile. İşin doğal süreci beni sokaklara götürdü. Zira bu hayvanların bir atölye ya da galeri ortamında değil de, kendi doğal ortamlarında olmaları gerekiyordu. Tabii ki atık kağıtlardan yapılmış bir kolaj çalışmasını ağaçlardan oluşan organik bir ormana değil, beton binalardan oluşmuş vahşi kent ormanına salmak makul olacaktı. Bu hayvanlar şehir içinde pek çok farklı lokasyonda, duvar diplerinde, bizlerle aynı zemine basıyorlar. Aynı zeminde yürüyorlar. Bulundukları mekanda çekilen fotoğraflarını art arda izlediğinizde bu hayvanların şehir içinde yürüdüğü bir animasyon oluşuyor. Bugüne kadar 30’dan fazla türde, 400’den fazla hayvan çalışması yaptım. Her birinin bulunduğu yeri Google Haritalar üzerinde işaretledim. Şu an için iki ayrı harita mevcu. Birisi 16. İstanbul Bienali Kamusal Program için hazırladığım, deniz hayvanlarının kent sokaklarına taştığı serinin yer aldığı harita, diğeri ise başlangıçtan günümüze tüm hayvanların yer aldığı harita. Pek çoğu artık yerinde olmasa da bugüne kadar nerelerden gelip geçtikleri harita üzerinden izlenebiliyor.


Mamut Art Project’e bu projeye dayanan bir seri ve artırılmış gerçeklik uygulamasıyla katıldınız. Sanıyorum uzun da bir üretim aşaması olmuş. Bu çalışmanın detaylarını öğrenebilir miyiz? Mamut Art için farklı bir proje hazırlayıp yeni seriler hazırladım. Az önce söylediğim şeye karşı bir duruş olsun istedim, çünkü bu işlerin yeri bir galeri ya da atölye değildi. Kendi doğal ortamları, yani tüm vahşetiyle kentlerdi. Projeyi Mamut Art’a taşırken; vahşi doğadaki gerçek bir hayvana bir kentte barınma olanağı sağlayan ve orada yok edilmesini engelleyen seyin ne olduğu konusuna odaklandım. Tabii ki cevap hayvanat bahçeleri, kafesler ya da evcilleştirmeleri. Sergi için kendi döktüğüm özel beton plakalar hazırladım. Kent duvarının bir kesiti bunlar ve buluntu değil, kurgusal. İşleri bu plakalara yapıştırdım. Animasyonu oluşturan her bir parçayı bitirdikten sonra, bu kez galeri duvarına asılmış kurgusal, taklit bir beton plakanın üzerinde yürüyen vahşi bir hayvan animasyonu izliyorduk. Bu animasyonu izlemek için sergide yer alan işin tetiklediği bir artırılmış gerçeklik aplikasyonu tasarladım. İşle birlikte çalışan aplikasyon sayesinde o seride yer alan diğer tüm işler peşpeşe gösteriliyor ve elinizdeki cihazın ekranında hayvanın yürüdüğünü görüyordunuz. Tabii ki vahşi hayvanların kent ortamında hayatta kalmasının yolu, doğayı taklit eden, sahte doğal, kurgusal bir alan, bir kafes içinde yaşamak oluyor. Ya da evcilleştirilmek. Bu çalışmalarda ise kitsch çerçevelerle çerçevelenmiş, betona öykünen bir beton üzerinde yürüyen vahşi bir hayvanın temsili olmak söz konusu. İnsanoğlu kendi dışındaki hayatı kendinden uzaklaştırıyor. Onu bir kafese ya da bir saksıya koymadığı sürece, süslü kitsch çerçevelerle çerçevelemediği sürece yakınlarında yaşamasına izin vermiyor.


Nasıl reaksiyonlar alıyor işleriniz izleyicilerden? Verdiğiniz yerine ulaştığını düşünüyor musunuz?

Bu işleri sokağa bıraktıktan sonra bir daha müdahale etmeden tüm süreçlerini elimden geldiğince takip ediyorum ve bu süreci de sosyal medya hesabımdan paylaşıyorum. Hayat ve canlılık konusunda işlerin insanlar üzerinde oluşturduğu etki üstüne pek çok mesaj aldım. Haritayı kullanarak turlar düzenleyenler oldu. Bu sayede insanlar için kenti farklı bir şekilde deneyimleme, okuma şansı oluştu. Pek çok ilden ve pek çok ülkeden davetler aldım. WWF Türkiye ve Doğal hayatı Koruma Vakfı ile yaptığımız bir işbirliği ile nesli tükenmekte olan hayvanları korumak için oluşturulan fona katkı sağladık. WWF, sokaklarda yok olmakta olan işlerimi bir anlamda ürünlerinde yaşattı.

Kendinizi bir sokak sanatçısı olarak tanımlıyor musunuz?

Sokak sanatçısı tanımını barındıran nitelikleri taşıdığımı düşünüyorum. Olmadığımı söylemek garip kaçabilirdi sanırım. Yine de sadece bu tanımın yaptığım işleri kapsadığını da söyleyemem. Bunun yanında bir atölye sanatçısı olduğumu da söylemeliyim, açıkcası atölye ortamında geçirdiğim zaman sokaklardan çok daha fazla. Bu proje üzerinden düşünürsek resim, kolaj, fotoğraf, animasyon ve video sanatlarını da işin içine katmak gerekiyor.


İstanbul kent duvarlarının kolektif bellek, kamusal paylaşım, ifade özgürlüğü, bastırılmış seslerin kendine bir ifade alanı bulması gibi düzlemlerde özel bir yeri var. Kendi çalışmalarınız dışında genel olarak İstanbul kent duvarlarına baktığınız zaman size ne anlatıyor bu duvarlar? Nasıl bir hikaye okuyorsunuz?

Sokaklar bir kentin hayat damarları ise o damarlarda akan şeyin insan olduğunu anlamamızı sağlayan şey aslında o sokaklara yapılan müdahaleler, boyamalar, graffitiler ya da eserler diyebilirim sanırım. Sadece beton bloklardan oluşmuş bir alanı, az önce bahsettiğim doğayı taklit eden kurgusal alanlara benzetebiliriz. Yani hayvanat bahçeleri ya da saksılara; dolayısı ile gerçekliğinden de bahsedemeyiz. Bu tekdüzelik içinde herhangi bir öznellik ya da düşünce barındırmayan yapıların, tabelaların, panoların, propaganda ve reklamların arasından bazen yanlışlıkla doğal varoluşun akışına ait gerçekler gözümüze ilişiverir. Gün batımı, uzakta bir kuş sürüsü, yağan yağmur, yansımalar, kaldırım taşlarının arasında bitivermiş bir bitki ya da hiç de olmaması gereken bir yere bırakılmış bir eser; müdahale, onarım, graffiti, tag, sticker, yapıştırma, kolaj... Hangi cins yöntem ve ifade biçiminin kullanıldığından bağımsız olarak, kamusal alanın belleğinde izinsiz bir şekilde hayat bulan bu eserler, aslında doğallıktan bu derece uzaklaşıp kendi kendine ve diğer canlılara karşı canavarca bir yaklaşım sergileyen medeniyetimizdeki en doğal, gerçek ve primitif düşünce ürünlerinden sayılabilirler. Her kentin belleği ve hikayesi bambaşka. İzmir başka bir şey anlatıyor, İstanbul, Ankara bambaşka ya da Berlin, Çin, Wuhan, Tahran, Tokyo, Londra bambaşka. Tüm kentler damarlarında kendi ruhunu taşıyor ve o ruhu yansıtıyor duvarlarına bu eserlerle.


“Bugüne kadar 30’dan fazla türde, 400’den fazla hayvan çalışması yaptım. Her birinin bulunduğu yeri Google Haritalar üzerinde işaretledim. Şu an için iki ayrı harita mevcut. Birisi 16. İstanbul Bienali Kamusal Program için hazırladığım, deniz hayvanlarının kent sokaklarına taştığı serinin yer aldığı harita, diğeri ise başlangıçtan günümüze tüm hayvanların yer aldığı harita.”


Hayvan figürleri seriniz devam ediyor mu? Önümüzdeki döneme dair projelerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Pandemi ve mevsim nedeniyle bir süre ara vermiştim hayvan serilerine. Yeni bir seriye başladığımda sokaklarda çok fazla zaman geçirmem gerekiyor çünkü. Bu ara benim için yeni çalışmalar ve projeler hazırlamak adına iyi bir fırsat oldu. Bunun yanında, önümüzdeki günlerde hayvanlarım, yeni ve farklı türlerde, yeni ve farklı serilerle, yeni ve farklı lokasyonlarda sessiz adımlarla yürüyüşlerini sürdürecekler.

Biraz kendi kişisel öz geçmişinizden bahsedebilir misiniz anonimliğinizin el verdiği şekilde. Sanat eğitimi aldım. Resim okudum ve yüksek lisans yaptım. Katıldığım ulusal ve uluslararası pek çok sergi oldu. Bu projeye başladıktan sonra ne yaptığımı en yakınlarıma bile çok geç söyledim. Onların fark etmelerini bekledim. Gerekli durumlar dışında insanlarla çok az paylaşıyorum. İşlerin önüne geçen bir figür olmak istemiyorum. Bu onların doğallığını ve gerçekliğini bozacakmış gibi geliyor. Asfaltın arasında bitivermiş bir bitkiyi saksıya koymak, kuşların göç yollarında havai fişek patlatmak, karetta karettaların kumsalında güneşlenmek gibi bencilce geliyor. Başka projelerde elbette olabilir fakat bu proje özelinde bunun bir anlamı olacağını hiç düşünmüyorum. Yine de bazen onlar adına sözcülüğü üstlenip birşeyler anlatmam gerekiyor sanırım.


IstanbulArtNews | Mart 2022



192 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör