• Mehmet Kahraman

Kilim sembollerinden bir dil yaratmak

Fırat Neziroğlu, dans ve dokumayla kurduğu ilişkiyle kendi sınırlarını ortadan kaldırıyor. Dokuma tezgâhındaysa sessiz kilim dilindeki sembolleriyle anlatılmak istenen duygular ve ipleri arasında güçlü bir bağ kuruyor. Kendisiyle Bahçeşehir Üniversitesi’nde yer alan atölyesinde bir araya gelerek dokuma, tasarım ve gelecek planlarına dair sohbet ettik.



Dokumalarını bilfiil kendi yapmayı tercih eden Fırat Neziroğlu bunu özel bulduğunu çünkü malzeme olarak tekstil kullanan çoğu sanatçının işlerini dokuyuculara yaptırdığını söylüyor. Fotoğraf: Öykü Terlemez

“Ben bugün sokağa çıktığımda asfalt görüyorum, çamur görüyorum. Nerede pıtrak nerede ot? Geçmişin sembollerini her ne kadar farklı dokusam da bugünü anlatan bir ifade olmaktan uzak. Bu anlamda ben de anlatımın en iyi halinin göz göze bakışmak olduğuna karar verdim. Dolayısıyla ben portrelerimde 25 yıldır hep göz göze bakıştığımız suretler dokudum.’’


Dans ve dokuma ilişkisinin üretiminizdeki ritmine dair neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle başka bir eğitim süreci bugün klasik anlamda dokumayı yapmamak noktasında beni çok tetikledi. Şu an çağdaş sanat üretimi açısından dokuma çok moda. Pek çok sanatçı üretim biçimi olarak dokumayı kullanmaya başladı. 1996 ve 1997 yılları arasında bunu galerilerde gösterince farklı algılanıyordu. Ne resim ne heykel, başlı başına bir durumdu dokuma. O zamanlar gerçek anlamda yer edinmesi için çok çaba sarf ettim. Bir türlü kabul ettiremedik. Örneğin: Belkıs Balpınar çağdaş kilimin öncüsüdür. O bile yer bulamıyordu doğru düzgün. Üretimler devam ediyordu fakat çoğunlukla yurt dışındaydı etkileşimler.

Dans ile birleşince dokuma üretimi geleneksel anlamdan sıyrılıp bugüne dair etkili bir anlatıma dönüştü. Bugüne gelmesindeki en önemli nokta da dans diyebilirim. Geleneksel sanatın, zanaatın içine girince klasik anlatımların içinden çıkamıyorsun. Dokuyucu, muhakkak üretimin bir yerinde alışılmış motiflerden olan elibelindeyi ekleme zorunluluğu hissediyor.

Temelinde danstan gelip sonra dokumayla tanıştığımdan benim için o sınırlar kalktı. Geçen bir yerde izlemiştim, “dansın bana ne ifade ettiğini anlatmaya çalışsam dansa gerek kalmaz” demiş Isadora Duncan. O özgürlük hissi ve kendi içerisindeki anlatım biçimi bugün benim dokumada kendi dilimi ortaya koymama neden oldu.


Dans ve dokuma da performatif eylemleri içinde barındıran süreçler.

Benim dokumada yeniye doğru gidişim aslında sonuçla hiç ilgilenmiyor oluşumla ilgili. Sahne üstüne performanslar yapıyorum. 2008 yılında İzmir’de Caz Günleri kapanış konserinde ilk defa bir performans yapmıştım. O zaman Baki Duyarlar piyanodaydı. Birlikte sahneye çıktık. Ne o dokumayı biliyor ne de ben de emprovizasyon olarak onun ne çalacağını biliyorum. Tamamen etkileşimle birlikte ortaya çıkan doğal bir yansıma oldu. Dolayısıyla statik altyapıyı ortadan kaldırdığım için işler biraz daha dinamik ve gerçek oluyorlar. Aslında Anadolu kadınının anlatmak istediği de buydu.


Üretimlerinizde günümüz teknolojilerinden yararlanıyor musunuz?

Ben eski usulü hiç bozmuyorum. Kendi dokumalarımı bilfiil kendim elde dokumayı tercih ediyorum. Şöyle bir süreçten bahsedebilirim; dokuma tekniğine göre bir dokuma makinesi bulunuyor sonra hesap makinesi ve bilgisayar süreci. Bugün bilişim dediğimizin temeli dokumadır. Bununla ilgili çeşitli çalışmalar yapıyorum.

Dede ile torunu bir arada sergilemek adına Londra merkezli bir yazılım firması Octopus ile çalışıyoruz. Octopus firması ekranlara yazılımlar hazırlayan bir oluşum. Ekranlara yaptıkları yazılımların sanatsal anlamda hangi deneyimleri oluşturabileceğine dair çalışmalar yapıyorum. Yazılımla, dokumayla bir arada duruşum hep böyle oldu. 2012 yılında Contemporary Istanbul’da gösterilen dokuma çalışmalarımın önünde videolar, video mapping’ler vardı. Aslında teknolojiyle hep iç içe bir konumda. Bir taraftan da kendi çalışmalarımı kendim dokuyor olmayı da özel buluyorum. Çünkü bugün, tekstili üretim malzemesi olarak kullanan kim varsa muhakkak bir dokuyucuya yaptırıyor. O zaman üretim dili değişiyor. Dokuma da aslında öyle bir şey. Bir anda bir çizgi karelere bölünebiliyor. Anlattığı duygu durumu değişiyor. İplik çok bizden bir şey.

Kendi dokumamızı kendimiz yapan Suhandan Özay Demirkan ve ben vardık. Suhandan Özay Demirkan lif sanatını akademik terim olarak Türkiye’ye getiren kişidir. O anlamda kendisinden bahsetmeden geçemeyeceğim.


Bir sanatçı üretimlerinizde iş birliği yaptığınız başka sanatçılar var mı?

Bu anlamda Mehmet Sinan Kuran ile bazı konularda görüşüyoruz. Bir nakış makinesi var. Onun çalışmalarını elimizdeki makinede nakışla nasıl yapabiliriz diye konuşuyoruz, onun dışında kimse yok. Dansçılar, müzisyenler ve tiyatrocularla çalışmak o anlamda daha özgür kılıyor.


Bir eserin üretim sürecine dair neler söyleyebilirsiniz?

Tam da bu yıla denk geldi. 25 yıllık serüveni bu yıl sonlandırıyorum. Normalde ben Anadolu anneannesinin, dedesinin bu işi neden yaptığını anlamaya çalıştım bu kadar yıl. Dolayısıyla şekle o yüzden hiç takılmadım. Yani kadının bir derdi vardı. Anlatmak için de sessiz kilim dilini kullanıyordu. Çünkü konuşulmuyordu ya da konuşmaya uygun bir ortam yoktu. Kilimlerdeki semboller üzerinden anlatılmak istenen dile geliyordu. Bu çok müthiş bir dil aslında.

Bugün ben kalkıp hep aynı örneği veriyorum; pıtrak deseni. Evinden dışarı çıkan kadının yolda eteğine pıtrak takılıyor. Eve gelirken eteğinden onları topluyor, toplarken eline batan pıtrağı motif olarak kilime dokuyor. Buna baktığımızda, aslında kadının bazı zorluklar yaşadığını ve bunu da temsili olarak anlattığını görüyoruz.

Şimdi ben bugün sokağa çıktığımda asfalt görüyorum, çamur görüyorum. Nerede pıtrak nerede ot? Geçmişin sembollerini her ne kadar farklı dokusam da bugünü anlatan bir ifade olmaktan uzak. Bu anlamda ben de anlatımın en iyi halinin göz göze bakışmak olduğuna karar verdim. Dolayısıyla ben portrelerimde, 25 yıldır hep göz göze bakıştığımız suretler dokudum. Bunlar bazen ayakta durdular, bazen de sudan çıktılar. Hep bize bakan suretler olarak var oldular. Kiminle karşılaştıysalar onunla vakit geçirmek istediler. Sergilediğim çalışmaların önlerinde hep oturma alanları vardı. İzleyici, çalışmanın karşısında otursun, o çalışmayla iletişime geçsin istedim. Bu yıl ilk defa gözlerimi kapattım ve son kez bir portre dokuması yaptım. Maçka Sanat Galerisi’nde gösterimini yaptım. O portreyi de baya Anadolu kilimi gibi dokudum. Üstünde şeritler, çizgiler, yollar, yöreler… Tam da burası gibi bir çalışma oldu. Mavi, yani su gibi bir portreyle bu serüveni sonlandırdım.

Şimdi, içimde yüzen balıkları dokumaya başladım. Çünkü artık anlatmak, anlaşmak ve anlaşılmak istemiyorum. Geçen 25 yıllık süreç içerisinde bu diyaloğun yeterli olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla şimdi akışta olan bir sürece geçtiğimi söyleyebilirim. Bu anlamda balıkları dokumaya başladım.


25 yıl süren portre serüveni sonrası yeni bir yolculuk başlıyor, balıklar… Üretim süreçlerini nasıl planlıyorsunuz?

Bunu zamanın kendisi gösteriyor aslında. Süreçle ilgili bir durum. Dokumayı da her an bırakabilirim. Bilmiyorum… Kendi yolunun kölesi olmaktan imtina ediyorum. Beni tanımlayan şeyin kendisi dokuma olmamalı. Dans da olmamalı. Yani hiçbir şey olmamalı…


Görsel sanatlarla ilişkiniz kadar tasarımcı olarak da üretimlerinize devam ettiğinizi görüyoruz. Bu tekrarı olmayan kumaşlar konusunu bize biraz açar mısınız?

Aslında aldığım eğitimin bir parçası tasarım yapıyor olmam. Güzel sanatlar fakültesi tekstil ve tasarım bölümü noktasından baktığınızda kafaların çok karışık olduğunu söyleyebilirim. Güzel sanatlar fakültesinde ben sanat yapmaya çalışırken bana tasarım öğreten bir bölümde okudum. O zaman kafam çok karıştı. Tasarım mı yapmam gerekiyor yoksa ipliklerden eser mi üreteceğim?

Şimdi biraz şanslı bir ortam var. Mimarlık, sanat ve tasarım bölümleri olması bu ayrımları daha net belirtiyor. Bir şey yaparken sanat eseri değilmiş gibi düşünemeyen bir zihnim var. Özel olsun istiyorum. İhtiyaç kadar olsun tasarım. Sürdürülebilirlik noktasında da bir sürü çelişkili söylemin olduğunu söyleyebilirim. Hatta pek çoğunun yalan olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Popüler olduğu için herkes şu an bunu konuşuyor. Plastiği sanat eserine ya da tasarım nesnesine dönüştürmekten imtina ediyorum. Mümkünse plastiğin bu şekilde yüceltildiği her yerden de kaçmak istiyorum. Eğer bir derdimiz varsa plastikle ilgili o fabrikaları kapatmak en gerçekçi çözüm.


Tasarımlarınızı oluştururken beslendiğiniz noktalar nelerdir?

Anadolu coğrafyası… Anadolu’daki yokluğa göre ortaya çıkan kalıpları önemsiyorum. Bugüne gelme durumunda folklorik tutumlardan da uzak duruyorum. Bütün kıyafet tasarımlarımın içerisinde bilfiil Anadolu kadını var. Bir de ek olarak Anadolu’daki bazı dokuma tezgâhlarını ayağa kaldırma girişimlerim var. Dokudukları kumaşları ne kadar verimli ortaya çıkaracaklarına dair bilgi alışverişi yapıyoruz.


Mevcut olarak kullandığınız atölyeniz Bahçeşehir Üniversitesi içerisinde yer alıyor. Nasıl bir etkileşim oluyor?

Atölyemin üniversite içerisinde yer alması çok keyif verici. Burası ilk açıldığında İtalyan Konsolosluğu ve Ataşesi ziyaretimize geldi. İtalya Tasarım Günleri’nin atölye çalışmaları burada yapıldı. Başka üniversitelerin moda bölümlerini davet ettik. Çok farklı disiplinlerin eser üretirkenki birlikteliğine inanıyorum.


Pandemi süreci nasıl geçti?

Evdeydim. 20 yıldır tek bir dokuma tezgâhım var. Bir iş bitince yeni bir çalışmaya geçebiliyorum. Eski usul bir çalışma yöntemim var. Hiç dışarı çıkmadan hem dinlendim hem de ürettim.


Çalışmalarınızı hangi sanat galerilerinde görebiliriz?

New York’da Hap Design, Londra’da Harris Galeri, Lizbon’da Casa dell’Arte, Avustralya’da Main Galeri ve İstanbul’da da Anna Laudel sanat galerisinde çalışmalarımı izleyebilirsiniz.


Bundan sonraki süreçte ne gibi planlar var?

Dansa dönmeyi planlıyorum. Cumhuriyet’in 100’üncü yılında Müzeyyen Senar ile ilgili bir proje yapmak istiyorum. O yaşarken onun hayatını anlatan iki perdelik bir modern dans gösterisi hazırlamıştım. Bu özel projenin Kültür Bakanlığı’ndan da telifini aldım. Çok defa sahnelediğimiz bu dans gösterisinin, Cumhuriyet’in 100’üncü yılında da gösterilebilmesi için Bahçeşehir Üniversitesi’nin konservatuarıyla bir diyaloğa başladık.





IstanbulArtNews | Mayıs 2022

116 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör