• Tuba Parlak

Sokağın gürültüsünü resmeden ressam

Kent duvarları denince akla gelen ilk sanatçı Burhan Doğançay. Sanatçı, duvarları işlemesinin sebebini ise şöyle açıklamış: ‘dünyada insanların kendilerini sansürsüz olarak ifade ettikleri tek yer duvarlardır.’ Tüm dünyada insanlığa ait ortak bir lisan oluşturan kent duvarlarını Burhan Doğançay’ın gözünden görmek için müzesine davetlisiniz.


Burhan Doğançay, ‘A Wall in New York’, 1993, 130x162,5cm

2012 yılında İstanbul Modern’de gerçekleşen Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı başlıklı Burhan Doğançay retrospektifinin bu ismi alması bir tesadüf değil. İstanbul Modern Direktörü Levent Çalıkoğlu’nun sergi kataloğu için kaleme aldığı yazının alt başlığının “Tarihin Kaydı ve Duvarların Anatomisi” olmasının tesadüf olmadığı gibi… Kent duvarları denince akla gelen ilk sanatçı Burhan Doğançay. 40 yılı aşkın bir süre boyunca dünyanın farklı köşelerinde “modern ve çağdaş kent kültürünün ana sembollerinden biri olan duvarlar aracılığıyla yaşadığımız zamanın kaydını tutan” bir sanatçı, Çalıkoğlu’nun mevzubahis katalog yazısında saptadığı üzere. Sayısız özel koleksiyon ve kurumsal koleksiyonda eserleri yer alan Burhan Doğançay’la, Beyoğlu Balo Sokak’ta yer alan ve kendi ismiyle anılan müzesinde bir araya gelip “toplumların güncel belleğini yansıtan” ve “kamusal bir ifade alanı olan” türlü kent duvarını incelemek ve bunların tarihine ortak olmak mümkün* . Art On İstanbul galerisinin sahibi Oktay Duran, Doğançay Müzesi’nin yaşatılması işini uzun yıllardır büyük bir özveriyle sürdürüyor. Koleksiyoner olarak yolunu Doğançay’da bulduğunu söyleyen Oktay Duran, Doğançay’ın duvarlarını anlatıyor: “Müzemizde uzun süredir değişmeyen bir retrospektif seçki var. Alt katta erken dönem işlerle başlıyorsunuz, sonra son zamanlardaki eserlerine kadar sırayla geziyorsunuz. Doğançay bunları çok uzun seneler önceden planlayarak, her döneminden eserler sakladı, dolayısıyla biz bu retrospektifi yapabiliyoruz. Doğançay’ın özelliği şu, hani meşhur bir laf vardır “ressam öldü mü eseri değerlenir” diye. Doğançay aslında her döneminde her çalıştığı seride kendini öldürmüş. Yani belli bir sayıda kurdele var, orada bitirmiş; belli bir sayıda kapı var orada bitirmiş; belli bir sayıda yırtıklar var orada bitirmiş. Bunu planlayarak yapmış, çünkü o yüzlerce şehir gezmiş ve duvarlarda gördüklerini olduğu gibi tuvale aktarmış. Bir çoğunu da duvardan sökerek, kolaj yaparak, dekolaj yaparak onları gölgelendirerek çalışmış. Gölgelendirme deyince de orada çok önemli bir detay var. Resimden üçüncü boyut olarak dışarı çıkan o dönmeler ve ilave olarak koyulan objelerin tamamını günün belli bir saatinde güneşin altına yatırmış ve gölge düşen yerleri önce kalemle çizip sonra boyamış. Dolayısıyla hem mevcut ortamdaki gölgeleri görüyorsunuz, hem de onun resmettiği ve gördüğü gölgeleri görüyorsunuz. Bu da dünyada ilk defa kullanılan bir teknik gibi. Dolayısıyla Doğançay’ın dünyada sanat tarihine geçmiş olması çok da tesadüf değil; zira bizim birçok ressamımız var ve bunlar çok iyi ressamlardır ancak sanat tarihine geçecek kadar bir şey getiren azdır. Doğançay ise sanat tarihine bir yenilik ilave etmiştir ve pek çok Batılı sanat tarihçi yazdıkları makale ve kitaplarla onu “master of the wall” ilan etmişlerdir. Hatta Brandon Taylor’ın yazdığı “Urban Walls” isimli kitabının dörtte üçü Doğançay’ı anlatır ve kent duvarları konusunda bu alanda pek çok eser üreten ve adını hepimizin bildiği pek çok ressamı saydıktan sonra “bu işin ustası Doğançay’dır” der. Bu tür yayınların ayrı bir önemi var. Bunlar sponsorlarla yapılmış kitaplar değil. Profesör araştırmış, yayınevi yayınlamış. Müze arşivimizde de bu kitapların çoğu vardır. Bir de Doğançay’ın eserlerinde şöyle bir şey görüyorsunuz yine dönemler itibariyle baktığınız zaman; birbirinden çok kopuk sanki başka başka ressamlar tarafından yapılmış gibi bir his veriyor ama bir şekilde kendi içinde bir birlik yakalıyor. Yani lisanının aynı olduğunu görüyorsunuz, fakat birbirinden değişik ressamlar yapmış gibi. Ben 40 sene beraber yaşadım Doğançay’la, 70’lerin sonundan vefatına kadar dostluğumuz sürdü. Hâlâ bir eserini gördüğümde heyecan duyup satın alabiliyorum, hâlâ Doğançay’ın yeni bir eserini gördüğünüzde çarpılabiliyorsunuz. Kendisi hayatının son dönemlerinde Turgutreis’te çalıştı o, çerçeveli duvarları yaptı. Bundan önce diyordum ki “Burhan abi, duvar duvar duvar dedin, geldin duvara çarptın. Artık yeni bir şey çıkmaz bu işten.” “Çıkar, çıkar merak etme sen” diyordu. Gerçekten de yepyeni bir iş yapıyordu ben yine çarpılıyordum. Doğançay duvarları çok iyi işledi. Duvarları işlemesinin sebebini de şöyle açıklardı: “dünyada insanların kendilerini sansürsüz olarak ifade ettikleri tek yer duvarlardır.” Bu bizim 20 bin sene önce mağara duvarlarında rastladığımız duvar resimlerinden başlayın bugüne gelene kadar böyle olmuştur. “Seni seviyorum” diye yazmıştır, ben bilmem kime “aşığım” diye yazmıştır, Güney Amerika’da “Viva Zapata” yazmıştır, yani mutlaka orada kendini insanlar ifade etmiştir. Fakat bütün bunlara yani orada yazılanlara ve çizilenlere baktığınız zaman, alfabeyi ve lisanı bir kenara bırakın, dünyanın her yerinde aynı ruhu görürsünüz. Bu bahsettiğim konuya odaklanmış kitaplar gördüm, inceledim ve cidden bakıyorsunuz Kahire’de çekilmiş bir fotoğrafla, Venezuella’da çekilmiş bir fotoğrafın esprisi, çizimi sanki aynı kişilerin elinden çıkmış gibi çok birbirine benziyor, yani bu durum dünyada ortak bir lisan oluşturuyor. İşte Doğançay da tam olarak bunu diyor. Yani insanların ortak lisanı, düşüncelerini duvarlara aktarmasıdır ve biz de bunları bir araya getirebilirsek dünyadaki kültürlerin bir noktada nasıl birleştiğini gösterebiliriz, diyor ve buradan hareket ediyor. Yaptığı iş aslında bu. Son derece önemli ve son derece de başarılı bu konuda. Kariyerinde Musee d’Orsay’ın müdürlüğü ve François Mitterand’ın kültür danışmanlığı gibi görevler bulunan Jacques Rigaud şöyle tarif eder Doğançay’ı: “Bir resmi iki duygunuzla algılarsınız, görürsünüz ve dokunursunuz; başka duyunuz devreye girmez. Doğançay’ın resimlerinde kulağınız da devreye girer. Çünkü sokağın gürültüsünü duyarsınız.” Bütün bunlar bir araya geldiği zaman işte bir dünya sanatçısı çıkıyor ortaya. Ben koleksiyoner olmaya niyetlendiğim zaman bu işin resim toplamaktan geçmediğini farkettim. Bir dönem mi toplayacağım, bir tarz mı oluşturacağım, ortak bir dili olan bir takım eserleri mi bir araya getireceğim, diye düşünürken Doğançay’la karşılaştım. Eşimin ailesiyle ahbaplıkları vardı; bu vesileyle tanıştık. Kendisini biraz dinleyince onun bir dünya sanatçısı olduğunu fark ettim ve dedim ki “ben artık yolumu buldum, ben artık Doğançay’la beraber yaşayacağım!” Ne yapacağım? Yurt içinde yurt dışında bütün sergileri, kitapları, bütün çalışmaları artık ne varsa ben içinde olacağım ve destekleyeceğim bunu, dedim. Bu şekilde girmiş oldum. Neler yaptık? Eski AKM’de bir sergi yaptık. Dolmabahçe Sarayı’nda Eczacıbaşı’nın desteğiyle büyük bir sergi yaptık. İstanbul Modern’de retrospektif yaptık, Yıldız Holding’in desteğiyle. 1991’de Saint-Petersburg’da bir sergi yaptık, sonra bu sergiyi Moskova’ya taşıdık. Leverkusen’de bir sergi yaptık, Albertina Müzesi’nde bir sergi yaptık. Bütün bunlar peşpeşe geldi. Doğançay kimliği ile biz Türkiye’nin marka değerini yükseltecek bir takım faaliyetlere de ön ayak olmuş oluyoruz burada. Burada eklemem lazım ki kendisinin kıymetli eşi Angela Doğançay, yaşadığı müddetçe Burhan Bey’in sanat hayatının en büyük destekçisi olmuş, bütün faaliyetlerinin kurgulanması, düzenlenmesi ve arşivlendirilmesinde de etkin bir rol almıştır.


* Alıntı, Levent Çalıkoğlu’na ait katalog yazısındandır. Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı kataloğunu İstanbul Modern müzesinin mağazasından edinebilirsiniz.

Oktay Duran, ‘2004’te açtık müzeyi, hatta İstanbul Modern’den ay farkıyla önce açıldığımız için Türkiye’nin ilk çağdaş sanat müzesi diyebiliyoruz kendimize,’ diyor.

Burhan Doğançay Müzesi, Beyoğlu Balo Sokak’ta.

Doğançay Müzesi

Müze fikri çok eski senelerden beri vardı. Onu gerçekleştirdik. Önce binasını satın aldı Doğançay 1999’da, sonra bir mimar arkadaşımız binasını yaptı sıfırdan. İçinden yıktık binayı yeniden yaptık. 2004’te açtık müzeyi, hatta İstanbul Modern’den ay farkıyla önce açıldığımız için Türkiye’nin ilk çağdaş sanat müzesi diyebiliyoruz kendimize. Kişisel müze olarak da bu kadar uzun süre yaşamak üzere kurgulanmış bir müze olarak özel bir yerdeyiz. Doğançay’ın vefatının üzerinden 10 sene geçti hâlâ rahatlıkla burayı götürebiliyoruz, sergilemeler bazında. Çok da ziyaret edilen, yurtdışında da ilgiyle takip edilen bir kurumuz. Müzeyi idame ettirmek için bu işin en başından beri hazırladığımız bir kaynağımız var, oluşturduk onu Burhan Doğançay Vakfı olarak. Bunun dışında ‘merchandising’ yapıyoruz. Kupalar, posterler, tabaklar, suplalar, maskemizden deftere kadar pek çok ürünümüz var. Buradan da gelir elde ediyoruz. Mevcut sergileme değiştirildiği zaman yine retrospektif düzeni korumak istiyoruz, ancak bir değişiklik yapacağız. Elimizde olmayan, özel koleksiyonlara ait işleri ödünç almalar yoluyla getirip sergilemeyi düşünüyoruz, mesela bir fümaj katı yapabiliriz bu şekilde. Doğançay’ın çok önemli bir dönemidir fümaj dönemi. Bu tür müdahalelerle müzeyi canlı tutmak istiyoruz. Müzemizde 150 eser var. Doğançay’ın 100’den fazla müzenin koleksiyonunda işi var. Bunların çoğu özel koleksiyonerlerin bağışlarıyla gidiyor. Zaten müzeler bu şekilde zenginleşir, koleksiyoner bağışlarıyla. Mesela Guggenheim müzesinin 27 sene direktörlüğünü yapmış olan Thomas Messer, “ben yırtındım Türk’lerden biri bize Doğançay bağışlasın diye” dedi. Bizden çıkmadı ama Amerikalı koleksiyonerlerin bağışları içinden çıktı. Hatta biz İstanbul Modern’deki sergiyi yaparken, bir sürü böyle eser getirdik. İnanılmaz maliyetli bir sergiydi bu yüzden. Ama sonuçta tarihe geçecek çok güzel bir sergi yapılmış oldu. Bundan sonra da bu hacimde sergileri yurt dışında yapmak istiyoruz. Tüm gücümüzü buna harcayacağız. Ama yakın zamanda Cocoon’da, Contemporary İstanbul’un patronajında bir sergi yapacağız. Arkadaşları aramaya başladım, “eserleri gönderin” diye. Bir de yakında fine art baskılar yapacağız bazı eserlerden. Büyük ebatta taranmış görsellerden yapacağız, Ofset Basımevi hazırlayacak. Kağıdımız Almanya’dan geliyor. Özel de bir etiket uygulamamız olacak, otantikliği belgelemek için. Dört eserin 20’şer edisyonlu baskılarını yapacağız ve satacağız. Bunlar müzemiz için gelir kaynağı olacak. Müzenin sürdürülebilir olması hususunda en ufak bir endişem yok. Burhan Doğançay’ın kızkardeşi Tülin Hanım’ın çocukları ve torunları aktif faaliyetleri ile müzeyi en azından birkaç nesil daha yönetmeyi başaracak kabiliyette ve arzuda insanlar.”

Burhan Doğançay, ‘Keys’ (to the Sunnetci), 1990, 97x130cm

Müze etkinlikleri


■ Maide Kasapoğlu (Müze Direktörü)

Sınırlar Kalkıyor isimli bir etkinlik düzenliyoruz bir süredir. Amaç, pandeminin olumsuz şartlarını gidermek ve öğrencilere fayda sağlamak. Çünkü Burhan Doğançay öğrencilere çok destek veriyordu biliyorsunuz. Sanat profesyonelleriyle öğrencileri bir araya getirip aradaki sınırları kaldırıyoruz. Beral Madra, Özalp Birol, Burçak Madran gibi konuklarımız oldu. Öğrencilere tüm açık yüreklilikleriyle bu kişilere neyi neden veya nasıl yaptıklarını sorabilecekleri bir ortam sunmayı amaçladık. Sadece sanat öğrencilerine değil, ilgili olan herkese açıktı bu etkinlik. Şimdiye kadar 12 oturum gerçekleştirdik. Etkinliği, Kırmızı Kapı İnisiyatifi’yle birlikte yaptık. 12 Mart’ta son oturumu düzenleyeceğiz. Etkinlik programlarımızı ve müzemizle ilgili tüm güncel gelişmeleri sosyal medyadan duyuruyoruz.


■ Oktay Duran Çocukların sanata katılımını artırmak için 17 senedir ortaokullar arası resim yarışması yapıyoruz. Burhan Bey hayattayken başlattığımız bir proje bu. Sonuncusu ocak sonunda açıklandı, şubat başında ödülleri verildi. Minik bir para ödülümüz var. Boya takımları, şövaleler ve bir yıllık resim eğitimi bursu gibi ödüllerimiz de var. Seçkiyi de sergiliyoruz. Bu sene son dakikada Beyoğlu Belediyesi’nin devreye girmesiyle başkanlık binasında sergileyebildik. Sonra başkan “bu bize yakışmadı, seneye bunu AKM’de yapalım” dedi. Kadir Topbaş’ın başkanlık döneminde Cemal Reşit Rey’de yapıyorduk. Derece alan çocukların okullarının koroları, velileri davet ediliyordu; yaklaşık bin, bin 500 kişi katılıyordu. Yarım günden fazla süren bir şenlik oluyordu orada. Bunu önümüzdeki sene yeniden AKM’de başlatacağız.


IstanbulArtNews | Mart 2022

209 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör