• Yalın Alpay

Onay Akbaş’tan rengârenk bir sahneleme

Onay Akbaş’ın 25 yeni tuval resminden oluşan Kurgulu - Kurmalı oyuncaklar isimli sergisi, 21 Nisan-20 Mayıs tarihleri arasında Galeri Artist’te izleyiciyle buluşuyor. Yaşamı bir tiyatroya benzeten Akbaş, yapıtlarında bu tiyatroya dekor üretmeyi değil, oyunu deşifre etmeyi, sanatın dili ve yöntemleriyle oyunun senaryosuna etkimeyi amaçlıyor.

Onay Akbaş, ‘Au Honneurs / Şerefe’, tuval üzerine yağlıboya, 150x150cm, 2021

Akbaş resimleri ilk bakışta, bazen amorf bazen de geometrik şekillerle konturlanmış, içleri pek parlak ve canlı renklerle doldurulmuş alanların, herhangi bir düzen izlemeksizin, iki boyutlu bir yüzeye rastgele saçıldığı kaotik kolajlar gibi görünürler. Birbirinden bağımsız, herhangi bir uyum gözetmeyen renklerin, boya tüpünden çıktıkları haliyle kullanıldıkları Akbaş resimleri, enerjik bir renk patlamasına benzerler. Kısa süreli bir gözlemde figürler, düzenleme, tema ya da konu hemen seçil(e)mez; bir renk cümbüşü her şeyi geçici de olsa örter.

Bu resimlere ışık tam cepheden vurur. Bu yüzden üzerlerinde tek bir gölge dahi yoktur. Karanlıkta kalan hiçbir yerin bulunmadığı bu temsillerde ışık, görebildiğimiz herhangi bir kaynaktan değil, bizzat renklerin içerisinden ışıldar. Gölgenin yokluğu, konturları dolduran renklerin farklı tonlara dağılmasını önler. Kontur içerisindeki monokromlarda, tek bir rengin zenginleştirilmesi yoktur; renk tek bir tonuyla tüm alanı süpürür.

Akbaş’ta renk her şeye baskın görünür. Fakat bu bir yanılsamadır. Renkçilik Akbaş’ın çok katmanlı resminde ilk karşılaşılan yapı olmakla birlikte, sonuncusu değildir. Resminin diğer özellikleri, resme yönelen bakışın yüzeyde geçirdiği zamanla doğru orantılı olarak ortaya çıkar. Temsil değerleriyle kullanılmadıkları için figürleri, nesneleri, mekanları apaçıklık içerisinde gizlemeyi başaran renkler, izleyicinin ısrarıyla birlikte deşifre olmaya başlarlar.

Akbaş’ta, rengin ardından çizgi gelir. Fakat bu Akbaş’ın kendi hiyerarşik dizilimi değildir; Akbaş resminin, izleyicinin retinasındaki kronolojik fark edilme sıralamasıdır. Akbaş’ın hiyerarşisinde öncelikli olan çizgidir, kontur her yerdedir. Renkleri birbirinden ayıran sınırları belirleyen çizgi, renkçiliğe hizmet eder gibi görünür ancak onun asli ödevi, resmin esasını kurmaktır. Renk yalnızca konturun içini boyar.

Çizimleri figüratiftir ama figürleri gerçekliğe vekil olarak atanmamıştır. Akbaş, çizgilerinin birer temsiliyet olduğunu her aşamada izleyiciye yeniden anımsatır. Figürlerini insan formunda yapmayı reddederek, birer kukla şeklinde resmeder. Akbaş resimlerinin ilk bakışta, sıra dışı renk tonlarıyla ve kombinasyonlarıyla yarattığı kaotik etki, göz yüzeye alıştıkça zayıflamaya yüz tutar. Bakış, resmin üzerinde vakit geçirdikçe, çizgilerin peşinde bazı referans noktaları bulmaya başlar. Dört bir tarafa özgürce çizilmiş çizgiler arasında tanıdık bazı denklemler üreten bu referans noktaları giderek gözlere, burunlara, ağızlara, başlara, bedenlere ağır ağır figürlere evrilirler.

Akbaş’ın renkler arasına gizlenmiş çizgilerle kurduğu yapılar, giderek bilindik bazı görsellerle eşleşirler; bunlar çoğunlukla insan figürleridir. Fakat bu insan figürleri, birbirlerine eklem yerlerinden tutturulmuş katı parçalardan oluşan iki boyutlu kuklaları anımsatır. Bu kukla temsilleri çoğu kez iki boyutlu inşa edildiklerinden, perde önünde oynanan gölge oyununun kahramanlarına benzerler. Akbaş kimi figürlerin arkasına bir kurma aparatı yerleştirir, bazı figürlerine Pinokyo’ya gönderme yapan uzun, ahşap bir burun ekler.

Akbaş’ta beden, birbirinden ayrılmış uzuvlara parçalanarak organik bir bütünlükten ve o bütünlüğün getirdiği esneklikten arındırılır. Her biri bir konturla çevrelenmiş ve ayrı renklere boyanmış olan kollar, bacaklar, dirsekler eklem yerlerinden tutturuldukları vurgulanarak katı birer parça olarak öne çıkarlar. Her bir parça, bütünden ayrı olduğunu özellikle göstermek ister gibidir. Böylesi bir yapı akışkan değil, mekaniktir.

Karakterler fırçanın ucuna geldikleri gibi değil, ressamın bilinçli ve önceden bildiği halleriyle biçimlenmişlerdir. Onlar, eklektik birer beden, ressam tarafından sahnelenen birer katılıktırlar. Katılıkları, kendi başlarına uzuvlarını hareket ettirme yeteneklerinin ellerinden alınmasından doğar.

Suratlar beden dilinin en komplike göstergeleridir. Mimikler, kısılan gözler, açılan burun delikleri, aralanan dudaklar, birleştirilen dişler, gerilen yanaklar, kırışan alınlar bedenin yüz dışındaki geri kalanına oranla çok daha büyük bir iletişim yüzeyidir. Suratlar birer ruhsal durum barometresidir; duygular, yargılar, kararlar, eylemler dört bir yandan surata, surattan da izleyiciye yansır. Fakat bir kukla, yüzün sahip olduğu tüm mimiklerden arındırılmıştır. Bedeninin katılığı gibi yüzünün ifadesi de katılaşmıştır. Bir kuklada, sayısız ifade olasılığı arasından tek bir ifadeye yer vardır. Fakat ironi de buradadır. Sayısız ifade arasından seçilen tek bir ifade, olabildiğince ifadesiz (nötr) olduğunda, o tek ifade, sayısız gönderme yapma potansiyeline de sahip demektir.

Akbaş bu potansiyele yatırım yapar, kukla biçimine olan sadakatini, suratlarda da gösterir. Figürlerin bedenlerindeki katılığa, suratların katılığını ekler. Her bir figür tek bir surat ifadesine kapatılır. Ancak Akbaş, figürlerini tek bir surat ifadesine kapatırken, başka figürlere başka surat ifadeleri de yerleştirmez. Tek bir surat ifadesini, tüm figürler için geçerli kılar.

Akbaş, ürettiği ideal kukla surat formunu bütün karakterlerine uygular. Ters üçgen biçimindeki bu suratlarda şakaklar arasındaki mesafe geniş, çeneler alabildiğine dar ve sivridir. Şakaklardan çene noktasına uzanan yaklaşık 65 derecelik iki çizgi, ikizkenar bir ters üçgen oluştururlar. Kafatası arkaya doğru geniş bir bombeye sahiptir. Suratın üzerinde gözler haricinde bir ışık-gölge oyunu yoktur. Bu yüzden surat düz bir zemindir; ne göz çukurlarına, ne burun çıkıntısına, ne burun deliklerine, ne elmacık kemiklerine ne de avurt çöküklerine ya da gamzelere yer vardır. Tüm hareket, göz çukuru ile elmacık kemiği çıkıntısına yalnızca ikizkenarlardan birinde gönderme yapan konturun üzerindedir.

Göz yuvarları birer dikdörtgenin içerisine oturtulmuştur. Akbaş’ın resimlerinde tek bariz üç boyutluluk, gözlere verilmiş bir imtiyazdır. Herhangi bir göz kapağıyla korunmayan açıktaki bu yuvarlak gözler, bir göz akının içerisine oturtulmuş gri irislerdir. Resmin geri kalan her yerinin aksine, gözlerde bir ışık oyunu kullanır. Gözün ıslaklığını vurgulayan yapı, ışığı gri iris yüzeyinde kırar ve gri irisin ortasına yerleşmiş siyah göz bebeğinin hemen üzerinde, gri irisi aleyhine yerleştirilmiş bir beyaz renkle, bir ışık parlamasını betimler. Işık oyununun tek yeri işte bu gözlerdir.

Burun ince uzun bir dikdörtgeni andırır fakat burnun kanatları ve burnun ucunu temsil eden üç sivri çıkıntı ile bu dörtgenin bir kenarı üç minik üçgenle bezenmiştir.

Büyük oranda gülümsemeye gönderme yapar şekilde hafif yukarı doğru meyleden kırmızı çizgilerden oluşan ağızlar, net bir gülümsemeye işaret etmezler. Daha çok gülümsemenin başarısız bir taklidi rolündedirler. Yerleştirilmiş bir gülümseme; bir boş gösteren.

Bu boş gösterenlik, suratın bilinçli ifadesizliğiyle birleşerek etkisini artırır. Bir kukla, her türlü yoruma açık mimikler yapabilmek için ya sayısız mimiğe sahip olmalıdır ya da bütün mimiklerden arındırılmalıdır. Aksi durumların tümünde, surat tek bir ifadenin içerisine sıkışacak ve üzgün, mutlu, tedirgin, kaygılı ya da utanç içerisindeki bir ruh haline işaret edecektir. Akbaş, figürlerinin suratlarında böyle bir belirgin gönderme istemez; onları yoruma açık yapılar olarak kurar. Bir kuklanın ifadesi tüm sahneleme boyunca aynı kalır; ifadenin yokluğunda sayısız içeriğe gönderme yapabilen suretlere anlam veren kuklacının seslendirme içeriği, tınısı, kurduğu atmosfer ve yarattığı bağlam olur. Kukla, sahibinin sesine dönüşür.

Mekanın figürler üzerinde baskın bir etki yaratmaması adına Akbaş mekanların görsel taşıyıcılıklarını ikincil bir konuma çeker. Mekanlar, figürlerin ön planda kalabilmeleri adına muğlaklaştırılmıştır.

Mekan, konturlarla çevrelenmiş monokrom renk parçacıklarının birbirleri üzerine yapıştırılmalarından oluşur. Yapıştırılmış bu amorf monokrom parçalar, bir derinlik bağlamında konumlandırılmazlar. Neyin önde, neyin arkada olduğu Akbaş resimlerinde önemsizdir. Tüm vurgu figürlerin konumlandırılmasına yani Akbaş’ın figüratif sahnelemesine odaklanmıştır.

İzleyicinin gözleri Akbaş resmi üzerinde gezindikçe renkten çizgiye, çizgiden figüre, figürden de mekana geçiş yapar. Üst üste bir deşifrasyon söz konusudur ve her bir deşifre Akbaş resminin bilinçli olarak yaratılmış katmanlarından birisinin daha aşılması anlamına gelir. Karmaşık renkler arasına gizlenmiş figürler ve mekan kendilerini göstermeye başladıkça, izleyici kısa bir süreliğine resmin özüne kavuştuğunu düşünür. Ancak Akbaş’ın inşa ettiği çok katmanlı yapı, figürlerin ve mekanın deşifresiyle de sonlanmaz. Şimdi izleyicinin yeni bir ödevi vardır; figürlerin birbirleriyle ilişkilendirilmelerinin niteliğini ve mekan içerisine bırakılış biçimlerini fark etmek; sahneleme.

Akbaş bir doğa ressamı değildir, bir kavramlar ressamıdır. Bu yüzden el zanaatlarıyla değil, zihniyle çizer. Onun resmi var olanın taklidini çoktan aşmıştır. Akbaş’ın fırçası, var olanın kavramsallaştırılarak fikirleştirilmesini boyar.

Sahneleme ve renklendirmede Akbaş realiteyi kerteriz almaz. Doğal bir akış, organik bir yapı, karakterlerin iradelerine ilişkin bir ipucu yoktur. Durdurulmuş, dondurulmuş, bir an içerisine bırakılmış, sahnelenmiş bir yapı ve kukla oynatıcısının iradesine teslim olmuş kukla karakterlerin teşhiri vardır. Gerçekte olup biten, Akbaş’ta soyutlanarak felsefi bir meseleye dönüştürülmüş, bu felsefi mesele akışta değişen bir değişken olmaktan alıkonularak yapay bir şekilde katılaştırılmış ve bir sabite dönüştürülmüştür; bir ideaya.

Akbaş’ın sahnelemelerinde figürlerin özgür iradelerinden çok, onlara dışsal bir gücün müdahalesi baskındır. CSI dizilerinde bolca anılan seri katillerin bazılarının cinayet sonrasında kurbanlarının katılaşan bedenlerine poz verdirmesi ve onlarla belli bir enstalasyon yapması gibi, Akbaş’ın figürleri de katılaşmış cansız kukla bedenlerin, Akbaş tarafından iki boyutlu bir zeminde enstalasyon uygulamaları gibi görünürler. İfadesiz ve hareket kabiliyeti sınırlandırılmış, katılaştırılmış Akbaş figürleri, kendilerini ifade edebilmek için geriye kalan tek olasılığa sarılırlar; sahneleme.

Onay Akbaş’ın Kurgulu - Kurmalı oyuncaklar isimli sergisi, 20 Mayıs tarihine kadar Galeri Artist’te görülebilir.



IstanbulArtNews | Mayıs 2022

43 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör