• Öykü Terlemez

‘Resim yaparken küfretmek istiyorum’

Resim yaparken otosansür uygulamamak için gözünün hep kendi üstünde olduğunu söyleyen Meltem Sarıkaya, resmin isteklerine kulak verip içgüdüleri doğrultusunda üretim yapıyor. Sanatçı, eserlerinde toplumsal cinsiyete dair meseleleri kadın bedeni üzerinden sorunsallaştırırken, renklerin ifade gücünü sarkastik bir bakış açısıyla kullanıyor.


Meltem Sarıkaya, ‘cinsellik gibi insani bir durum yalnızca erkeklik üzerinden kodlandığı için belirli düşünce kalıplarına sahibiz. Ben bile bazen o kalıplara sahip olduğum gerçeğiyle yüzleşiyorum.’ diyor.

Toplumsal cinsiyete dair meseleleri kadın bedeni üzerinden sorunsallaştıran Meltem Sarıkaya, mahalle baskısı, eril iktidar ve toplumsal normlarla mücadele için renklerin ifade gücüne inanıyor ve cinselliği bir başkaldırı aracı olarak kullanıyor. Sanatçıyla ürettiği işlerin aksine son derece dingin, huzurlu ve düzenli görünen atölyesinde bir araya geldik. Resim yaparken otosansür uygulamamak için gözünün hep kendi üstünde olduğunu belirten sanatçı, resmin isteklerine kulak verip içgüdüleri doğrultusunda üretim yapıyor. Sarıkaya “Bazı duyguların kelime olarak karşılığı yok. O duyguları hissetmek dışında başka bir yol da yok. Çoğu zaman görsel olarak ifade ettiğim şeyleri kelimelere dökemiyorum.” diyerek sorularımızı yanıtlamaya başlıyor.


Kendi deyiminizle provokatif resimler yapıyorsunuz. Nasıl başladı bu serüveniniz?

Kolektif isyan duygusunu iliklerime kadar hissetmemle başladı aslında. Doğduğum çevreyle de ilgisi var. Kadınların üçüncü sınıf insan muamelesi bile görmediği, varoluşlarının tamamen yok sayıldığı bir çevreden bahsediyorum. Bu duruma isyan etme ve ses çıkarabilme arzusu beni bu ifade biçimine yönlendirdi. Bu tepki, işlerimdeki provokatifliğe evrildi. Güç sahibi insanların ve tamamen erkeklik üzerine kurulu bu mekanizmanın, kadınlara nasıl yaşamaları gerektiğini dikte etmesinden çok sıkıldım. Özellikle cinsel konularda belli başlı kalıplar var. Bir kadın cinsellikten bahsettiği zaman bahsetmemesi gerekiyormuş gibi davranılıyor. Pornografiyi eril bakış açısı dışında, tamamen dişil olanın cinselliği üzerinden üretiyorum. Daha özgürce bakmaya çalışıyorum. Resim yaparken küfür eder gibi resim yapmak istiyorum. Buna isyan ve tepki diyebilirsiniz. Negatifliklerden besleniyorum maalesef. Bu durumlara isyanımı resim yaparak dile getiriyorum, ancak negatif duygularla da karamsar bir hava yaratmıyorum. Konuları sarkastik bir dil kullanarak ele alıyorum. Hem bireysel hem de toplumsal konulardaki eleştirilerimi esprili bir dille resmediyorum. Erkek bakış açısıyla da bu tarz üretimler yapılıyor. Ama bunun bir kadın sanatçı tarafından yapılması daha büyük bir ironi bence. En temelde, kalıplaşmış saçma fikirlerle mücadele etmek, tepki göstermek ve bir şekilde dalga geçmek istiyorum. Eğlenmek istiyorum.


Sanatınızda ağırlıklı olarak nerelerden besleniyorsunuz?

Sokaklardan, sokaktaki insanlardan, etrafımdaki insanlardan, penceremi silmeye gelen 17 yaşında zorla evlendirilmiş kızdan, ailelerinin okumalarına izin vermedikleri kadın arkadaşlarımdan, ailemden ve diğer birçok şeyden besleniyorum, etkileniyorum. İnsanları gözlemlemeyi ve dinlemeyi çok seviyorum. Bunun yanı sıra çok fazla haber ve gündem takip ediyorum. Günümün çoğunu sosyal mecralarda haber okuyarak geçiriyorum. Ek olarak çok fazla film izliyorum. Resim yaparken bir süre sonra müzik dinlemek sıkıyor ve bir şeyler izleme ihtiyacında oluyorum. Belgesel izlemekten çok keyif alıyorum.


Eleştirdiğiniz mahalle sizi nasıl karşılıyor? Bildiğimiz kadarıyla sosyal medyada şahsınıza zaman zaman taciz boyutuna varan yazılar yazılıyor.

Bir insan pornografi ve cinsellikten bahsediyorsa cinsiyeti kadın olamaz gibi dâhiyane bir bakış açısına sahip oldukları için çok yaftalanıyorum. Benimle alakalı bir şeyi ben söyleyemem, ne kadar mantıklı değil mi? 21’inci yüzyılda yaşıyoruz. Bunları konuşmak bile bana utanç veriyor. Çünkü ben neler izliyorum, neler okuyorum… Elimizin altında internet, sosyal medya var. Bazı basmakalıp düşünceler ve uydurma fikirler evrensel gerçeklerle uyuşmuyor. Bu artık insanlara nasıl açıklanabilir, bunu deniyorum. Cinsellik gibi insani olan bir durum yalnızca erkeklik üzerinden kodlandığı için belirli düşünce kalıplarına sahibiz. Ben bile bazen o kalıplara sahip olduğum gerçeğiyle yüzleşiyorum. Tüm işlerimin alt metnini cinsellik, otorite, güç, iktidar ve şiddet oluşturuyor. Bu kavramları dişil olarak resmedilmiş görmek şaşkınlığa yol açıyor. Alışılmışın dışında olmasının nedeni, bu kavramları eril anlatının dışında, farklı bir perspektiften sunmak. İnsanları ters köşe yapmaktan keyif alıyorum.


Sosyal medyada yazılanlar dışında, gerçekten hiç anlaşılmadığını düşündüğünüz olaylarla karşılaşıyor musunuz?

Kendi yatak odasına uygun renklerde iş teklif eden hatırı sayılır bir kesim var. Ya da renklere uygun işin var mı diye soranlar oluyor. Mail adresime enteresan mailler geliyor. Bir kere sipariş bir iş yapmıştım. Çok nadir de olsa oluyor. Ancak sipariş verenlerin tüm isteklerini kabul etmiyorum. Özel siparişleri yalnızca renk gibi konularda ortak karar verebileceğimiz sınırlar dâhilinde yapıyorum. İşi sipariş eden kişi içeriğe karışmadan bir araba modeli istedi benden, peki tamam dedim kullandım. Sonra mail geldi, şöyle yazıyor: “Meltem Hanım merhaba, işi çok beğendim fakat ayakta duran iki kadın yanak yanağa değil de dilleri birbirine değecek şekilde durabilirlerse çok sevinirim.” Gülmekten maili okuyamamıştım. Çok enteresan.


Herkes yatak odasına asmıyordur eserlerinizi, hiç denk geldiniz mi birinin evinde eserlerinize?

Evine gidip gördüklerim oldu. Salonuna asanlar da çok var. Bazen “Ben bunu nasıl salonuma asayım?” diye soranlar oluyor ama asıyorlar. Bizzat gördüğüm çok örneği var.


Otosansür hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Kesinlikle çok yaptığımızı düşünüyorum. Cinselliğin normalleştirilmesi gerektiğini düşünen ve bunun üzerinden üretim yapan biri olarak ben bile yapıyorum. Son zamanlarda birtakım iç ve dış etmenler tarafından uygulanan baskı sonucu ortaya çıkan sansür, hayatın her alanına nüfuz ediyor. Kapalı bir kutu içinde yaşarken iç dünyanda da özgür olamazsın. Örneğin bazı figürlerin silüetlerini kullanmak istiyorum ancak kullanamıyorum. Bu otosansür işte. Söylemek istediğim şeyleri destekleyecek birtakım kişi veya kurumlarla ilgili ögeleri kullanamıyorum. Ancak cinsellikle ilgili bir otosansürüm yok. Bunu yapmamak için her türlü şeyi deniyorum. Denemek derken, çizim yaparken her türlü sorgulamayı yapıyorum. Ben eskiz çiziyorum zaten. Önce bir plan, program yapıyorum. Ardından bir süre belirliyorum ve bu süre içinde renk gibi bileşenlere karar veriyorum. Gözüm hep kendi üstümde.


Biraz tekniğinizden bahsedebilir misiniz? Resimlerinizde sıklıkla pembe ve kırmızı tonlarını kullanıyor olmanızın dikkat çekici olduğu düşüncesindeyim. Siz bu okumayı nasıl yorumlarsınız?

Kırmızı tonları ve ten rengi tonları çok erotik geliyor bana. Biraz da resmin istediğine kulak veriyorum. Görsel hafızam benim kontrolüm dışında karar verebiliyor, renk armonisi çoğu zaman kendiliğinden oluşuyor. Tabii ki eskiz çizerken plan yapıyorum ancak bazen de resmi yaparken gelişen duygulara izin veriyorum. Örneğin çok sert bir anlatı varsa, resmi renklerle yumuşatmak istiyorum. Yapmak istediğim iş ne gerektiriyorsa ona hizmet edecek materyali kullanırım. Materyal benim anlatmak istediğim şeye hizmet eden bir araç olduğu için, teknik olarak gereken neyse onu kullanırım. Ancak kağıt, fırça ve boyayı çok seviyorum. Üretirken dünya bile yansa arkamı zor dönerim.


Ancak kağıt, fırça ve boyayı çok seviyorum. Üretirken dünya bile yansa arkamı zor dönerim.

“Çıplak” isimli dijital bir dizide eserleriniz kullanıldı. Bu süreç nasıl gelişti? Size nasıl bir taleple gelindi bahseder misiniz?

Bana dizinin yönetmeni Can Evrenol ulaştı. İşlerimin diziye konsept olarak uyduğunu, hikayeyi desteklediğini anlattı. Zaten Can Evrenol ve Elif Domaniç’in işlerini seviyorum. Dolayısıyla kabul ettim. İkinci sezondaki tüm bölümlerde benim işlerimi kullandılar. Diziden sonra çok geri dönüş oldu. Hatta Ekşi Sözlük’te bir tartışmaya denk geldim ve çok hoşuma gitti. Dizideki tablolardan söz ediyorlar, “Bu kimin işi acaba, hangi yabancı sanatçının?” yazmışlar. Biri de “Hayır o Türk, Meltem Sarıkaya” yazmış. Bilen kişiler de geri dönüşlerde bulundu. Güzeldi.


Şu an üzerinde çalıştığınız işinizden bahsedebilir misiniz?

“Ya seks ya terk et” diye bir duvar yazısı gördüm Kadıköy’de. Bu iki keskin tercih beni çok düşündürdü. Gerçekten de çoğu insanı ve ilişkiyi mecbur bırakan bir ikilem bu. Konuyu yalnızca aşka indirgemek istemiyorum. Şu an eserimi yaparken, insan olmanın getirdiği birtakım duyguları yaşamaya dikkat çekmek istiyorum. Amacım yalnızca aşk değil ama eserler birleştiğinde “LOVE” yazıyor. Amacım aslında sevmeyi anlatmak ama yine ironik ifadelere başvurmak. Eserlerde yer alan harfler, bize sevmeyi zorlaştıran şeylerden oluşuyor. Kırmızı aşkın en coşkulu halini ifade eder ya, L harfinde renkler çok belirginken, E’ye doğru silikleşiyor. Silikleşiyoruz biz de.


Genç ve İstanbul’da yaşayan yeni bir sanatçı olarak, sanat camiası sizi nasıl karşıladı? Umduğunuzu bulabildiniz mi?

Tüm bileşenlere çok teşekkür ediyorum. Altı senedir İstanbul’da yaşıyorum ve kimin atölyesine girsem konu ne olursa olsun destek alabilirim. Özellikle Kadıköy’de mi böyle bilmiyorum. İnsanlar tartışabilir ancak hiçbir zaman aşağıya çekildiğimi hissetmedim. Yolumun kesiştiği herkes destek oldu. Doğru mu, yanlışı mı söylediler hep. Belki çok nadir negatif deneyimim olmuştur. Hatırlamıyorum bile.


IstanbulArtNews | Haziran 2022



185 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör