• Öykü Terlemez

‘Mardin’de bienal turizmi başlatacağım’

Mardin Sinema Derneği ev sahipliğindeki 5. Mardin Bienali, Hindistanlı bağımsız küratör, teorisyen ve yazar Adwait Singh’in küratörlüğünde, ‘Çimenin Vaadi’ temasıyla izleyiciyle buluştu. Direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın üstlendiği; sekiz farklı mekanda gerçekleşerek 33 sanatçıyı ağırlayan bienal, 20 Haziran’a kadar görülebilir.

Döne Otyam, 12 yıldır gerçekleşen ve bu sene beşincisi düzenlenen bienalin hem Mardin halkına hem de Türkiye’nin uluslararası arenada görünürlüğüne pek çok katkısı olduğunu söylüyor.

Pandemi nedeniyle iki yıl ertelenen 5. Mardin Bienali, hem yerel halkın hem de farklı coğrafyalardan katılımcılarıyla 20 Mayıs’ta başladı. Alman Karargahı’nda açılan bienal hakkında konuşan küratör Adwait Singh, 5. Mardin Bienali’nin “gizemli bir evrensel politikaya ya da feragat kavramını içselleştiren bir sosyal ekoloji ihtimaline doğru keşfe çıktığını” dile getiriyor. Küratör, bu keşfin arka planını “hem sayıları sel gibi büyüyerek hakları elinden alınan insanlar ve insanlardan ötesi hem de gerçek anlamda yükselmekte olan deniz seviyelerinin oluşturduğu” vurgusunu yapıyor. Uluslararası Tasarım Vakfı Galerisi, Tasarım Vakfı Meydan Galeri, Alman Karargahı, Develi Han, Cumbalı Konak, Marangozlar Kahvesi, Topraktan Tabağa Kooperatifi ve Arkeoart mekanlarında gerçekleşen bienalin 21 farklı ülkeden katılan sanatçılarıysa şu şekilde; Abdessamad El Montassir (Fas), Asunción Molinos (Kıbrıs/İspanya), Bouba Touré ve Raphaël Grisey (Fransa,Almanya, Norveç), Dina Amro (Ürdün, Filistin), Jonas Staal (Hollanda), Kamen Stoyanov (Bulgaristan), Karan Shrestha (Nepal, Hindistan), Kathyayi- ni Dash (Hindistan, Güney Afrika), Marwa Arsanios (ABD, Lübnan), Nandita Kumar (Yeni Zelanda, Hindistan), Neda Saeedi (İran, Almanya), Rakhi Peswani (Hindistan), Ritu Sarin ve Tenzing Sonam (Tibet, Hindistan), Mikhail Karikis (Yunanistan, İngiltere), Sasha Huber (Haiti, Fin- landiya), Uriel Orlow (İsviçre), Sibel Horada (Türkiye), Deniz Üster (İngiltere), Burcu Yağcıoğlu (Türkiye), Lara Ögel (Türkiye), Merve Ünsal (Türkiye), Ömer Pekin (Türkiye), Server Demirtaş (Türkiye), Gülsün Karamustafa (Türkiye), Almagul Menlibayeva (Kazakistan), Zahra Malkani (Pakistan), İpek Hamzaoğlu (Türkiye, Avusturya), Fatoş İrwen (Türkiye), Jiten Thukral ve Sumir Tagra (Hindistan), Bhagwati Prasad (Hindistan), E.B. Itso (Danimarka) Selma Gürbüz (Türkiye). 12 yıldır gerçekleşen bienal, hem Mardin halkına hem de Türkiye’nin uluslararası arenada görünürlüğüne çeşitli katkılar sağlıyor. Mardin’in tarihi atmosferinde, farklı coğrafyalar- dan gelen ziyaretçiler ve yerel halkın destekleriyle adeta bir sanat şöleni yaşanıyor. Döne Otyam, 12 yıl önce ilki gerçekleştirilen Mardin Bienali hakkında “Şehre müthiş bir akım oldu. Bu kadar insan turistik olarak buraya katkı sağlıyor. Hatta bir kere bienal turizmi başlatacağım burada dedim. Gerçekten de tüm ay boyunca turdan geçilmiyor. Bu işi Mardinlilerle yapıyoruz. İşin en önemli tarafı bu gerçekten. Marangozuyla, elektrikçisiyle... Artık sergi kurmayı da öğrendiler. Beş gündür herkes dükkanını kapattı ve bienal için çalışıyor.” sözlerini dile getiriyor. Bienale “LIBER I” ve “Yeryüzü Vaktinde” eserleriyle katkı sağlayan sanatçı Lara Ögel, açılışta bienalle ilgili görüşlerini şu cümlelerle aktarıyor: “Çok zengin ve verimli bir bienal gerçekleşiyor bu yıl. Batı’da daha çok iş üreten ve gösteren sanatçılar yerine aslında bizim çok da temas halinde olamadığımız Doğu coğrafyalarından gelen sanatçıların da harmanlandığı bir bienal. “Despina” eserini sanatsverlerle buluşturan İpek Hamzaoğlu, bienal hakkında “Bienal teması, benim üzerine çok uzun zamandır düşündüğüm ve uğraştığım bir tema. Küratör gerçekten çok güzel işlemiş ve davet ettiği sanatçıların çok yönlülüğünü çok güzel göstermiş. Bilginin paylaşımı ve üretilmesi her sanatçının kendi pratiğindeki bilgiyi şu an bu şekilde gösterebilmesi gerçekten çok heyecan verici.” Başladığı günden bu güne kadar Mardin Bienali’nde yer alan bienal direktörlerinden Döne Otyam, açılışta sorularımızı yanıtladı.


Mardin’de bienal yapma fikrini nasıl oluşturdunuz? Ben 2000 yılında Ankara GAP İdaresi’nde, Gap Projesi’nde çalıştım bir süre. O zaman bölgeyi daha çok tanıdım. Oradan ayrıldıktan sonra da hâlâ GAP İdaresi’yle ilişkilerim devam etti. GAP İdaresi Başkanı “Bir Fikret Otyam sergisi açalım.” dedi. Bu önce bir sergi fikriydi, sonra “Bir güncel sanat sergisi yapalım, bakın bunlar daha çok ses getiriyor.” dedikten sonra bu süreç ilerleyerek bienale dönüştü. 2009’da Davetinizi Aldım, Teşekkürler adında bir hazırlık sergisi yaptık. Bienale katılacak sanatçılardan bir seçki sunduk, sonra 2010 yılının Haziran ayında bienale dönüştü. İşte 12’nci yılımız!



Döne Otyam


Çevre halkının da parçası olduğu bir bienal gözlemliyoruz. Yıllar içinde bienalin Mardin’de ne gibi değişimlere yol açtığını gözlemlediniz? Kesinlikle çok fazla şeye öncü oldu. 1. Mardin Bienali’nin küratörü bendim, sürecin en başından beri de buradayım. Türkiye’de bunlar çok bilinmiyor. İnsanlar “Mardin’de bienali anlıyorlar mı?” diyorlar, İstanbul’da anlıyorlar mı ki? 1. Mardin Bienali’nde “Bienal nedir?” üzerine çalıştık. Bir evde kalıyordum, komşu bana “Tığ sergisi mi? Kermes mi? diye sormuştu. Oradan buralara geldik. Şuan yerel halk bienale çok ilgili. Yine 1. Mardin Bienali’nde Fransız bir sanatçının çok büyük bir neon işi vardı. Başladı taksiciler bize “Abla bu zeytin dalı mı?” diye sormaya. İşte böyle içlerine girerek gerçekleştirdik. Ama gerçekten Mardinlilerle yapıyoruz bu işi. İşin en önemli tarafı bu gerçekten. Marangozuyla, elektrikçisiyle... Artık sergi kurmayı da öğrendiler. Beş gündür herkes dükkanını kapattı ve bienal için çalışıyor.


Bu söylediğinizden yola çıkarak, bienal yerel ekonomiye de can suyu ve- riyor diyebilir miyiz? Kesinlikle. Gördüğünüz gibi zaten çok kalabalık. Bu kadar insan turistik olarak şehre katkı sağlıyor. Müthiş bir akım oldu Mardin’e. Hatta bir kere bienal turizmi başlatacağım burada dedim. Gerçekten tüm ay boyunca turlar var. Bunlar tabii ki bir şehre büyük katkı sağlıyor. Çok hoş bir şey duydum. Bir koleksiyoner “Bu oda nasıl görünecek?” dedi. Yönlendirmeler olacak sergi için dedim. “Yok yok onu demiyorum kim görecek ki bu odayı?” dedi. Tekrar yön- lendirmelerle yardımcı olacağımızı söyledim. “Onu demiyorum, böyle bir mekan başka türlü nasıl görülebilir?” dedi. Çok hoşuma gitti. Hakikaten bugün sizlerin de gördüğü Develi Han örneğin, turist olarak geldiğiniz zaman Mardin şehir merkezindeki caddeden ibaret. Develi Han’ı kendi başınıza keşfetmeniz pek olası değil. Biz yerelin içine giriyoruz. Özellikle de onları seçiyoruz ve her seferinde yeni mekanlar ekliyoruz. Örneğin, Marangozlar Kahvesi’ni dördüncü bienalde eklemiştik, şimdi tüm gelenler Marangozlar Kahvesi’nde artık. Orayı biliyor ve duyuyorlar. Yoksa yalnızca yerlilerin bildiği bir yerdi. Dolayısıyla bu çok güzel. Mardin’i daha iyi tanıyor insanlar. Dediğim diğer türlü, gelenler daha turistik yerleri geziyor. Kiliseler, medreseler... Kiliselerde de yaptık. İlk defa bize açtılar. Yani bu anlamda şehrin içindeyiz. Berberlerde, kahvelerde...


Seçtiğiniz mekanların çoğu sit alanı. Dolayısıyla çivi bile çakılamıyor. Kurulum aşamasında ne gibi durumlarla karşı karşıya kalıyorsunuz? Evet en zor iş o. Şimdi sergi tasarımı diyorlar ya, biz bunu 12 senedir yapıyoruz. Çünkü bir şey tasarlıyorsunuz ama onun özel olarak bir sergi tasarımı olduğunu düşünmüyorum. Bir küratörün zaten bilmesi gerekir bunu. Burada çok zor yerleştirmeler gördünüz, beş tane A4’ü asmak için iki saat geçirir mi insan? Çünkü duvarlara çivi çakamıyoruz. Derz aralarını deniyoruz, bu sefer de tutmuyor. Başka çözümler buluyoruz biz de. Televizyonların altına incecik şeyler koyuyoruz. Aslında biz de isteriz duvarda olsun ama duvarlara asmayıp vitrinlere koyuyoruz.


Bu yılki bienal “Çimenin Vaadi” temasıyla gerçekleşiyor. Bu temanın tercih edilmesinin altında ne gibi nedenler bulunuyor? Bu çok güzel bir denk geliş. Bu metin ve tema pandemiden önce yazıldı. Sonra Adwait ile tanıştık ve çalışmaya başladık. Adwait bize konsepti gönderdi. Sonra sekiz ay içerisinde pandemi geldi ve mecburen erteledik. Günlük hayatımızda sanki bienalin içine düştük. Tamamen Adwait’in seçimiydi. Zaten konsepti çok beğendik. Önce yaşadık şimdi de sergisini yapıyoruz. Dolayısıyla döneme de çok uygun oldu. Bu durum beni etkiliyor açıkçası, sanki içine doğmuş gibi.


Adwait Singh ile yollarınız nasıl kesişti? Tamamen internetten araştırarak bulduk birbirimizi. Diğer direktör Hakan Irmak ve ekibimiz; Ayşegül Sönmez, Fırat Arapoğlu... Tesadüfen ben birini buldum o arada da rahatsızlandım, ilgilenemedim. Ben yaşı daha büyük birini bulmuştum, tabii öz geçmişine bakıyorum. Hakan Irmak, Adwait’i önermiş. Öz geçmişine baktım, etkilendim. Facebook’tan ulaştık. Türkiye’de Facebook bitti gibi ama Avrupa’da ve Hindistan’da hep Facebook var. Instagram yok neredeyse orada. Sonra davet ettik, tanıştık ve bayıldık.


Hindistanlı ve genç bir küratörle çalıştınız. Özellikle yaşının genç olması dikkat çeken bir detay. Neler söylemek istersiniz bununla ilgili? Adwait bizimle tanıştığında 27 yaşındaydı. Daha da gençti. Şimdi 30 yaşında. Yapabilseydik 27 yaşındayken çalışacaktık. Bir kere coğrafyalar benziyor. Biz de daha önce Hindistan’a gittik, o da Türkiye’ye geldi.


Sektörde yer alan genç insanlar için bir örnek teşkil etti bu durum ve bir yol açıldı, öyle mi? Kesinlikle. En başta Avrupa’dan ziyade Hindistan’dan bir küratör seçmek ve bu küratörün genç biri olması çok özel. Adwait’ten çok şey öğrendim gerçekten, ben onun annesi yaşındayım. O da bizden çok şey öğrendi tabii. Çok büyük bir organizasyon bu.


Şuan Mardin Bienali gerçekten çok kalabalık. Nasıl değerlendiriyorsu- nuz bu ilgiyi? Çok memnunum. 4. Mardin Bienali de böyle geçmişti. O zaman anlamıştım böyle olacağını zaten. 1. Mardin Bienali’ne de epey ilgi oldu ama hiç böyle bir kalabalık yoktu. Sanatla ilgilenen herkes geliyor. Hem Mardin’e ilk defa gelmiş oluyorlar hem de bienali görüyorlar. Sağ olsunlar her zaman yanımızdalar.


IstanbulArtNews | Haziran 2022

60 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör