• Oğulcan Yiğit Özdemir

Odunpazarı’ndan dünyaya açılan kapı

Mimarisi itibarıyla son yüz yılın en iyi 25 müzesinden biri seçilen Odunpazarı Modern Müzesi (OMM) özgün mimarisi ile farklılaşan yapısına ek olarak gerçekleştirdiği sergilerle de uzun yıllar adından söz ettireceğe benziyor. Eskişehir’deki OMM’yi ziyaret ettik ve şu an sergilenmekte olan Maziye Bakma Mevzu Derin seçkisini inceledik.



Şükran Moral’ın ‘Evli, Üç Erkekli’ (pigment baskı, 80x120cm, 2/5+2A.P., 2010) adlı eseri de seçkide yer alan işler arasında. Eser, sergi için İdil Tabanca Koleksiyonu’ndan ödünç alındı.

Her çağ kendi tanrılarını ve kutsallarını sanat eserlerinde yontar, sonra onları tapınaklarda veya adına müze denilen güvenlikli yerlerde toplar. Bu çağın kutsalları olan ifade özgürlüğü ve eleştirel akıl idealleri ise OMM müzesinde çağdaş sanata ayrılan görkemli bir retrospektif sergiyle karşımıza çıkıyor. Yaklaşık son 20 yılın çağdaş sanat namına üretime geçen pek çok ismini bu sergide bulmak mümkün. Şener Özmen’in meşhur “Bayrak” çalışmasından Antonio Cosentino’nun banliyö trenine, Zeyno Pekünlü’nün “Erkek Erkeğe” isimli video kolaj çalışmasından Canan’ın kültür ve suç iş birliğinin dehlizlerini dikizleyen poster silsilesine, kapsamlı bir seçki. Üç kata yayılan serginin yer aldığı OMM binasını tanıtmadan olmaz. Kengo Kuma & Associates mimarlık ofisi tarafından Odunpazarı’nın tarihi dokusunu göz önünde bulundurarak tasarlanan yapı, ahşap kullanımı ve mimari yataylığıyla, öte yandan oturduğu alanla kurduğu esprili ve samimi ilişkiyle daha ilk bakışta sempati ve beğeni topluyor. Aslına bakarsanız Eskişehir yüzölçümüyle kıyaslandığında pek çok müzeye ev sahipliği yapıyor. Meşhur Eskişehir Arkeoloji Müzesi’nden Cam Sanatları Müzesi’ne, balmumu heykellerin bulunduğu yine Odunpazarı’ndaki müzeden kent alanının tamamına yayılmış heykellere ve mimari eserlere planlamada büyük bir özenin hakim olduğunu hissediyoruz. Bu noktada Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in emeğinin ne kadar önemli olduğunu söylemek gerekiyor. Ken- disi de bir doktor ve sanatçı olan Büyükerşen’in bu konudaki özel ihtimamı, kente iner inmez Porsuk Çayı boyunca yürürken “sanırım biz bir Doğu Avrupa şehrindeyiz” hissini belirgin bir şekilde yaşatıyor. Şahsen, en son Prag’da bu kadar özenli bir kanal üzeri yerleşimle karşılaşmıştım. OMM ise kalabalık destekçi ekibi ve Maziye Bakma Mevzu Derin sergisine imza atan sergi koordinatörleri Zeynep Birced ve Yağmur Elif Ertekin’in yoğun çalışmalarıyla anlıyorum ki gelecekte Eskişehir’in güncel sanat anlamında kalbinin attığı yer olacak.


Uluslararası projelendirme, yerel ölçek ve ulusal mesele Kengo Kuma mimarlık ofisi hazırladığı bilgilendirme broşüründe yapının “enternasyonal üsluba” bir eleştiri olarak konumlandırıldığını belirtiyor. Çelik ve betonun ağırlıklı malzemeler olduğu ve çevresel etmenlerle kurduğu bağ zayıf olan bu üslubun yerine, çevresel bağı yüksek ve ahşaba yaslanan bir mimari yapı önermişler. Bu kaba evrenselci düşün yarattığı yıkıcı etkiyi toparlamaya ve eleştirmeye çalışan benzer bir kaygıyı, sergideki işlerde de buluyoruz. Dolayısıyla müzenin kurduğu bağlam ve eserler bir diyalog içeriyor. Türkiye’nin modernleşme hamlelerinin sık sık yok saydığı yerelin direnciyle sekteye uğradığını düşünürsek, yerelin müdâhilliğini ve aktörlüğünü hesaba katan bir yapı ve sergi seçkisinin önemi daha da belirginleşiyor.

Eskişehir’in kültürel hayatının canlı olduğundan bahsettim. İki günlük gezimiz boyunca opera binasını ziyaret edip konser izleme isteğimiz, ne yazık ki bütün biletler bir hafta içerisinde tükendiği için kursağımızda kaldı. Aynı durum tiyatro biletleri için de geçerliydi. Dolayısıyla kente ve müzeye ayırdığınız bir hafta sonunuz varsa, konser ve opera biletlerinizi en az bir hafta önceden ayırtsanız iyi olur.


‘Kenti ve müzeyi Türkiye’ye olduğu kadar yurt dışına da tanıtmak istiyoruz’ Müze koordinatörü Defne Casaretto’ya müzecilik ve sergi alanının yapılanması süreciyle ilgili sorular yönelttik. OMM’yi sadece Türkiye içinde değil, dünya çapında duyurmak istediklerini belirten Casaretto ile Eskişehir’den dünyaya açılan müzenin detaylarını konuştuk.


Müzenin yapılma sürecinde Kengo Kuma & Associates ve Erol Tabanca’nın emekleri var. Bu iş birliğinden bahsedebilir misiniz biraz? Günümüzde müze binaları bulundukları alana ayrı bir değer katan unsurlar haline geldiler. Buradan hareketle, dünya çapında başarılı ve ilham veren yapılar tasarlayan bir isimle çalışma fikrine çok sıcak baktık. Kurucumuz Erol Tabanca, bunun aynı zamanda OMM’yi sadece Türkiye içinde değil, dünya çapında duyurmamıza fırsat vereceğini düşündü. Kendisi OMM’yi hayal ederken bölgenin dokusuyla uyum içinde, Odunpazarı’nın tarihi mirasıyla bağ kurabilecek ve aynı zamanda çağdaş mimarisiyle bunu gelecek nesillere taşırken, müzenin yenilikçi vizyonunu yansıtabilecek bir yapı olarak düşündü. Kengo Kuma tasarladığı binaları bulundukları bölge ile birlikte değerlendiren ve o coğrafyanın bir parçası gibi gören ve malzeme olarak doğal olanı seçen bir mimar. Müzenin yapılmasürecinde Kengo Kuma and Associates ile çok başarılı bir süreç geçirildi; hem Erol Bey hem de Kengo Kuma, karşılıklı olarak beklentilerini ortaya koyarak mimari tasarımı şekillendirdi. Belirttiğim gibi kenti ve müzeyi Türkiye’ye olduğu kadar yurt dışına da tanıtmak istiyoruz. Bunun için en büyük ve en önemli adımın dünyaca ünlü mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates ile çalışarak yapıldığını düşünüyorum.


Eskişehir belediyeciliğiyle de ünlü. Yerel yönetimlerdeki bu motivasyon artısının müzeye nasıl bir dönüşü oluyor? Eskişehir geçmişten günümüze kültür ve sanatın çok ön plana çıktığı bir şehir. Üç üniversite, genç nüfus ve yenilikçi bakış açısına sahip belediyecilik anlayışıyla son derece çağdaş ve yapmak istediklerinizle uyumlu ve bunlara kucak açan bir şehir olmasıyla da ayrı bir önem kazanıyor. Yerel yönetimlerin kültür sanata önem veren bir anlayışa sahip olması, sanat galerileri, müzeler ve etkin- liklerle pek çok farklı yaş grubunun buluşmasına vesile olması tabii ki OMM’nin hızla bilinip sevilmesinde çok büyük bir etken. Mekansal olarak da çevresinde yer alan ve yerel yönetimin şehre katkısı olan kültür sanat kurumları ve müzeler ile de OMM müzeler alanı diyebileceğimiz bir noktanın merkezinde yer alıyor ve bu sayede bir buluşma noktası haline geliyor. İletişime açık, destekçi ve pozitif yaklaşımları çalışmalarımız açısından elbette önem arz ediyor.


İnşa sürecinde yerel yönetim, uluslararası tasarım ve ulusal uygulama üçlüsünü koordine etmeyi nasıl başardınız? OMM’nin kuruluş süreci son derece keyifli geçti. Tüm yapıların birbiriyle uyum içinde ilerleyebildiği, son derece eğlenceli ve öğretici bir süreçti. Herkes elinden gelen desteği sağlayarak ve bir uyum içinde projenin ilerlemesine yardımcı oldu. Gerçekten sayısı az olan müzelerimiz, yenileri de eklenen bilim, kültür ve sanat kurumlarımızın tamamının varlığı ülkemiz için çok büyük bir kazanım ve çok kıymetli. Dilerim sayıları artarak devem eder ve geleceğe katkılarımız artar.


Müzenin koleksiyonunu oluştururken hangi kriterlere öncelik verdiniz? OMM sergilerinde Erol Tabanca ve İdil Tabanca koleksiyonundan eserlere yer veriyor. İki ayrı koleksiyonun olması zengin bir bakış açısı olmasını sağlıyor. Koleksiyonların kesiştikleri noktalar olsa da iki farklı kuşağın beğenileri üzerinden ilerliyorlar. Erol Bey’le ilerlediğimiz koleksiyon 1950’den günümüz sanatına uzanırken, İdil Tabanca koleksiyonunda güncel sanatın yanında tasarımın ağırlık kazandığını söyleyebiliriz.


Maziye Bakma Mevzu Derin sergisi Tabanca koleksiyonunun hangi dönemini kapsıyor? Maziye Bakma Mevzu Derin, İdil Tabanca Koleksiyonu’nun son üç yılından bir seçkiye odaklanıyor.


Sergideki eserlerin izleyiciyle buluşma süreci nasıl gerçekleşti? Sergide koleksiyonumuzda yer alan eserler, farklı koleksiyonlardan ve sanatçılardan ödünç alınan eserler ile bir araya getirildi. Sergi geçmişten günümüze toplum tarafından kodlanan kimliklerimize ve bu doğrultuda bir başkasına olan yaklaşım biçimlerimize odaklanarak, günümüzde birey-toplum arasındaki ilişkideki açmazlara değiniyor. Aidiyet, kimlik, kadın olmak, erkekliğin tanımlanma biçimleri gibi konular etrafında birleşen eserlerle sergi, toplumsal bakış açılarımızı gözden geçirmeye teşvik edici bir rol üstleniyor. En küçük sosyal birim olarak aileden başlayarak bizi biz yapan değerlerin yanı sıra, toplumsal olarak belirli beklentiler etrafında şekillendirildiğimiz, kodlandığımız ve bu gerçeklerle yüzleşmekten kaçındığımız konuları ele alıyor. Maziye Bakma Mevzu Derin, Türkiye çağdaş sanatındaki farklı disiplin ve kuşaklardan CANAN, Nilbar Güreş, Şener Özmen, Halil Altındere, Pınar Yoldaş, Sinan Tuncay, Zeyno Pekünlü, Kezban Arca Batıbeki, Mustafa Boğa gibi üretimlerinde bu coğrafyaya dair meselelere odaklanan sanatçıların eserlerini izleyiciyle buluşturuyor. Kadın konusunu çok önemsiyoruz. Sergide özellikle altını kalın kalın çizmek istediğimiz bu konuya dair eserlere yer verdik. Sergideki eserlerden Zeren Göktan’ın “Anıt Sayaç” adlı eserinde, Türkiye’de öldürülen kadınların günlük olarak sayılarını görebiliyoruz. Sergi 10 Aralık’ta ziyaretçiyle buluştu, sayacı takip ettiğimizde o günden bu güne 56 kadının daha hayatını kaybettiğini görmek oldukça zorlayıcı ve ivedilikle ele alınması gereken bir meseleyi de gözler önüne seriyor.


IstanbulArtNews | Nisan 2022

140 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör