• İklim Demir

Keykubat’ın ‘cennet sarayı’ Kubadabad

Anadolu’da planı detaylı olarak bilinen tek Selçuklu saray kompleksi olan Kubadabad Saray Külliyesi kazıları bütçe sorunu yaşıyor. IstanbulArtNews’ün sorularını yanıtlayan kazı başkanı Doç. Dr. Muharrem Çeken, Ortaçağ Selçuklu Arkeolojisi’nin geleceği için koruma ve onarım işlemlerine bir an önce başlanması gerektiğini vurguluyor.


Beyşehir Gölü’nün kıyısına inşa edilmiş Kubadabad Sarayı’nın bulunduğu bu bölge, Selçukname’de cennete benzetiliyor. Kubadabad Saray Külliyesi kazısı, finansal zorluklara rağmen devam ettirilmeye çalışılıyor.

Selçuklular, Anadolu’ya geldiklerinde hali hazırda kültürel ve sanatsal birikime sahiptiler. Orta Asya’daki geçmişlerinden başlayarak geniş bir kültür coğrafyasında yoğrulmuş medeniyet anlayışlarını Anadolu’ya getirdiler. İbn-i Bibi Selçuknâme’sinde “Sultan o zaman av emiri ve mimar olan Sadeddin Köpek’e bu mevkide şenliği, cennetin harmanı ile beraber, Seder ve Havarnak sarayını geride bırakan bir bina yükseltmesini emretti.” yazar. Günümüzde Konya Beyşehir’de bulunan Kubadabad Sarayı üzerine İbn-i Bibi’nin yazdıkları oldukça genel olsa da, I. Alaeddin Keykubat’ın bizzat sarayın inşa süreciyle ilgilendiğini aktarması ve sarayın çini işleriyle ilgili detaylı tanımlamaları oldukça önemlidir. İsmini banisi I. Alaeddin Keykubat’tan alan Kubadabad Sarayı’nda ilk bilimsel kazılar, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Sanat Tarihi ve Türk Sanatı Kürsüsü’nün kurucusu Katharina Otto-Dorn tarafından 1965 yılında başlatılmıştır. Otto-Dorn’un emekli olmasıyla kazılar sekteye uğrasa da, kesintisiz süreç Prof. Dr. Rüçhan Arık’ın başkanlığında yeniden başlamış olup, günümüzde ise Doç. Dr. Muharrem Çeken tarafından sürdürülmektedir. Yapılan kazılarla birlikte ilk defa pek çok yapıyı içinde barındıran bir Selçuklu kentinin detaylı planı ortaya çıkar. Kompleksin içinde Büyük Saray ve Küçük Saray’a ek olarak av hayvanları parkı ve tersane gibi irili ufaklı yapı grubu bulunmaktadır.

Selçuknâme’de, Kubadabad Sarayı’nın mimarı ve tartışmalı bir vezir olan Sadeddin Köpek’in yine bu sarayda öldürüldüğü aktarılmaktadır. Köpek’in devlet yapılanması içinde gittikçe daha fazla söz sahibi olması, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i rahatsız eder. Kubadabad Sarayı’na davet ettiği Sadeddin Köpek’i burada katlettirir. Bedeni şehirde teşhir edilen Sadeddin Köpek’in ölümünün, inşası için emir almış olduğu Kubadabad’da gerçekleşmesi ise ilginç bir rastlantıdır. Kubadabad Sarayı Kazı Başkanı Doç. Dr. Muharrem Çeken kazı süreciyle ilgili sorularımızı yanıtladı.


Kazı başkanlığınız sürecinde Kubadabad Sarayı alanında neler keşfedildi?

Kubadabad Sarayı diyoruz ama ‘saray’ denilen şeyi tek başına bir yapı olarak düşünmeyelim. Pek çok yapıdan oluşan büyük bir külliye olarak düşünmeliyiz. Topkapı Sarayı’nın Ortaçağ’daki öncüsü diyebiliriz. Bir sur içerisinde birbirinden bağımsız, serbest şekilde yerleştirilmiş pek çok yapı var. Büyük Saray ve Küçük Saray denilen iki büyük köşk yapısı zaten Katharina Otto Dorn ve Rüçhan Arık zamanında büyük ölçüde kazılmıştı. Külliyenin batı ve güney kısmında daha önce kazmadığımız alanlara yoğunlaştık. Külliyeyi batıdan sınırlayan sur boyunca sıralanmış yapıların Büyük Saray ile bağlantısını tespit ederek ortaya çıkarmıştık. Batı kısmını da kısmen ortaya çıkardık. Daha önce Selçuklu yapıları içinde plan açısından hiç bilmediğimiz, dikdörtgen planlı, avlulu ve kapalı mekanı olan bir yapıya ulaştık. Bir örneği yok bu yapının ama ben Topkapı örneklerinden hareketle bunun has ahır olabileceği fikrindeyim. Bir diğer ortaya çıkarılan yapı ise, Küçük Saray’ın güneybatısında yer alan av köşkü. Burası arkasında av sahasıyla beraber, sarayın av eğlencelerinin tertiplendiği küçük bir köşk. Tabii bunlar harabe halinde ama kalıntılardan üst kata çıkan merdivenlerden buranın iki katlı olduğunu anlıyoruz. İlk kez bir saray külliyesine bağlı bir av köşkünü ortaya çıkarmış olduk. Külliye yapısının içerisinde daha önce ortaya çıkarılmış bir köşklü hamam mevcut. Sarayın hemen güneyinde yer alan Selçuklu çağında yapılmış bir baraj, su peyzajı da açığa çıkardık. Ayrıca külliyenin içinde Selçuklu çağı sonrasında da kullanılan bir pota çeliği atölyesi bulduk. Av köşkü ve güney taraftaki kalıntıları 2017 yılından sonra ortaya çıkardık.



Pota çeliği atölyesi nedir?

Çelik üretiminde kullanılan bir yöntem. Kubadabad’ın aktif olarak kullanıldığı yıllar Anadolu’da çelik üretimi için çok erken bir dönem. Bunların Selçuklu çağı sonrası kullanımı ile ilgili bir dizi tespitlerde bulunduk. Kubadabad’a çok yakın mesafede demir yatakları mevcut. Buranın Kubadabad saray vasfını yitirdikten sonra da devam eden bir atölye olduğunu anladık. Selçuklu sonrası bu üretimin nereye yapıldığını net olarak bilmiyoruz.


Kubadabad Sarayı’nın en öne çıkan yanları nelerdir?

Kubadabad Sarayı, Selçuklu sarayları içinde kendinden önceki medeniyetin yapılarının üzerine konmadan, tamamen Selçukluların tasarladığı ayrıca planı ve bütün genel biçimi bilinen tek saray. Şimdilik tabii ki. Kubadabad Sarayı çinileriyle çok bilinen bir yer. Selçuklu saraylarının dekorasyonu anlamında çok fazla bilgi sunuyor.


Bu çinilerde şamanik etkiden söz edebilir miyiz?

Anadolu Selçuklu sanatının Orta Asya hayvan üslubu etkileriyle beslenmiş bir ikonografisi var. Kuşkusuz İslam inancı içinde olsa da geleneklerini devam ettiren bir kültürün Anadolu ayağı onlar. İran’dan Mezopotamya’dan süzülerek buraya gelmişler. Anadolu’da da Bizans, Gürcü, Ermeni gibi kültürlerle tanışarak bir Selçuklu Rönesans’ı ortaya çıkarmışlar. Bu sentezde kuşkusuz Şamanizm’e, İran’a ve İslam’a götürebileceğimiz izler bulabiliriz.


Kubadabad çinileri figüratif tasvirlerle dolu. Bu bağlamda İslam ve tasvir konusunu nasıl değerlendirirsiniz?

Burada bir toplumun sanat ve kültür anlayışından bahsediyoruz. Buradaki tasvirlerde İslamiyet ya da İslam inancı temsil edilmiyor, Selçukluların kültür medeniyetleri ve kendilerinden önceki inanışların izleri temsil ediliyor. İslam inancının dini ikonografisi yoktur. Ama İslam’ı kabul etmiş toplumların sanatında figür görülebilir. İslamiyet’i temsil etmediği sürece bu var olmuştur.


Kazının finansmanını nasıl sağlıyorsunuz?

Kazılar için bütçemiz Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sağlanıyordu. Kazılarımız 2017 yılı itibariyle Konya Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle çok hızlandı. Salgın sürecine kadar Konya Büyükşehir Belediyesi kazıyı önemli ölçüde destekledi. Salgınla birlikte bu süreç yavaşladı. Koruma ve onarıma ayrılacak bütçe de sınırlıydı. Prof. Dr. Rüçhan Arık kazıyı bırakmadan önce çeşitli girişimlerle kazının koruma onarım işlerini Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı kapsamına aldırmıştı. Ancak üretilen projeler şimdiye kadar uygulama aşamasına geçmedi.


Neden geçmedi?

Milli Saraylar önce TBMM bünyesindeydi. Sonra Cumhurbaşkanlığı’na dahil oldu. Bu sırada bilim komisyonları değişti. Yeni gelen bilim komisyonları da projeleri yeniden değerlendirmek istedi. Yoksa oranın takip etmediği ya da gözden çıkardığı bir şey değil. Milli Saraylar yine projelerini devam ettiriyor. Önce Büyük Saray ve Küçük Saray’ın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanacak. Arkasından da koruma ve onarım uygulamalarına geçilecek. Küçük Saray ve Büyük Saray için düşünülen proje, kalıntılar arkeolojik bir görünüme sahip olduğu için dondurmak şeklinde. Yani fiziki müdahalelerle dondurarak şu anki halini korumak üzerine bir proje hazırlanıyor. Biz gerçekleştirdiğimiz kazılarla edindiğimiz bilgileri, projeyi hazırlayanlara rapor ediyoruz.


Bütçe ile ilgili sorunlarınızı aşabildiniz mi?

Geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yeni programı dolayısıyla 12 aylık kazı sürecine dahil olduk. 12 aylık kazı programına alındığımız için sürece Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Konya Büyükşehir Belediyesi’ne ek olarak Türk Tarih Kurumu da dahil oldu. Bu da bizi biraz rahatlattı. Ancak hâlâ yeterli değil. Bu bütçeyle 12 aylık kazıyı sürdüremiyoruz. Ortaçağ ve Selçuklu Arkeolojisi’nin genel sorunudur bu. Finans sorunu çözülürse koruma onarım işlerinde belli bir aşamaya geleceğimiz gibi, Kubadabad için düşündüğümüz Arkeopark projesini de uygulayabileceğiz. Bir karşılama merkezi, sergi salonu, kazı evi ve Selçuklu Arkeolojisi Enstitüsü kurabileceğiz. Yeni desteklerle bu sorunları aşabiliriz. Burası sadece saray külliyesi değil, ovaya doğru uzanan düzlükte Kubadabad kenti var. Aynı zamanda Beyşehir Gölü’nün üzerindeki adalarda çeşitli köşkler var. Bunlardan en önemlisi Kız Kalesi’dir. Yani bir su şatosu var. Buraların korunması ve onarımı bütçeye bağlı olarak yapılabilecek. Bir an önce Kubadabad’ın koruma onarımına yönelik projelerin uygulamaya geçmesini temenni ediyoruz.



IstanbulArtNews | Haziran 2022

49 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör