• Yalın Alpay

Gerçek dışı bir varlık kipi: OyunBu

Yalın Alpay OyunBu, oyunun gündelik nesneleri sanat yapıtına dönüştürme algoritması olarak kullanılmasının sergisi olarak kurgulanmış. Oyun, belirlenmiş ve sabitlenmiş olana bir isyanla varlığı saçar. OyunBu da gerçeğin, sanat lehine, oyun aracılığıyla bir saçılması. Arter’de açılan OyunBu sergisi Emre Baykal’ın küratörlüğünde izleyicilerle buluşuyor.


Arter’in 400 civarında sanatçının 1300’ü aşkın yapıtını içeren koleksiyonundan seçtiği 59 sanatçının 95 yapıtından oluşan OyunBu sergisi, Arter Galeri 1 ve Galeri 2’de sergilenmeye başladı. Emre Baykal küratörlüğündeki OyunBu, merkezine çocukluk ve oyun kavramlarını almayı deniyor. Koleksiyon seçkisi ile kavramlar arasındaki örtüşüm, seçkinin sıkça kavramların dışına taşmasıyla, zaman zaman tehdit altında kalıyor. Tema ve yapıtlar arasında mutlak bir örtüşmeye direnen bu gerilim, kavramsallaştırmanın hesaplanmış yan anlamlarından ve alt öykücüklerinden çok, görece serbest tutulmuş kürasyondan güç alıyor. Baykal, temanın parçalara sadık kalması yerine, parçaların temadan saçılmasını hedeflemiş görünüyor. Sergi için düşünülen ilk isim Display (Teşhir) iken, Display’in bir sözcük oyunuyla, ThisPlay’e evrilmesi, serginin temasının belirlenmesinde kırılma noktasını oluşturuyor. Yapıtlar ve izleyiciler arasındaki teşhir ilişkisinin bu sergi çerçevesinde sözcük oyunuyla Display’in eşseslisi ThisPlay ile değiştirilmesi, Play sözcüğünün Oyun anlamına gelmesinin yarattığı eşanlamlılıktan yararlanılarak başka bir aşamaya erişiyor. Böylece bir sözcük oyunundan, o oyunun paslaştığı sözcüğün anlamına uzanılarak, serginin adı ve teması ortaya çıkıyor. Ve ismin Türkçeleştirilmesinde bir sözcük oyunu daha kendisini göstererek, Bu oyun tamlaması, OyunBu haline geliyor. Böylece başlığın kendi içerisinde de oyun hem bir sözcük olarak varlığını sürdüyor, bir yandan da, sözcük anlamına oyuncu yan anlamlar vermeyi başarıyor. Sergi kitapçığı, OyunBu’yu, “Arter koleksiyonundan seçilen yapıtları çocukluk ve oyun kavramları etrafında bir araya getiren” ve “oyunun özgürleştiriciliğini, gerçekliği askıya alıp yeniden kurgulayışındaki kural tanımazlığını, gündelik olanın dışına taşma ve tamamen kendine ait bir düzen ve anlam üretme şekillerini, sanat yapıtları ve bu yapıtların sunduğu deneyimler bağlamında araştırmayı” hedefleyen bir sergi olarak betimliyor. Yaşam hali hazırda içerdiği sınırsız veriyle ve veriler arası sayısız ilişkinin ürettiği sonsuz olasılıkla, belirlenimci bir evren arzulayan zihinlerimizi umursamadan, varlığı olabildiğince etrafa saçıyor. Kişi bu veri okyanusuyla başa çıkabilecek bir zihinsel donanımdan yoksun olduğundan, kendisine aşırı komplike ve karmaşık gelen bu bilinmezlikler boşluğunda kendisine olabildiğince belirlenmiş bir hayat kurmaya eğilim gösteriyor. Fakat insanın algısı ve kavrayışı gibi yaşamı da kısıtlı. Bu duyu, zihin ve süre kısıtlamaları yüzünden yaşamın yalnızca aşırı minik bir bölümü insan için tanıdık hale gelebiliyor. Ve bu tanışıklık, kişiyi yaşamın sonsuz olasılıklarından geri çekerek, kendi tanıdığı alanın bilindik ortamına sıkıştırıyor. Bir çocukken, yaşamın tüm olasılıklarına açık olan birey, yaş aldıkça vakit ayırdığı, uzmanlaştığı her konu lehine yaşamın diğer olasılıklarından ricat ediyor. Çocuk, potansiyel olarak her şeyken, yaş alan, başından geçenlerin olanaklarına daralıyor. İnsan çoğul doğarken, biri olarak ölüyor.

Pravdoliub Ivanov, ‘Parçalanmış Masal Aracı’, 274x420x92cm, 2013

OyunBu, çocuk kavramını; çocuğun yaş alırken toplumsallaştıkça başından geçen deneyimlerin, kendisine sunulan sosyal kabullerin, öğretilen kültürel öğretilerin, ona aktarılan ön yargıların, düşünme biçimlerinin, şablonların henüz gerçekleşmediği bir altın dönem olarak ele alıyor. Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’te “çocuk” ile üstinsanı eşlemesine benzer şekilde, çocuğu dünyayı tüm potansiyelleriyle birlikte algılamayı başaracak kadar tüm ön yargılardan azade bir varlık olarak kabulleniyor. Varlıkları dünyanın anlamlandırdığı, ödevlendirdiği, betimlediği, işlevselleştirdiği biçimlerin dışına çıkarmak, ancak onları unutmakla ya da onları henüz öğrenmemiş olmakla mümkünse, dünyaya bir çocuk olarak bakmak ve bu bakışla her olayı bir oyun, her olguyu bir oyuncak olarak yeniden tanımlamaya açmak, onları başka türlü yorumların tümüne kapatılmış birer tamamlanmışlık olmaktan kurtararak yeniden sonsuz yorumla eşlenebilir kılmak yeni bir özgürlük anlamına geliyor. Kendisini “gerçek” olarak dayatana karşı, oyunla karşı konularak, “gerçekdışı” ile “gerçek” olanı bir alaşıma sokup “gerçeğin” askıya alındığı bir evren tasarımı bu. OyunBu sergisinin yapıtlarının tümü, “gerçek” dünyada üretilmiş, orada kullanılan ve ne görevler taşıdıkları kesin bir şekilde belirlenmiş nesnelerden oluşuyor. Fakat bu hazır nesnelerin “gerçek” dünya tarafından atanmış olan tasvirleri, tanımları ve işlevleri, bir çocuk bakışıyla hiçleniyor/sıfırlanıyor ve onlara bambaşka tasvirler, tanımlar ve işlevler öneriliyor. Tıpkı bir çocuk için bir taş parçasının bir bebek, bir sopanın kılıç, lastikle bağlanmış bir kartonun bir şövalye zırhı temsilinde olması gibi. OyunBu merdivenleri, dart hedef tahtalarını, pinpon masalarını, avizeleri, bavulları, piyanoları, sentetik saçları, şapkaları, halıları, topları, kabloları, ayakkabıları; kısacası gündelik “gerçek” yaşam içerisinde üstlendikleri rollerin son derece belirgin olduğu gündelik nesneleri hiçleyip/sıfırlayarak onları bambaşka rollerle eşliyor. Optik oyunlar, görsel illüzyonlar, ters çevrilmiş nesneler, kırılıp birbirlerinin eşi olmayan parçalarla birleştirilmiş biblolar, bağlamından koparılmış harfler, yan yana dizilmiş parçalanmış şemsiyeler, bavullar, erimiş olimpiyat ışıkları, alışıldık işlevi lağvedilmiş pinpon masaları şimdi bambaşka düşüncelerin, hislerin, ön yargıların ve itkilerin tetikleyicileri. Bu da, OyunBu’nun oyunu.

Jacob Dahlgren, ‘Ben, Dünya, Şeyler, Hayat’ (detay), 2007

“Gerçeklik” bir varlık kipi olarak, var olanın varlığının yalnızca belli bir tarzından ibarettir. Varlığın sayısız olanakları arasında, onun geniş kitlelerce deneyimsel, sosyal, kültürel ve şablonlaştırılmış ön yargı şemalarıyla sabitlenmiş bir versiyon olan “gerçeklik”, olanaklardan biridir fakat zorunlu olmak durumunda değildir. O, başka türlü düşünülemeyecek belli bir tasvire, işleve ve ödevlendirmeye sıkış(a)maz; her an saçılmak üzeredir. İşte oyun, burada devreye girerek saçılmayı tetikler. Oyun da tıpkı gerçeklik gibi var olanın varlığının olası tarzlarından birisidir. O da bir varlık kipidir. Ve gerçekdışı olması, olmadığı anlamına gelmez. Yalnızca varlığının gerçekdışı bir varlık kipi olduğunu gösterir. Fakat gerçekliğin yalnızca bir sosyal inşa olduğu günümüzde, oyunun bir sosyal inşa olarak ondan ne eksiği vardır? Oyun, insanın kendini gerçekleştirişinin bir tarzı olarak yaşamın kiplerinden biri olmayı sürdürür. Yaşamın icrası çerçevesinde hiç tanımadığımız olanakları akla getirir. Aynı mekan ve nesnelerden bambaşka deneyimler türettirir.


IstanbulArtNews | Mart 2022

270 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör