• Ali Demirtaş

Sinema bu müzede tarihle kucaklaşıyor

Sinema tarihinin birbirinden değerli eserlerini bir araya getiren ve 200 yıla yakın geçmişe sahip tarihi bir binada konumlanan İstanbul Sinema Müzesi yenilenen yapısıyla meraklıları bekliyor. Yaşayan müze konseptini daha da geliştirmek ve sektöre hizmet etmek isteyen müzenin işletmecisi Ceyhun Tuzcu sorularımızı yanıtladı.


Sultan Abdülaziz döneminde, 5 Haziran 1870’teki Beyoğlu yangınından sonra, dönemin iş insanı Agop Köçeyan tarafından kışlık konak olarak inşa edilen İstiklal Caddesi’ndeki tarihi bina, 1970’li yıllarda Cevher Özden tarafından alınmış ardından 1985 yılında hazineye devredilmiş. 1992 yılında ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’na tahsis edilen tarihi bina, 2019-2020 yıllarında bakanlık tarafından yaptırılan detaylı restorasyon ile bugün İstanbul Sinema Müzesi ve Atlas Sineması olarak faaliyet gösteriyor. Bu önemli tarihsel süreci arkasına alarak şu anki varlığına ulaşmış olan İstanbul Sinema Müzesi, dijital ve sinema tarihini yansıtan iki ayrı katın yanı sıra, ulusal ve uluslararası sanat eserlerine ev sahipliği yapan galerisiyle karşımıza çıkıyor. Müze, 200 yıla yaklaşan tarihi bina içerisinde, üç koleksiyoner ve iki enstitü ile birlikte oluşturulmuş 130 parçalı eşsiz eserleri ile Türkiye’nin en önemli sinema müzesi olarak anılıyor. Ayrıca yapılan restorasyon çalışması ile özgün yapısına kavuşturularak sahnesinden koltuklarına, ses sisteminden fuayesine kadar baştan aşağı yenilenen Atlas 1948 Sineması da yıllardır olduğu gibi bugün de filmleri izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor.

Tavanlarını Fransız ressam Hippolyte Dominique Berteaux’nın ‘Su, Hava, Toprak ve Ateş’ adlı eserinin süslediği İstanbul Sinema Müzesi sinema tarihimizin birçok unsurunu içinde barındırıyor.

Kalıcı koleksiyon sinema tarihini betimliyor

İstanbul Sinema Müzesi’nde ziyaretçileri ilk olarak sinemanın tarihini konu alan kalıcı bir koleksiyon karşılıyor. 18. yüzyılda başlayan ve insanoğlunun hareket arayışı olarak tanımlanabilecek döneme ait obje ve optik oyuncaklar, müzenin başlangıç dilini oluşturuyor. 1750’li yılların salon oyuncaklarından karanlık kutunun gizemli dünyasına, büyülü fenerlerden Mustafa Kemal Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nun çekildiği kameraya kadar birçok özel eşya bu koleksiyonda yer alıyor. Bunlarla beraber, Lumiere kardeşlerin 1890 tarihli sinematografı, sessiz sinema döneminin ikonik kameraları, Buster Keaton’ın Kameraman filmiyle özdeşleşmiş kamerası ve I. Dünya Savaşı’nın hatırladığımız tüm dramatik görüntülerinin çekilmiş olduğu Moy&Bastie kamera da yine bu kalıcı koleksiyonun parçalarından sadece birkaçı. Ayrıca Türk sinemasının Nuri Bilge Ceylan, Tuncel Kurtiz ve Ahmet Uluçay gibi isimlerinin uluslararası önemli film festivallerinde kazandıkları ödül heykelcikleri de bu koleksiyonda sergileniyor. İstanbul Sinema Müzesi’nin interaktif dijital müze kısmında ise ‘Artırılmış Gerçeklik Odası’, ‘Yeşilçam Telefonda’ ve ‘Türk Sinemasının Hafıza Havuzu’ adlı bölümler yer alıyor. Artırılmış Gerçeklik Odası’nda Türk sinemasının hafızasında yer etmiş filmlerden seçilen sahnelerin yanı sıra sinema tarihimiz boyunca çarşıda çekilen filmlerden sahneler, tabletler aracılığıyla ziyaretçilere gösteriliyor. ‘Yeşilçam Telefonda’ kısmında, Türk sinemasının en eğlenceli telefon sahneleri nostaljik telefonların ahizeleriyle birleştirilerek ziyaretçilere farklı bir deneyim sunuyor. ‘Türk Sinemasının Hafıza Havuzu’ bölümünde ise dünyada bir sinema müzesinde ilk kez kullanılan etkileşimli, bilgi içeren dijital masa hafızasındaki 8 bin 406 film ve 31 bin 106 sinema emekçisinin biyografileri, sinema tarihimiz konusunda ziyaretçileri bilgilendiriyor. Müzede, ülkemizde ve dünyada dolaşımda olan koleksiyonların yanı sıra tematik sergilerin yer alacağı 650 metrekarelik bir de sergi alanı bulunuyor. Tavanlarını 1870’lerde İstanbul’a gelen Fransız ressam Hippolyte Dominique Berteaux’nın ‘Su, Hava, Toprak ve Ateş’ adlı eserinin süslediği İstanbul Sinema Müzesi’ni, İstanbul Art News için işletme genel müdürü Ceyhun Tuzcu ile konuştuk. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kültür mirası projesiyle 200 yıllık binanın restorasyonunun ve Atlas 1948 Sineması’nın festival kuşağına tekrar ev sahipliği yapacak şekilde yenilenmesinin ve aynı zamanda sinema sektörüne hizmet edecek hale gelmesinin çok önemli bir gelişme olduğunu belirten Tuzcu, İstanbul Sinema Müzesi’nin Türkiye’de bir ilk dünyada ise sayılı örneklerden biri olduğunu söylüyor ve bunu şu şekilde gerekçelendiriyor: “Bunu biz değil makaleler ve çeşitli kriterler söylüyor. Şöyle ki, müzeler binalarıyla anılır, yani müzelerin ülkenin tarihini ve kozmopolit yapısını yansıtıyor olması çok önemli bir etken. Öte yandan bizim müzemize baktığımızda dönemini en iyi yansıtan eserlerin olduğunu görüyoruz. Aynı döneme ait farklı ülkelerden çıkan eserleri bir araya getirmek yine çok önemli bir husus. Sergilenen ürünlerin daha başka ülkelerde eşi benzeri olmayan yegane parçalar olması ayrı bir kriter. İyi bir müze kürasyonu, dönemi en iyi yansıtan eserler, her açıdan gelişmiş bir sinema salonu...”


Ünlü yönetmenin sergisi yakında

Müzenin düzeni, kürasyonu ve parçaların nerede, nasıl sergileneceği konusunda ciddi bir küratör desteği aldıklarını söyleyen Ceyhun Tuzcu, yabancı küratörlerin dışında Zihni Tümer’in bu projede baş küratör olarak görev aldığını ifade ediyor. Parçaların düzeni, yerleştirilmesi, seçilmesi, yurtdışındaki parçaların Türkiye’ye getirilmesi ve bu iletişim sürecinin yönetilmesi gibi tüm detayların yaklaşık iki yıl sürdüğünü belirten Tuzcu, bunun ulusal/uluslararası küratörler, koleksiyonerler ve enstitülerle birlikte yönetildiğini ve çok ciddi bir tarihsel çalışmanın sonucu olduğunu da şöyle vurguluyor: “Sinema tarihimizi bu müzede yansıtmamız gerektiği için bu sürece tarihçileri de dahil etmemiz gerekiyordu, biz de öyle yaptık. Çok ciddi kolektif bir çalışma var bunun arkasında ama tüm bu süreçte bize ışık tutan Zihni Bey oldu.” Tuzcu, sergi katında ilk olarak sinematografi ve sinema tarihinin yolculuğu konusunda bir sergi yaparak açılış yaptıklarını ve bu serginin altı ay sürdüğünü söylüyor. Ancak bundan sonraki sergilerin en fazla dört ay süreceğini belirten Tuzcu, yakın zamanda ise dünyaca ünlü yönetmen Luis Bunuel’ın Nazarin filminin setinde çekilen fotoğraflardan oluşan bir sergi açacaklarını söylerken, eylül ayında açacakları serginin çok daha fazla ses getireceğinin altını çiziyor: “İstanbul Sinema Müzesi olarak dünyanın en önemli yönetmenlerinden birinin sergisine yer vereceğiz. Hazırlıklar devam ediyor, çok önemli ve çok büyük bir sergi olacak. Sergi eylül ayında açılacak ama ondan önce de bir İtalyan heykeltıraşın eserlerine yer verdiğimiz bir başka sergi de açacağız. Bunun da elbette sinemayla ilgisi var ancak sürpriz kalmasını istiyoruz.” Tuzcu, yakında hayata geçirecekleri sanal gerçeklik projesinden ise şöyle bahsediyor: “Ziyaretçilerin çok kolay bir şekilde müzenin her yerinde cep telefonlarını açtıklarında Yeşilçam’ın efsane sahnelerini görebilecekleri bir sanal gerçeklik üzerinde çalışıyoruz. Bu gerçekçilik yazılımı bitmek üzere. Patenti de bizde. Bu uygulamayla birlikte İstanbul Sinema Müzesi’nde, filmlerin unutulmaz sahneleri müzenin dört bir yanında cep telefonlarında görülebilecek. Bu projeyle beraber yaşayan müze konseptini daha da geliştirmek istiyoruz.” Sinemaya erişemeyen, film yapmak isteyen ama imkanları olmayan hem teknik hem de ekonomik açıdan eksikleri olan dezavantajlı gruplar için bir eğitim programı geliştirdiklerinin haberini veren Tuzcu, bu eğitim çerçevesinde yapımcılık, yaratıcı senaryo yazarlığı, oyunculuk, yapım-dağıtım süreçleri ve bütçeleme fonları konularında detaylı bir program hazırladıklarını söylerken, “Hem teknik hem de içerik alanlarında, ‘gelecek gençlerin’ başlığıyla sinema eğitimi veren bir program oluşturmayı hedefliyoruz. Sabit eğitim programının yanında çok geniş konuklu seminer listesi de oluşturduk. Bu programı fiziksel ortamda hayata geçirmeyi umuyoruz.” diyor. Bu projede hedeflerinin daha çok genç kitle olduğunu dile getiren Tuzcu, bu eğitim sonunda kendini hazır hisseden katılımcılar içinse staj imkanı sunacaklarını söylüyor. Tüm bunlarla beraber, sinema profesyonelleriyle de iletişimde olduklarını, film yapımcılığı konusunu daha erişilebilir bir konuma getirmek için birtakım teknik altyapı çalışmalarına gittiklerini söyleyen Tuzcu, aynı zamanda film restorasyonu konusunda da ciddi adımlar attıklarını söylüyor. “Bütün bu projelerle hem topluma hem de film üreticilerine hizmet etmek istiyoruz. Bu projelerin bazılarını sosyal sorumluluk olarak görüyoruz. Literatüre yeni şeyler kazandıracağız. Hem yeni sinemacılar yetiştirmek hem de mevcut sinemacıların koşullarını iyileştirmek ve onlara hizmet etmek esas amacımız.”

İstanbul Sinema Müzesi ve Atlas 1948 Sineması’nın giriş bölümü.

Kadınlar günü performansı

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle İstanbul Sinema Müzesi’nde mart ayı boyunca Zühre projesi kapsamında sinemadan söyleşilere, atölyelerden performanslara bir dizi kadın merkezli etkinlik düzenlenecek. Bunlardan biri de performatif sanatçıları bir araya getiren ve 31 Mart Perşembe günü gerçekleşecek olan solo performans gösterimi. Bu gösterimde müzik, tiyatro, dans, şiir gibi sanatın birçok alanında 15 dakikayı geçmeyecek performanslar sergileyecek.


IstanbulArtNews | Mart 2022

338 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör