• Öykü Terlemez

Martch'ın misafir sanatçılarından sergi

Genç sanatçıları görünür kılmak amacıyla Martch Art Project tarafından Ayvalık’ta yer alan eski bir sabunhane binasında hayata geçirilen Martch Studio Misafir Sanatçı programı kapsamında, mekana özel üretilen işlerin yer aldığı sergi Süreğen 4 Haziran’da kapılarını açtı. Sergi 15 Ağustos’a kadar sanatseverlerle buluşmaya devam edecek.

Merve Ünsal, Yağmur Uyanık ve Mustafa Boğa’nın eserlerinden oluşan Süreğen, 4 Haziran’da Ayvalık’ta açıldı. Görselde (sağdan sola) Vasıf Kortun, Merve Ünsal, İlhan Ozan, Ömer Uğurluoğlu görünüyor.

Martch Art Project’in ikinci edisyonunu gerçekleştirdiği Martch Studio Misafir Sanatçı Programı kapsamında Merve Ünsal, Yağmur Uyanık ve Mustafa Boğa’nın eserlerinden oluşan sergi Süreğen, 4 Haziran’da Ayvalık’ta sanatseverlerle buluştu. Eski bir sabunhane binasında kalarak, sergi mekanında üretim gerçekleştiren sanatçıların eserleri 15 Ağustos’a kadar görülebilecek.

Martch Art Project, genç sanatçıları Ayvalık’ta gerçekleşen misafirlik programında ağırlamak üzere 5 Aralık tarihinde açık çağrıda bulundu. 80 sanatçının başvurusu üzerine, içinde Murat Alat, Haldun Dostoğlu, Ali Kazma, Agah Uğur ve Serra Yenitürk’ün yer aldığı jüri tarafından seçilen Merve Ünsal ve Yağmur Uyanık projede yer almaya hak kazandı. Seçilen sanatçılara prodüksiyon ve harcama bedeli tahsis eden program, önümüzdeki yıllarda dört sanatçıyı ağırlayacak kapsamda büyümeyi hedefliyor. Martch Art Project’in Kurucu Direktörü Bahar Kızgut program hakkında şunları söylüyor:

“Martch Studio, galerinin bir alt segmenti gibi. Bu kapsamda yalnızca programlı sergilerin yer alması söz konusu değil. Bu yüzden ismi galeri değil. Ben daha genç yaştaki sanatçıların görünür olmaya ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum. Atölyesi olmadan kendi evinde eser üreten çok sayıda sanatçı var. Biraz bunun için de bu misafirlik programı projesini yapmak istedim. Her sene beş kişiden oluşan bir jüri ekibi seçiyorum. Açık çağrıya yapılan başvuruları jüri, internet sitesindeki sistem üzerinden bir ve beş arası rakamlarla oy kullanarak değerlendiriyor. Matematiksel olarak en çok oyu alan kişi, programa katılmaya hak kazanıyor. Benim hiçbir seçim hakkım yok. Ben yalnızca kriterleri belirliyorum. Örneğin, 40 yaşın altında olmak gibi. Bu sene yeni olarak Türkiye’de galeri temsiliyeti olmamasını da ekliyoruz.”

Sanatçıların diledikleri eseri üretebildikleri programda, tematik bir sergi oluşturulması gibi bir mecburiyet olmamasına rağmen, Merve Ünsal ve Yağmur Uyanık’ın eserleri doğal bir şekilde bir temanın içerisinde yer alıyor. Sanatçılar, sesin mekansal ihtimalleri, sınırları ve ısrarları üzerine olan üretim süreçlerine sirayet eden bir diyaloğu misafirlik programı vesilesiyle izleyiciye aktarıyorlar. Aynı zamanda, misafir sanatçı programına dahil olmadan sergide işlerine yer verilen ve Martch Art Project’in sanatçılarından olan Mustafa Boğa’nın üretimlerinin seçkisi de Ünsal ve Uyanık’a ait.

İşlerinde fotoğraf, video, performans, yerleştirme gibi farklı mecraları kullanan Mustafa Boğa, gözlemci, anlatıcı, aktaran gibi rolleri kişisel hayatı ve çocukluğuna ait imgeler üzerinden dönüştürerek izleyicinin algısının güncel sanat aracılığıyla yeniden kurulduğu bir alan yaratıyor. Boğa, Martch Art Studio sürecinde üretmiş olduğu dokuma halılarını, tanıdık ve gündelik olan imleri, halı dokumanın yavaş ritmiyle işleyerek imgenin zamansallığının üretim ve tüketimi arasında bir yerde, bir arafta konumlandırıyor. Bu ikonik görsellerin barındırdığı anti-ikonik süjeler, sanatçının ördüğü anlar silsilesinin kesikliğine, bellekle aktarımın arasındaki sonsuz boşluğa işaret ediyor.

Misafir sanatçı programına dahil olan sanatçılardan Yağmur Uyanık ise pratiğinde insanlar ve dünya arasındaki ilişkiyi, bilgi üretme sistemlerindeki dönüşümleri, objelerin ve araçların değişen konumunu ve bunların mekansal bağlamlarını anlamanın farklı yollarını araştırıyor. Bir süredir Amerika’da yaşayan sanatçı, programa katılım motivasyonu hakkında “Tek merkezleşen sanat üretim pratikleri, çeşitli girişimlerle kırılmaya başladı. Bu sürece ben de dahil olmak istedim. Türkiye’nin başka yerlerinde de çok ilham var. Onları arayıp bulmak istedim.” diyor. Uyanık, çalışmalarında heykel, video ve ses medyalarını, çoğu zaman da çağdaş teknolojileri kullanıyor ve teknoloji ile bilgi üretiminin tarihi arasındaki ilişkiyi araştıran düşünce deneyleri yapıyor. Sanatçı, Martch Art Studio sürecinde, algılama biçimlerindeki dönüşümlerin yere ve mekana dair bilginin kapsamını genişletmesinden hareketle, mekana özgü potansiyel bir işitsel arayüz olarak hareket etmeyi amaçlayan “Echoic Chamber”ı üretti.

Ses yalıtımında yaygın olarak kullanılan akustik sünger malzemesini biçimsel olarak taklit eden ama metalden üretilmiş olmasıyla işlevini tersine çeviren bir modüler yerleştirme olan “Echoic Chamber”, mekanda halihazırda var olan yankıyı sönümlendirmek yerine artırıyor ve genişletiyor. Mekanın sokağa açılan iki penceresine tamamen oturan bu modüler nesne, sokaktan gelen sesleri büyütürken ışığı bloke ederek mekanda görsel olanın işitsel olana dönüşümü için alan açıyor; işitselliği dönüştüren şey, görselliği sekteye uğratıyor.

Üretim mekanı hakkında konuşan sanatçı “Aslında başka bir fikirle geldim buraya. Ancak mekanın bazı özellikleri o kadar baskın ki, o fikir tamamen değişti ve mekana özgü bir iş ortaya çıktı. Burası çok hacimli bir taş bina. Biz burada Merve Ünsal ile iki ay kaldık. Mekanın sokağa bakan iki cephesinde bulunan iki adet pencere var ve mekan çok ağır bir taştan olduğu için ses yalnızca pencerelerden içeri giriyor. Dolayısıyla içeride hacimden ve malzemeden dolayı oryantasyon bozukluğu oluyor. Seslerin nereden geldiğini anlayamıyorsunuz. Mekanın bu işitsel özelliği beni çok etkiledi.” diyor.

Programa katılım süreci hakkında konuşan Merve Ünsal ise, “Açık çağrıya bir başvuru yazdım. Akabinde jürinin kararıyla davet edildim. Genel olarak misafir programları benim pratiğimde her zaman çok etkili olmuştur. Türkiye içinde bir programa katılma fikri de bana çok cazip geldi. Başvuruda proje önerisi yazılıyordu. Benim önerimdeki iş bu değildi ancak önerdiğim işteki hassasiyet burada da var. Mekana özgü ve araziyle, alanla ilgili çalışmak istediğimi söylemiştim. Başka bir şekilde olur diye düşünüyordum ama bu şekilde oldu. Çıkış noktası aynı, ancak vardığı yer farklı diyebilirim.” diyor.

İşlerinde fotoğraf ve metnin sınırlarını araştıran Merve Ünsal, aktarılmayanın aktarılamayacağa dönüştüğü an ve durumlar üzerine çalışıyor. Her zaman imge odaklı olan çalışmalarında fotoğraf, video ve sesin yanı sıra mekana özgü yerleştirme mecraları aracılığıyla düşünüyor. Pratiğinde bir süredir rüzgarın arazide beden bulmasının izlerini süren Ünsal, Martch Art Studio sürecinde ürettiği “Üfürüm” ile rüzgarın nefes ve üflemeyle olan ilişkisini binanın farklı yerlerinden gelen takırtı, zangırtı, gıcırtılarla birlikte ele alıyor. Üflenen, fısıldanan nefes ile binanın bedenselliği arasında korku üzerinden bir ilişki kurarak korkuyla üflenenin ne olabileceğine dair bir önerme olan “Üfürüm”, üfleme camdan üretilmiş, nefesli çalgılardan ilham almış nesnelerden oluşuyor. Biçimlerinin gerektirdiği işlevi malzemelerinden dolayı tam da beklendiği gibi gerçekleştiremeyen bu nesneler, nesnenin tutabildikleri ile ima edebildikleri arasındaki ilişki üzerine kuruluyor. Sanatçı üretim pratiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Buraya geldiğimde büyük bir mekanda tek başımaydım. Yağmur ilk etapta burada değildi. Kış ayındaydık ve hava çok soğuktu. Mekandaki sesler ve rüzgarın uğultusu beni çok etkiledi. Ben zaten rüzgar üstüne düşündüğüm için daha çok kulak kabartmış da olabilirim. Rüzgar ve zangırdamalar nereden geliyor diye düşündüm hep. Ben daha önce hiç taş evde yaşamamıştım. Taş binanın akustiği bambaşkaymış. Örneğin telefonla konuştuğunuzda sesiniz her yerden yankı yapıyor. Tavanların çok yüksek olması nedeniyle bedensel algınız da değişiyor. Bunları yoğun bir şekilde bedensel olarak tecrübe edince korkularımın üzerinde düşünmeye başladım. Korku iç sesle ilgili bir şey. Neden korktuğunuzu tam bilemeyebiliyorsunuz ama korkuyu hissediyorsunuz. Onunla ilgili düşünürken, korkuyla ilgili bir metin ortaya çıktı. Bu korkuyu üflemem ve vücudumdan atmam gerekiyor diye düşündüm. Bunun üzerine rüzgarın nefesle ilişkisini ve bedenselliklerini nasıl birleştiririm diye düşündüm. Üfleme cam malzemesi aklıma geldi. Üfleme cam yapan zanaatkar bir arkadaşıma ‘korkuyla üfle, korkularımı üflemek aktarmak, istiyorum’ dedim. O da o şekilde üfledi malzemeyi. Bu kadar büyük bir mekanda ekleme yapmak da bana çok zor geldi. Misinalar ve benim asma aparatlarım balıkçı dükkanından alındı. Camın görünür görünmezlik arasında olması bana bu noktada daha cazip geldi. Buna görünmez bir şekilde mekanı işaretleme arzusu diyebiliriz. Mekanda hem var olma hem de var olamama bir taraftan da. Mekan sanatçı için korkutucu bir mekan. Beyaz küp gibi davranabileceğiniz bir yer değil. O yüzden ben biraz geride durarak ve havada asılı kalarak yapmayı seçtim.”.


IstanbulArtNews | Temmuz / Ağustos

43 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Bu sene ilki gerçekleştirilecek olan Kommagene Bienali, 20 Ağustos - 20 Ekim tarihleri arasında Adıyaman’da sanatseverleri ağırlayacak. Küratörlüğünü Nihat Özdal’ın üstlendiği ve ‘Hayali Bir Uygarlık