• Ege Işık Özatay

Sanatçı temsiliyetine yeni bir yaklaşım

Üretimin mekanla ilişkisinde eş zamanlılığı öne çıkararak, 2020’de Mehmet Kahraman’ın hayata geçirdiği M2 Projects, geniş bir koleksiyoner, sanatçı ve izleyici ağı içinde Furkan Akhan, Elif Özen, Ahmet Soydemir ve Gülçin Aksoy’un temsiliyetini üstleniyor. M2 Projects üretim, sanatçı ve koleksiyoner ilişkilerine dair farklı bakış açıları geliştiriyor.


Furkan Akhan, ‘Adem’, 2021


Sanat tarihçi ve küratör Mehmet Kahraman’ın temellerini 2020 yı- lında attığı alternatif deneyim alanı olan M2 Projects alışılagelmiş galericilik anlayışına yeni bir boyut kazandırıyor. Sergileme mekanını yalnızca dört duvar olarak kabul etmeyen M2 Projects, yerçekimi sınırları içinde ve dışında kabul görebilecek her alanı değerlendiriyor. Üretime göre alan belirlemek gibi, mekana göre üretim düşüncesinin de peşine düşen M2 Projects, temsil ettiği Furkan Akhan, Ahmet Soydemir, Elif Özen ve Gülçin Aksoy gibi sanatçıların dışında projelere göre geniş bir sanatçı porföyünü de bünyesinde barındırmakta. M2 Projects’in kurucusu Mehmet Kahraman ile Türkiye’de küratör ve galerici olmak, sanatçı ve galeri ilişkileri, M2 Projects’in kuruluş hikayesi ve temsil ettikleri hakkında konuştuk.


Çok katmanlı bir yapıya sahip Mixer’de görev aldıktan sonra ken- di mekanınız olan R.E.M Art Space’i kurdunuz. Bundan beş altı yıl önce Tophane, Boğazkesen Caddesi ve Çukurcuma’da konumlananı, aralarında Rem Art Space’in de bulunduğu sanat galerileri art arda sergileraçar, yeni mezun sanatçılar ilk kişisel sergileri ile izleyici ile buluşur, sanat konuşmaları, workshoplar düzenlenirdi. O dönemin ruhu sizde nasılizler bıraktı? Tophane hâlâ sanatla iç içe mi? O günler size neler kattı? Tophane büyük bir yapı. Bölgeyi çok iyi tanıyan biri olarak bahsettiğiniz galerinin konumlandığı yerler çoğunlukla Boğazkesen Caddesi üzerinde. 2000’lerin başlarında İstanbul Modern’in de açılması ile başlayan yeni hat olarak ortaya çıkmıştı. O zaman için bölgedeki mekanların kiralarının düşük olması ve müzeye yakınlığı organik şekilde bu hattı oluşturdu. En büyük handikap galerilerin ve sanat izleyicisinin mahalle tarafından yabancı olarak kodlanmışolmasıydı. Çelişkilerle geçen yıllar içerisinde olan olaylara rağmen ka- panan ve açılan farklı sanat galerileriyle birlikte hızlı dönüşen bir yer. 2013 sonrasındaki gelişmeler adım adım ülkedeki politik değişimlerin ekseninde geçtiği için bazı zamanlar plan yapmanın zor olduğu dönemler söz konusu oldu. Tophane hareketli bir sanat rotasıyken bölgedeki rant ağı ne yazık ki mekanların niteliğinin dönüşmesine neden oldu. Değişimlere tanıklık etmiş biri olarak şu an söyleyebilirim ki kendi içinde hâlâ çeşitlilikleri barındıran bir yer. Güncel en büyük değişim de beklenen Galata Port’un hayata geçmiş olması. Bu da yakın zamanda Tophane’nin çehresinin tamamen değişeceğinin habercisi demek. Artan emlak değerleri mahalle olgusunu yok etmeye başlamıştı ve bu yok oluş artık çok daha hızlı şekilde gerçekleşecek. Galata Port’un bölgeye ne katacağını göreceğiz. Açılması beklenen İstanbul Modern’in durumu ve İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin varlığı da aynı şekilde. Geçen süreç içerisinde galeriler değişken emlak vb. koşullardan dolayı yer değiştirmeye devam ediyor. Yakın bir zamanda tekrar Tophane’ye dönülecek mi, bunu yaşayıp göreceğiz. Sanat galerileri ve sanat izleyicisi de bu anlamda bir değişim gösteriyor. Tophane artı kendine has bir yerden çok turistik tüketimin geçiş rotası konumunda.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi mezunusunuz. Henüz bir öğrenciyken de amacınız küratör olmak ya da bir sanat galerisi açmak mıydı? Sanat tarihi okurken küratör olmak gibi bir motivasyonum yoktu. Süreç ve beklentiler tercihler yapmanız noktasında inisiyatif almanızı gerektiriyor. Küratör olmak sorusuna cevap vermek kolay gibi algılanıyor nedense. Bence kendi içerisinde birçok sorumluluğu barındıran bir durum. Yumurtayı kırıp bir o kadar da dengede tutma biçimi. Kültürel birikimin sorumluluğunu “mış” gibi yapmadığımız noktada ürettiğimiz kavramlara daha gerçekçi anlamlar yükleyebiliriz. Kendimi tanımlamak istediğim noktada aslında yaptığım işlerin birleşimi olarak ifade edebili- rim. Sanat tarihi eğitimim beni sanat tarihçisi yapsa da, süreç ve merakım küratöryel gösterimlere, sanatçıların ve koleksiyonerlerin beklentilerine cevap vermek noktasında da galericiliğe yöneltti. Bu bileşenlerin hepsinin bütününde merak ve tutku var. Yukarıda da bahsettiğim üzere yaptığınız işin birbiri ile ilişkisi noktasında siz de kendi birikiminizi sürekli güncelliyorsunuz. Sanatla ilgili en keyifli kısmı da bildiklerinizin güncellenmeye hep ihtiyaç duyması. Bu durum, hem kişisel gelişim için hem de sanatsal gelişim noktasında önemli bir kilit taşı niteliğinde.


Sanat izleyicisinin ve alıcısının yeni yeni oluştuğu bir dönemde sanat galerisi açmak cesaret, güç ve sabır isteyen bir iş olsa gerek. Siz bir sanat galerisi kurucusu olarak nasıl yollardan geçtiniz? Mimar Sinan Üniversitesi’nde sanat tarihi eğitimi sırasında, 2008 yılında bir sanat galerisinde kısa süreli galeri asistanlığı görevinden sonra, geleceğimi de sanat ekosistemi üzerine kurabileceğimi fark ettim. Sonrasında 2009 – 2010 yıllarında açılan yeni galerilerde stajyerlik sürecinden geçtim. Ardından kısa süreliğine İs- tanbul Bienali’nde sanatçı asistanlığı görevi sonrası gerçek anlamda 2011’de Pi Artworks Galeri’nin o dönem Tophane’deki alanının sorumlusu oldum. Bu süre zarfında geçen bir yıl benim için sanatçı, galerici ve koleksiyoner ilişkisinin denklemlerine dair iyi bir deneyim oldu. Çok kısa bir süre ara verdikten sonra benim için gerçek anlamda bir okul gibi olan ve 2012’de başlayıp üç yıl süren Mixer serüveni. Araştırmalar, çalışma modelleri, ilişki ağları ve keşiflerle dolu bol bol sergiler yaptığımız, keyifli, dolu dolu yıllar. 2015 aslında geçici bir mekanda sergi yapma düşüncesi ile başlayan iş birliği Rem Art Space’in hayata geçişine evrildi. Rem’de geçen beş yıllık süreç içerisinde 100’e yakın projenin üretimi, gösterimi, fuarlar ve uluslararası ilişkiler yaşandı. Rem kendi adıma ülkenin geçtiği en sert zamanlarına tanık olduğum süreçte sanatla bir direniş kurduğum, büyüttüğüm ve büyüdüğüm bir oluşumdu. Her oluşumun da yöneticisine belirlediği bir son kullanma tarihi vardı. 2020 Ocak ayında bu ilişkiyi bitirerek aslında başından beri planladığım mobil olma eylemini nasıl ortaya koyarım diye düşünüyordum. Fikir- lerine önem verdiğim bazı kişilerle konuşurken M2 Projects ismi ortaya çıktı. Pandemi olmasaydı 2020 yılı içerisinde planladığım dört sergi olacaktı. Tabii ki pandemi ile değişen koşullarla çevrimiçi bir içerik olarak yapılanmaya devam ediyoruz. Hem okullu hem de işin mutfağından gelerek 11 yıllık süreci tamamlayıp yeni bir başlangıcın heyecanı ile geçici ya da kalıcı bir mekan ile planladığım sergileri hayata geçirme arayışındayım.


M2 isminin bendeki çağrışımı “her bir metrekarenin bir sanat eseriyle değerlendirilmesi” olmuştu. M2 Projects’in kurucusu olarak bu projenin başlığını bize anlatmak ister misiniz? M2 Projects başlığı, alan tasarımı noktasında bir ayrışmayı ortaya koyuyor. Sanatçının üretiminin duygusu aslında bu metrekarenin ritmini de belirliyor; mekanın ruhunu analiz etmek ve doğru sanatçı ile mekanı ilişkilendirmek noktasında bakış açısı geliştirmek. Sanatçının üretimi kadar sanat eserini özel alanında deneyimleyen koleksiyonerin eseri konumlandırdığı alana dair de bir önerme olarak konumlandırıyorum. Bakış açılarının çeşitliliğini kendi içinde barındıran bir oluşum. Nedenlerimize göre tanımlar üretiriz. Tanımlar ihtiyaçlarımıza cevap vermediği noktada yeniden sorular sormaya dönüşen bir döngü yaratırız. Keskin tanımlamalarla mesafe alıp aslında sanatsal değişimin bir süreç olduğunu da vurgulamak isterim. Seçtiğiniz sanatçılar ve onlarla çalışma modelleriniz başlattığınız oluşumu dinamik bir şekilde değiştiren bir olgu olduğunu düşünüyorum. Aslında galericilik, sanatçılarınızla birlikte büyüyüp geliştiğiniz bir süreç işi.


M2 Projects’in manifestosu, ulaşmak istediği hedef nedir? Yenilikçi bir ritim olarak eş zamanlılığı ön planda tutan bir yapımız var. Amacımız lokal ve uluslararası sanat haritası içerisinde gezinerek izler bırakmak. Bu izler oluşturmaya çalıştığım üretkenliğin haritası olarak takip edilebilir. Pandemiden tamamen sıyrıldığımızda bu görünme biçiminin yoğunlaşacağı sürece dair bir planlama yapıyoruz.


Çalıştığınız sanatçılardan bahsedelim mi? Sanatçılarla nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Kimlerle çalışıyorsunuz? Şu an için dört sanatçıyı temsil ediyorum; Furkan Akhan, Elif Özen, Ahmet Soydemir ve Gülçin Aksoy. Üretimlerindeki kavramsal çerçeveler noktasında karşılıklı bilgi alışverişi yaptığım sanatçıları tercih ediyorum. Öncelikle seçtiğim sanatçıları kavramsal anlamdaki bakış açıları ve üretimlerindeki anlatım dilinin özgünlüğü noktasında uzun bir takip sürecinden geçiriyorum. Sonrasında da gerçekleştirdiğimiz görüşmeler doğrultusunda yaptığım çıkarımlara göre birlikte nasıl bir yol izleyeceğimizin kararını veriyoruz. Siz de bilirsiniz ki her sanatçının temsiliyet noktasında beklentileri değişkenlik gösteriyor. Sanatçıyı tercih etmek de aslında bir süreç işi. 11 yıllık deneyim sonrasında kişisel arayı- şınızın resmini oluşturabiliyorsunuz. Ayrıca yerelde ve uluslararası ekosistem içerisindeki değişimleri de gözlemledikçe kendinize yakın bir liste oluşuyor. Tabi bu noktada ayırdığınız zamanı ne kadar nitelikli kullanacağınız ve sanatçınız için ne yapmayı planladığınızı da gerçekçi bir şekilde belirledikten sonra ne kadar sanatçıyı kendi bünyeniz içerisinde temsil ede- bileceğinizin kararını verebiliyorsunuz. Temsil ettiğim sanatçılar dışında proje bazlı çalıştığım sanatçılarda var. M2 Projects geniş bir sanatçı, koleksiyoner ve izleyici ağına sahip.


M2 Project’i dört duvara sıkıştırmak yerine yerçekimi sınırları içinde ve dışında kabul görebilecek her alana taşıyorsunuz. Yani M2 her mekanı bir sanat galerisi ya da müze gibi mi değerlendirecek? Pandemi öncesinde sanat galerisi tanımlamasına dair çevrimiçi örneklerle karşılaşmıştık. Ulaşılabilir olmak noktasında dijital dünyanın mevcut mekanlardan daha konforlu bir alan yarattığını gözlemledim. Pandemi ile birlikte bu alışık olduğumuz sanat mekanı olgusu tamamen dijitalleşti. Bu anlamda baktığınızda mekan olgusunun nerede ve nasıl olduğundan çok içerik kısmı ile ayrıştığını gözlemledim. M2 Projects olarak hedefimiz, kişisel ya da kamusalkabul gören mekanlar içerisindeki görünme biçimine dair alanları verimli kullanmak adına farklı disiplinlerde olan insanlara da danışarak hikayeler yaratmak. Her mekana bir sanat galerisi ya da müze demek çok iddialı olur. Bunun yerine mekanın tanımını ve algısını geçici ya da kalıcı şekilde değiştirmek daha gerçekçi bir tespit olacaktır. Aslında mekanın limitlerini tartışmak, üretimin mekan ile ilişkisini de açıklayabilir.


M2 Project’in projelerinden, gelecek planlarından bahsetmek ister misiniz? Planladığımız kişisel sergiler için görüştüğümüz alternatif mekanlar olacak. Nisan ayı itibari ile sergilerin duyurusunu sosyal medya hesaplarımızdan ve internet sitemizden öğrenebilirsiniz. Küratöryel olarak planladığım üç ayrı sergi dışında, Furkan Akhan’ın, Ahmet Soydemir’in ve Elif Özen’in kişisel sergilerini yapmayı düşünüyorum. Bir de Münihli bir galeriyle sanatçım Gülçin Aksoy’un kişisel sergisi için görüşmelerde bulunmaktayız. Ek olarak sanatçı atölye ziyaretlerine de devam ediyoruz.



Elif Özen, ‘İsimsiz’, 2022


263 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör