• Celine Symbiosis

Montparnasse’ın prensi Jules Pascin



1885’te Bulgaristan’ın Vidin şehrinde zengin bir tüccarın çocuğu olarak doğan Jules Pascin, Birinci Dünya Savaşı’nın öncesi ve sonrasında okyanusun her iki tarafında da hatırı sayılır bir şöhrete sahipti. Buna rağmen hiçbir akıma dahil olmadığı için sanat tarihi kitaplarından dışlanan bir sanatçıydı ama bir devri sonlandıran önemli bir sanatçıydı.

Modern sanat 20. yüzyılının başında bir grup avangart sanatçının ellerinde Paris’te doğdu. Savaş öncesi Avrupa’nın dört bir yanından şehre gelenler yeteneklerini, fikirlerini ve kültürlerini bir kazanda eriterek yüzyılın dilini oluşturmak için bir araya geldiler. Montparnasse ve Montmartre da kimisi için yuva oldu. Özellikle Doğu Avrupa’da zulümden kaçan Yahudi sanatçılar burayı kendi evleri yaptı. Bu isimler arasında herkes tarafından en sevileni Jules Pascin’di.

1885 yılında Bulgaristan’ın Vidin şehrinde zengin bir tüccarın çocuğu olarak doğan Jules Mordecai Pincas’ın kökleri 15’inci yüzyılda İspanyol Engizisyonu’nun zulmünden kaçan Sefarad Yahudileri’ne kadar uzanıyordu. Aile mesleğini sürdürmesi beklenirken o erken yaşta çizime yöneldi. Bu tutkusunun alevlenmesi ise babasının firmasında çalışması için Bükreş’e gönderildiğinde tanıştığı kötü şöhretli bir kadındı. Şehrin en lüks genelevinin sahibi olan Madam Fanoriatal onu yapmak istedikleri için cesaretlendirdi, müşteri bekleyen çalışanlarını model olarak kullanmaya teşvik etti. Jules’un hayatı boyunca peşini bırakmayan cinselliğin tohumları da burada atıldı.

Uygunsuz davranışları nedeniyle Almanya’ya gönderilen Jules önemli sanat merkezlerinde, çeşitli atölyelerde desen eğitimi aldı. 1904 yılından itibaren çalışmaları dönemin ünlü siyasi hiciv dergisi Simplicissimus’ta yayınlanmaya başladı.

Bir sahneyi nasıl resmedeceğini, bir bütünü nasıl oluşturacağını, alışılmadık ayrıntıları nasıl seçeceğini ve alaycılığa varacak kadar acımasız olmayı iyi biliyordu. Bu sırada sanatsal tarzını bulmak için farklı deneyler yaparken kendine bir ana yön belirledi: hayatı “çıplak” hale getirmek. Viyana, yeteneğini bu yönde geliştirmek için verimli bir yerdi. Freud’un devrimiyle önemli bir konu haline gelen cinsellik, Klimt’in erotik bulunan çizimleriyle doruk noktasına burada ulaşmıştı. Ancak o dönem sanat için seçilen her yol Paris’e varıyordu. Bunun için önce saygın ailesiyle ve Yahudi kökleriyle tüm bağlarını kopararak soyadını Pincas’ın anagramı olan Pascin ile değiştirdi.

1905’te şehre geldiğinde dergideki başarısından dolayı sanat çevrelerinde hızla benimsendi. Meslektaşları Fauvizm, Kübizm, Sürrealizm, Ekspresyonizm gibi güncel akımların etkisindeyken Pascin hayatının geri kalan 25 yılında neredeyse hiç değiştirmediği kişisel üslubunu erkenden buldu.

İlhamını Watteau, Fragonard, Greuze ve Boucher gibi 18’inci yüzyıl ressamlarından alarak yakın çevresindeki insanları neredeyse bir fotoğraf makinesinin hızıyla kağıda aktarmaya başladı. Hiç kuşkusuz Pascin doğal bir yetenekti ve ondan yaş olarak iki kat büyük olan sanatçılar tarafından kıskanılan bir çizgiye sahipti.

Pascin çağdaş hiçbir akıma ait olmadığı gibi kendini hiçbir yere ve hiç kimseye de ait hissetmiyordu. Gündüzleri Café du Dôme’da yapılan sanat tartışmalarına katılan beyefendi, geceleri bohem hayatın en sevilen ismiydi. Bütün arkadaşlarını yedirip, içirip, gezdirip bide gecenin sonunda herkesin hesabını ödediği için “Montparnasse Prensi” lakabını hak etti. Çevresi insanlar, şölenler, ziyafetler, övgüler, kahkahalarla çevriliydi ama yalnızlık hissini hiçbir şey dindiremedi. Belki sayısız tek gecelik ilişkilerine rağmen hayatının sonuna kadar aynı iki kadına dönmesi de bu his yüzündendi. Hem Hermine David hem de Lucy Vidil onun dengesiz sevgisi karşısında kendi tarzlarında Pascin’i kurtarmaya çalıştı.

Dünya büyük bir savaşın sinyallerini verdiğinde Pascin ülkesine karşı milliyetçi duygular beslemediği için Hermine’le birlikte New York’a gitti. Buradaki tutucu seyirci kitlesine rağmen 1913 yılında Armory Show’a katılarak çağdaş sanatın önemli temsilcilerinden biri haline geldi.

Savaş yıllarında New Orleans’tan Küba’ya kadar neredeyse tüm Amerika’yı dolaşarak çizimler yaptı, yerel sanatçılarla, galerilerle ve koleksiyoncularla yakın ilişkiler kurarak okyanus ötesindeki konumunu güçlendirdi, vatandaşlık aldı. Amerika’da görkemli Kükreyen Yirmiler başladığında hikayesinin son bölümünü yazmak için Belle Époque’un sona erdiği Paris’e dönmeye karar verdi.

Savaştan sonra Paris’in sanat damarları olan Montmartre ve Montparnasse ciddi kan kaybetmişti. Picasso oradan uzun zaman önce ayrılmıştı. Apollinaire, Juan Gris ve Modigliani ölmüştü. Kalanların birçoğu Saint-Germain-des-Prés’ye yerleşmişti. Sefil yaşayan ressamlar dönemi bitmiş onların yerini gösterişli hayatları olan sanatçılar almıştı. Değişmeyen tek şey ise Pascin’di. Alkolizm ve depresyonla ilgili ciddi sorunlarla karşı karşıydı. Üstelik sevgilisi Lucy ondan ümidi kesmiş, Norveçli ressam Per Krogh ile evlenmişti. Pascin artık eğlencenin arkasına sakladığı işkence gören ruhunu gizleyemiyordu. İlk solo sergisinden bir gün önce, 1 Haziran 1930’da La Coupole’de son içkisini içtikten sonra evine geldi. Önce sergi davetiyesinin arkasına Lucy için bir not yazdı, “Yaptığım şey yüzünden darılma bana. Senin mutlu olman için benim gitmem gerekiyor”, sonra bileklerini kesti, kanıyla duvara “Elveda Lucy” yazarak hayata veda etti.

Ölümü bir dönemin sonuyla başka bir dönemin başlangıcını gösteren bir tür noktalama işareti gibiydi. Daha yaşarken bir efsane haline gelerek birbirinden renkli ve cesur figürlerin olduğu bir ortamda kısa bir süre için bile olsa ilgi odağı olmak bile küçük bir başarı değildi. Yine de ölümünden sonraki 10 yıl içinde onu tanıyan birkaç kişi dışında neredeyse unutuldu. Yıllar sonra ilk kez 1952’de New York’ta geniş bir eser seçkisi sergilendiğinde, bir eleştirmen onu “zamanımızın en küçümsenmiş ve unutulmuş yeteneklerinden biri” olarak tanımladı. Herbert Read’e göre Pascin, bizim kategorimize sığmayı reddeden büyük bir sanatçıydı. Batı sanatının binlerce yıllık evinde kendine bir yer bulmaya çalışan şiirsel ve hassas biriydi.


IstanbulArtNews | Eylül 2022



32 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör