• Gülşen Baybura

Müzeci yönüyle Osman Hamdi Bey

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde daimi olarak kalacak Osman Hamdi Bey koleksiyonu yeniden sanatseverlerle buluştu. İlk koleksiyon sergisinden farklı olarak ressamın kendisine ait nişanlar ve yazılı belgelerin de sergilendiği serginin küratörü Zeynep İnankur’la konuştuk.





Osman Hamdi Bey tarafından Sanayi-i Nefise Mektebi öğrencilerinin çalışmalarına imkan sağlama amacıyla düşünülen müzenin 20 Eylül 1937’deki açılışına, Atatürk manevi kızı Ülkü ile birlikte katılmıştı. 20 Eylül’deki açılışının ardından müzede kalmaya devam edecek Osman Hamdi Bey sergisindeki sanatçıya ait eserler, figürleri için kullandığı fotoğraflarla sergileniyor. Zeynep İnankur, eylülde açılacak müzenin kalıcı koleksiyonu için Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nin kurucusu Osman Hamdi Bey’in tanıtıldığı bir sergiyle yola çıkmak istediklerinin altını çiziyor. İnankur, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin Türkiye’deki en büyük Osman Hamdi Bey koleksiyonuna sahip olduğunu vurgularken bu sergiyse sanatçının müzeci ve arkeolog kimlikleri, portreleri, manzara resimleri ve Batılı oryantalistlerle farklarını öne çıkarıyor.


İlk sorum küratörlerinden biri olduğunuz Serginin Sergisi II hakkında olacak. Sizi, bu serginin kurgusunda en çok ilgilendiren mesele neydi? Dikkat çekmek istediğiniz, özellikle izleyiciler tarafından anlaşılmasını beklediğiniz bir mesele var mıdır, varsa nedir?

Serginin Sergisi II yeni müze binasında açılacak olan ilk sergiydi, dolayısıyla her şeyden önce yeni mekanın koşulları bizi yönlendirdi. Bir saray binasından bir Antrepo binasına geçiş aşamasında elbette epey adaptasyon zorluğu yaşadık. Serginin Sergisi II İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ne tam 75 yıl ev sahipliği yapmış olan Dolmabahçe Saray Veliaht Dairesi’nde 1937 tarihinde açılan ilk sergiyle onu yeniden canlandıran 2009 yılındaki son sergiye, Serginin Sergisi’ne bir ithaftı. Ben bu sergiyle izleyiciyi müzenin kuruluş günlerine, kültür ve sanata büyük değer veren Atatürk dönemine geri götürdüğümüzü düşünüyorum. Ancak ilk iki sergide yer almış olan başyapıtların bazılarının başka kurumlara ödünç verilmiş olması ve sergide yer almaması büyük bir eksilikti. Biz bu eksikliği o yapıtların fotoğraflarını sergileyerek gidermeye çalıştık. Umarım hepsi yakında gerçek yuvalarına geri döner.


Serginin Sergisi II’de küratöryel kurguda eser seçkisi, izleyici ve mekan arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Bu sergide Türkiye’deki 50 yıllık sanat üretimini kronolojik olarak veren 1937 ve 2009 sergilerinden farklı bir düzenlemeye gittik; müzenin ilk çekirdeğini oluşturan Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu’ndan bir seçkiyi fotoğraftan yapılan resim örnekleriyle göstermeyi tercih ettik. Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyit, Halil Paşa gibi sanatçıları Osmanlı resminin ilk önemli temsilcileri olarak sergilerken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte köprü oluşturan 1914 Kuşağı sanatçılarını Türk resmine getirdikleri konu çeşitliliğini göz önünde bulundurarak tematik bir yaklaşımla ele aldık. Aynı tematik yaklaşımı Erken Cumhuriyet Dönemi sanatında da gösterdik. Birbirinin devamı olan iki grubu yani Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği ile D Grubu’nu ayırmak yerine onları hem Art Deco estetiği kapsamında hem de modern sanatı hangi temalar doğrultusunda kurguladıklarını gösterecek bir şekilde sergiledik.


Osman Hamdi Bey sergisine gelirsek, müzenin kurulmasına öncülük eden Osman Hamdi Bey ile başlamanız, müzenin geçmişiyle nasıl bağ kuruyor?

Yukarıda da belirttiğim gibi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin yeni binasında kapılarını açmasından sonra ilk etkinliğimiz müzenin 1937’deki kuruluş sergisini yeniden canlandırmak oldu. Böylelikle Dolmabahçe Veliaht Dairesi’ndeki eski müzeyle Antrepo binasındaki yeni müze arasında bir köprü kurmuş olduk. Müze müdürümüz Hasan Karakaya ile yaz aylarında kapanacak olan Serginin Sergisi II’den eylülde açılacak olan daimi koleksiyona bir Osman Hamdi Bey sergisiyle geçmenin çok uygun olacağını düşündük. Böylece müzenin kalıcı koleksiyonunun ilk adımı Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nin kurucusunun tanıtıldığı bir sergiyle atılmış oldu. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Türkiye’deki en büyük Osman Hamdi Bey koleksiyonuna sahiptir. Dolayısıyla bugüne kadar müzede çok kez Osman Hamdi Bey sergisi açıldı ancak onların hemen hepsinde onun ressam kimliği öne çıkıyordu, bu serginin onlardan bir farkı müze arşivinde bulunan ona ait bütün yazılı belgelerin, nişanların tek tek yeniden incelenip tanımlanarak sergilenmesi oldu. Bu belgelerden de görüleceği gibi Osman Hamdi Bey, Batı dünyasında ressam kişiliği kadar müzeciliğiyle de isim yapmış bir şahsiyet. Dolayısıyla bu sergide onun ressamlığının yanı sıra müzeci kişiliği de öne çıkarılmış oldu.


Sergileme biçimiyle neye dikkat çekmek istediniz?

Bu sergiyi planlarken başından beri Osman Hamdi’nin resimlerini üç ana tema altında sergilemeyi ve her üç temanın da Osman Hamdi’nin sanatındaki yerini vurgulamasını istedim. Osman Hamdi Bey her ne kadar oryantalist resimleriyle tanınsa da onun kendi çevresini ve dostlarını yansıttığı portreleri ve sayıca az da olsa manzaraları da vardır. Hatta bu manzaraları Sultan II. Abdülhamid’in de beğenisini kazanmış ve onun isteği üzerine sanatçı saray koleksiyonu için de büyük bir manzara yapmıştır. Portreler ve manzaralar sanatçının içinde yaşadığı ortam için gerçekleştirdiği eserlerdir. Buna karşılık o, oryantalist konulu resimlerini sırf Avrupa pazarı için yapmış ve kendi ülkesinde sadece üç kez sergilemiştir.


Osman Hamdi Bey’in Osmanlı aydını, müzeci ve arkeolog kimlikleri onun resmine nasıl yansıyor?

Osman Hamdi Bey’in Paris’te resim eğitimi almış olması onun sanatını biçimlendiren en önemli ögelerden biridir. Nitekim Türkiye’ye dönüşünde Sanâyi-i Nefîse Mektebi’ni kurduğunda figürden çalışmayı başlatmış, okulun hocalarını Avrupa akademilerinde figür ağırlıklı eğitim almış sanatçılar arasından seçmiştir. Osman Hamdi Paris’teki École des Beaux-Arts ve Louvre örneğinden hareketle Sanâyi-i Nefîse Mektebi binasını da Müze-i Hümâyun’un bulunduğu Çinili Köşk’ün hemen yanı başına inşa ettirmiş, sanat okuluyla müze arasında bağlantı kurarak öğrencilerin müzedeki eserlerden çalışmalarına olanak sağlamıştır.


Osman Hamdi Bey, ‘Venedik’ten Manzara’, tuval üzeri yağlıboya, 1878

Osman Hamdi Bey’in diğer oryantalist ressamlarla farkları nelerdir?

Osman Hamdi’nin tablolarını Batılı oryantalistlerden ayıran ve öncelikli kılan en büyük özellik bu tablolarda kendi dünyasını, kültürünü anlatmasıdır. Osmanlı/İslam ağırlıklı zengin bir dekor ve arka plana sahip bu tablolarda, her öge etnolojik bir belge gibi resmedilmiştir. Gerek bu özellik gerekse bu resimlerin Osmanlı ve Müslüman bir sanatçı tarafından yapılmış olması onları Avrupalı izleyicinin gözünde daha da inandırıcı kılmıştır. Osman Hamdi daha Paris yıllarında Oryantalizmin Batılı izleyici ve Batı’daki sanat pazarı için cazip bir konu olduğunu görmüş; Doğu dünyasından gelen bir sanatçı olmanın onun resimlerini Batılıların gözünde daha farklı ve de inandırıcı kılacağını fark ederek bu ayrıcalığını başarılı bir biçimde kullanmıştır. Ancak Batılı oryantalistlerin resimlerinde görülen ve Doğu’ya atfedilen şiddet, tembellik, çıplaklık, cinsellik ve erotizm gibi özellikler ve ön yargılı yorumlar onun resimlerinde görülmez.


Avrupa manzara resimleri ile Osman Hamdi Bey’in natüralist bir tarzda çalıştığı manzaralarının farkı nedir?

Osman Hamdi manzaralarını açık havada, doğadan çalışarak yapmıştır. Hızlı fırça darbeleriyle adeta İzlenimci tarzda yapılan bu manzaralar, Avrupa manzaralarından hiç de farklı değildir. Tabii ki sanatçının çok sevdiği Gebze ve Eskihisar yöresine ait manzaralar konu bakımından Avrupa manzaralarından ayrılır, buna mukabil onun bu sergide yer alan Venedik manzarasını, örneğin bir Bonnington manzarasından ayırt etmek zordur.



IstanbulArtNews | Haziran 2022



142 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör