• Tuba Parlak

Sanatın olduğu yerde umut vardır

.artSümer galeri Deniz Aktaş’ın, Tesadüfi Bir Kronolojinin 76 Parçası isimli ikinci kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Çeşitli ebatlardaki kağıt üzeri mürekkepli kalem çizimlerden oluşan seçki, çoklu bir imgelem üzerinden seyirciyi, yurtsuzluk ve yerinden edilmenin farklı biçimleri üzerine düşünmeye davet ediyor.


Deniz Aktaş, ‘Umudun Enkazı 3’, kağıt üzeri mürekkepli kalem, 130X200cm

Deniz Aktaş’ın .artSümer’deki ikinci kişisel sergisi Tesadüfi Bir Kronolojinin 76 Parçası, klasik Maupassant hikayeciliğinin “giriş, gelişme, sonuç” tekniğini takip eden üç bölümlük bir kurgu üzerinden yer ve gök, savaş ve barış, yıkım ve yaratım gibi ikili karşıtlıkları tezat yönleriyle bir araya getirerek seyirciyi, yurtsuz- luk ve yerinden edilmenin üç hali üzerine düşünmeye davet ediyor. Sergileme alanında üç odacık içinde kurgulanan öykünün giriş sahnesinde, yani hemen galeri kapısından girer girmez, bizi “Umudun Enkazı 3” adlı eser karşılıyor. Çok davetkar bir karşılama değil bu, çünkü 130X200cm ölçülerindeki eser geçiş yolunu kapatıyor ve seyirciyi onu aşmaya mecbur ediyor. Üstüne üstlük, seçkideki tüm çalışmalar gibi kağıt üzeri mürekkepli kalem olan eserde, üst üste yığılmış askeri kum torbaları resmediliyor. Eser, izleyiciye bir cephede olduğunu ve cephenin arkasındaki açık araziye çıkarken ne tür bir risk aldığının farkında olması gerektiğini imâ ediyor. Cepheyi aştığında seyirci güvenli bölgesinden ve yurdundan ilk ayrılışı yaşıyor ve 10 parçadan oluşan “Sessiz” isimli eser ile karşılaşıyor. Bir kuşun yavaş yavaş vücuda gelişini resmetmekle varoluşunu tamamlayamamış birçok kuşu resmetmek arasında bir belirsizlik çizgisinde duran seri, kuşlar üzerinden bizi yurtsuzluk ve yerinden edilmenin ikinci hali üzerine düşünmeye çağırıyor. Özgürlü- ğün simgesi kuşlar gerçekten özgür müdür? Yurtsuzluk bir özgürlük biçimi midir yoksa eksik bir varoluş mu? Savaşın ve ölümün yıkıcılığından kuş olup kaçmak mümkün mü? Sağdaki ikinci odaya girdiğimizde öykünün ikinci bölümü başlıyor. “Değişen Ufuklar” isimli 25 çizimden oluşan serideki tüm parçalar ufuk çizgileri birbirine hizalanacak şekilde asılmış. Aynı ufuk çizgisini takip ederken yerinden edilmenin çok daha sert halleri ile yüzleşmek durumunda kalıyoruz, tıpkı yeryüzünde aynı ufuk çizgisine bakan milyonlarca insanın her gün yaşadığı gibi. İç mekana ait olan mobilya gibi unsurların yerinden edilip dış mekana gönderildiği temsiller, kent aidiyetinin altını oyan üst üste yığılmış plansız yapılar, ev, yurt, yuva olamamış yarım bırakılmış inşaatlar, uçsuz bucaksız, belki ayak basılmamış, kimseye yurt olmamış araziler birer slayt görseli gibi akarken, yerli arthouse filmlerin imgelemini anıştıran bir boğuculuk, bir umutsuzluk, bir yıkıcılığın anlatısını kuruyor. “Değişen Ufuklar” serisini izlemek için sırtımızı döndüğümüz duvarda yer alan “Defans” adlı eser ise önümüze ördüğü duvarla, artık geri dönemeyeceğimizi, üçüncü bölüme doğru ilerlemek zorunda olduğumuzu söylüyor. Üçüncü ve sonuç bölümünde bizi “Yerçekimsiz Objeler” serisi karşılıyor. Mekansal bağlamından kopartılarak boşluk içinde resmedilmiş cisimlerin içinde bir tanesi göze çar- pıyor, çünkü tüm seçkide renklendirilmiş olan tek cisim o: bir dal deve dikeni. Reel dünyada son derece “teritoryal” olan pek çok cismin boşlukta yüzer şekilde resmedilmesiyle yurtsuzluk ve yerinden edilmenin üçüncü boyutunu bize tanıtan “Yerçekimsiz Objeler” serisindeki bu mo- tif, seçki içinde tekrarlayan bir motif. “Değişken Ufuklar” serisindeki boş arazi temsillerinde de kendisiyle bir kaç kez karşılaştık çünkü. Bu imgeyle öykü bizi bir anlamda ikinci bölüme geri gönderiyor, yani “sonuç”a ulaştırmayarak bir loop’a alıyor. Ayrıca bu imgeyle birlikte kökleri toprakta olan bir cisim üzerinden yer ve gök arasındaki ikili karşıtlığa dair sorgulamalar başka bir ton kazanıyor, çünkü ne deve dikeni birilerinin onu kopartmak, yani yerinden yurdundan etmek isteyeceği kadar estetik bir objedir, ne de istenirse bile dikenli yapısı buna müsaade eder. Dolayısıyla bir deve dikeni belki de bir kuştan

daha özgür ve yerinden edilmiş veya göçe zorlanmış ayakların yanından adımladığı “yer”e daha aittir. Hristiyan mitolojisinde de kendisine yerinden edilmek kavramıyla bir arada özel bir anlam ithaf edilen bir çiçek deve dikeni. Efsaneye göre Hazreti Meryem, Herod’un zulmünden Mısır’a kaçarken yolda henüz bebek olan Hazreti İsa’yı deve dikenlerinin arasına saklayarak bir emzir- me molası verir. Bebeği emzirirken göğsünden düşen süt damlalarının deve dikeninin yapraklarındaki beyaz damarları yarattığına inanılır. Deve dikeni endemik olarak Akdeniz havzasına ait (Ortadoğu ve Kuzey Afrika dâhil) bir bitkidir, tıpkı tarihe adını büyük puntolarla yazdırmış pek çok yurtsuzlaşma ve yerindenedilme hikayesinin olduğu gibi. Yapraklarındaki anne sütü izleriyle deve dikeni bir yandan da mutlak korunmayı, aidiyetin en masumanesini ve yaşatmayı müjdeler. Bir varlığın, kendinden vererek bir diğer varlığı yaratıp var etmesinin en saf biçimlerinden biridir. Bunların bir diğeri de sanatçının sanatsal yaratı- mıdır tabii. Sanatın olduğu yerde, yok olanlar var olmaya devam edecektir; yeri yurdu elinden alınanlar sığınacak bir liman, barınacak bir vatan bulacaktır. Bir eskizin detayları bile olsa o yer, bir yere ait olacaktır. Dolayısıyla diyebiliriz ki sanat olduğu müddetçe umut vardır ve sergileme mekanından ayrılmak için kurgu bizi yeniden hikayenin başlangıcına gönderdiğinde tekrar karşılaştığımız “Umudun Enkazı 3”, burada ikinci bir anlamsal boyut kazanır. Umuttur aslında oradaki ve enkaz aslında ona arkamızı döndüğümüzde bize olandır. Küratör Duygu Demir tarafından hazırlanmış, “Ziyaretçiye Mektup” isimli sergi tanıtım metninde serginin isminin Michael Haneke’nin 1994 tarihli “Tesadüfi Bir Kronoloji’nin 71 Parçası” adlı filmden alındığı belirtiliyor. Filmi izleyenler için şüphesiz ki seçki çok daha geniş bir referanslar dünyası barındırıyor. 26 Şubat’ta açılan sergi, 9 Nisan’a kadar ziyaretçilerini bekliyor.


Deniz Aktaş Hakkında 1987, Diyarbakır doğumlu olan Deniz Aktaş, Marmara Üniversitesi GSF Resim Bölümü’nün ardından Yeditepe Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çizimlerinde kent hafızasının travmalarını irdeleyen sanatçı; kentsel dönüşüm, zorla tahliye, yıkım ve toplumsal çatışmaların izlerini taşıyan görüntüleri ele alıyor. 2016’da Paris’teki Cité Internationale des Arts misafir sanatçı programına katılan Aktaş’ın ilk kişisel sergisi Yok Yerler, 2018 senesinde .artSümer’de açıldı. Sanatçının öncesinde katıldığı ikili/karma sergiler arasında İmkansız Uzam, Kasa Galeri, İstanbul, 2017; Poser Son Temps (Zamanını Bırakmak), On-Off Site, Paris, 2017; Wider den Grautönen (Gri Tonlara Karşı), Pasinger Fabrik Gmbh, Münih, 2016; Açık Şehir, Pilot, İstanbul, 2016 ve Mitolojiler, 3. Mardin Bienali, 2015 yer alıyor.



Deniz Aktaş, ‘Yerçekimsiz Objeler’, kağıt üzeri mürekkepli kalem


IstanbulArtNews | Nisan 2022

109 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör