• Ege Işık Özatay

Tılsımlı bir hikayenin peşinde

Gülay Semercioğlu 14 Eylül-29 Ekim tarihleri arasında Pi Artworks İstanbul’ da gerçekleşecek kişisel sergisinde Anadolu kadının günlüğü olarak adlandırdığı halı ve kilimleriyle izleyiciyle buluşacak. Sergide ayrıca sanatçının yerleşik pratiği haline gelmiş duvar işleri ve desenleri de yer alıyor.


Gülay Semercioğlu, 29 Ekim’e kadar Pi Artworks İstanbul’da sergilenecek olan Bir Hatıradan Daha Fazlası sergisinde Anadolu kadınının hikayesini anlatıyor.

Gülay Semercioğlu, Pi Artworks’un ev sahipliğini üstlendiği Bir Hatıradan Daha Fazlası (More Than a Memory) başlığını taşıyan sergisinde, Anadolu halı ve kilimlerinde karşımıza çıkan motifleri tek başına kullanarak, anlamlarının altını çiziyor. Pi Artworks Londra’da 2015 yılında düzenlenen Teldeki Kadın sergisi ile başlayan serinin devamı niteliğindeki Bir Hatıradan Daha Fazlası, Semercioğlu ile özdeşleşen bakır ve gümüş tellerden, el dokuması halılara çeşitlenip, motifler ve hikayeler aracılığıyla kolektif bilincimize sesleniyor. Sergide, Anadolu kadınlarıyla el birliği içinde örülmüş, farklı boyutlarda ve ilk defa sergilenecek halıların yanı sıra fabrikada dokunup Gülay Semercioğlu’nun müdahale ettiği büyük format kilimler ve sanatçının yerleşik pratiği haline gelmiş duvar işleri ve desenleri yer alıyor.

Sergideki işlerde halı ve kilimlerden tanıdığımız, Anadolu medeniyetlerine özgü semboller, tek başlarına bırakılarak kahramanlaştırılıyor. Aile birliği, mutluluk, sağlık, doğurganlık, korunma gibi kavramlara işaret eden bu semboller, aynı zamanda Anadolu kadınının hikayesini de anlatıyor. Gülay Semercioğlu ile 29 Ekim tarihine kadar Pi Artworks İstanbul’da sergilenecek olan Bir Hatıradan Daha Fazlası sergisi ekseninde halı ve kilimlerde kullanılan motiflerin hayatın içindeki hikayelere yansıması, “ben” kavramı, çalışma disiplini, adeta imza malzemesi haline gelen gümüş tel ve bakır ile olan ilişkisi ve dokunma duygusu üzerine konuştuk.


Bir Hatıran Daha Fazlası başlığını taşıyan serginizde hatıra kavramını nasıl ele alıyorsunuz? Sizin anılarınızda kalan hangi manzaralarla karşılaşacağız bu sergide?


Bu sergim bellek, hafıza ve an kavramlarını harmanlıyor. İnsanoğlunun, yıllardan beri süregelen, tılsım ve büyü aracılığıyla geleceğe müdahale etme arzusunu anlatıyor. Hafıza, anı ve bellek kavramları aslında ilk defa 2015 yılında Londra’da düzenlenen halı ve örgülerimden oluşan Teldeki Kadın sergimde karşımıza çıkıyor. Töre cinayetlerini odak noktasına alan o sergide “telde yürüyen kadın” metaforunu kullanmıştım. Bu metaforu kullanmamdaki asıl neden ise; kendimi ipte oynayan bir cambaz gibi görüyor olmam. Ben yapıtlarımda zanaat ile sanat arasındaki ince çizgide geziniyorum. Yanlış bir adım atarsam tüm çalışmam dekoratif bir işe dönüşebilir. Bir Hatıradan Daha Fazlası sergimde, Teldeki Kadın sergimde sergilediğim yatağı yeniden sergileyeceğim. Töre cinayetlerinde kurban giden yüzlerce kadını hatırlatan örgülerim bu sergide karşımıza halı ve kilim olarak karşımıza çıkacak.


Zaman içinde anıların bir kısmı uçup gidiyor. Geriye fotoğraflar, o ana dair küçük ipuçları, hatıra defterleri kalıyor. Bir Hatıran Daha Fazlası hatıra kavramını çok katmanlı bir biçimde hem hafıza hem de an başlıkları altında toplayarak ele alıyor. Bu katmanları nasıl liflerine ayırıyorsunuz?


Yaptığım her işe ben bir “günlük” olarak yaklaşıyorum. Anadolu’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde el işiyle uğraşan her kadın dokuduğu halıya, ördüğü kazağa günlük dertlerini, mutluluğunu, sıkıntısını, hayallerini aktarır. Kadının enerjisi o işe geçer. Aradan yıllar bile geçse ördüğünüz bir kazağın, dokuduğunuz bir kilimin ruhunu, sizde o gün uyandırdığı hissi hatırlarsanız. Havanın sıcaklığı, odanın kokusu, sizin o sırada içinde bulunduğunuz durum ilmek ilmek karşınıza çıkıverir. Serginin hafıza ayağını bu duygu oluşturuyor.

An kısmı ise zamanın geçiciliğine işaret ediyor. Şu an içinde bulunduğumuz an bile geçmişte kaldı. Doğamız gereği anı yaşarken, geçmişi ve geleceği düşünmeden edemiyoruz. Kadınlar, dokuma tezgahının başında, çeyiz hazırlarken ya da el işiyle uğraşırken geleceğin hayalini kurarlar. Artık gündelik hayatın içinde görmeyi kanıksadığımız halı ve kilimlerin ne anlam ifade ettiğini unutuyoruz. Aslında her halının her kilimin kendine ait bir dili ve bize ilettiği bir mesajı var; her sembolün bir anlamı, o anlamın altında yatan derin bir neden var. Bir halıya baktığımızda, sadece onlarca motiften oluşan bir desenler bütünü gördüğümüzü düşünüyoruz. Oysa bu kadar basit değil. Kadınlar bu halı ve kilimleri dokurlarken umutlarını, hayal kırıklıklarını, hasretlerini kısacası duygularını dışa vuruyorlar.


Bu sergide halı ve kilimlerdeki hangi motifleri çekip çıkarıp büyüterek kullandınız? Bu motiflerin anlamlarına değinelim mi?


Halı ve kilimlerde kullanılan motifler ayrı ayrı çok kıymetli. Ben bu sergimde; anlamlarını ve formlarını beğendiğim sembolleri kullandım. Örneğin “eli belinde motifi”ni sergiye taşıdım. Bu motif kadının gücünü, özgüvenini simgeliyor. Şu an bile elimizi belimize koyduğumuzda; kafa tuttuğumuzu gösteririz. Ayrıca bu motifi Anadolu’da kadınlar erkek çocuk doğurduklarında dokuyorlar. Kısmeti, neşeyi, bereketi, kurak geçen bir yazdan sonra yağmur bulutlarına kavuşmanın hasretini, hayat ağacını, geleceği, kuvveti, kahramanlığı simgeleyen saç bağı, tarak, koç boynuzu ve nice hayvan motifleri halı ve kilimlerde sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bize tehlikeyi ve ölümü çağrıştıran akrep, dokuma tezgahının başına geçen bir kadının elinde gücü simgeleyen, hayranlık duyulan bir varlığa dönüşüyor. Bunun yanında dokumacı kadın, doğadaki besin zincirine de öykünüyor, doğa anaya saygı duruşunda bulunuyor. Bu durumu, mağara duvarlarındaki resimlerdeki “av öyküsü” kompozisyonlarına benzetebiliriz. İlkel insan ava çıkmadan önce kendinde bir bizonu yakalayabilecek gücü ve inancı toplamak için bu mağara resimlerini çiziyordu. Modern çağda da cep telefonlarında yazıya gereksinim duymadan hislerimizi artık Emoji’ler aracılığıyla anlatabiliyoruz. Emoji, Mısır, Hitit, Göktürkler’den beri kullanılan bir dilin bugün aldığı hâl aslında.


Sizinle adeta özdeşleşen gümüş tel malzeme bu serginin de başrolünü üstleniyor. Tel ile kurduğunuz ilişkiden, ona yaklaşımınızdan bahsedelim mi?


Tel vazgeçemediğim bir materyal. Tel ile olan serüvenimi hâlâ tamamlamış değilim. Teli çok çeşitli tekniklerde kullanıyorum; gererek, örerek ve dokuyarak. Halı ve kilim dokumak başlı başına meşakkatli bir iş. Bunu iplik yerine tel ile yapıyor olmak işi misliyle zorlaştırıyor. Emeğin, alın terinin, çabanın, verilen mesainin altını çizmek; anlatılan hikayeleri vurgulamak için bu zor tekniği tercih ettim. Tel gibi endüstriyel bir malzemeyi Anadolu kültürüne ait geleneklerle, hikayelerle, efsanelerle ve hatta büyüyle, muskayla harmanlıyorum.


Muska “bazı hastalıkları, kabus kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan yazılı kağıt” anlamına geliyor. Peki ya halı ve kilimde kullanıldığı anlam da bu mu?


Muska olgusu da ilginç bir kavram. Evinin bereketi artsın, kocası evine sadık olsun diye kadınlar muska kullanırmış. Yaşamın içinden hikayeler bunlar. İlkel gibi dursa da biz ne kadar modernleşsek, evcilleşsek de hepimizin içinde bir inanç ve hâlâ şamanlık var. Bu konuyla ateist ya da dindar olmanın hiçbir bağlantısı yok.



Sergideki işlerinizin anlattığı ortak bir hikaye var mı?


İşlerimin ortak özneleri aynı elden çıktıkları için “ben”. Birbiriyle olan bağlarını ben kuruyorum. Bunun yanında ben de tek bir karakter değilim. Bir anne kimliğim var. Bu kimlik benim yumuşak karnımı oluşturuyor; mutfakta yemek pişiren, koruyup kollayan ben. Diğer taraftan da matkap kullanan, çivi çakan, tel büken daha maskulen bir tarafım var. X ve Y kromozomunun buluşması gibi. Bu sergi içimdeki benlerin ortaya çıkışı gibi nitelendirilebilir. Zaman zaman bir tel kadar sert görünebilirim ama yine bir tel kadar kırılganım. Bu nedenle olacak dişil ve eril kalıpları aynı anda kullanmayı seviyorum. Endüstriyel, sert ve kırılgan bir malzemeyi, adeta bir ip kadar yumuşakmışçasına dokuma çabası içindeyim. Organik ve inorganik harmanı ilgimi çekiyor. Gündelik hayatımda, evimde, giyim kuşamda parıldayan malzemeyi hiç kullanmasam da çalışmalarımda altınlar, gümüşler, parıldayan objeler hemen göze çarpar. İşlerimde göz alıcılığı, dikkat çekiciliği seviyorum. Kadın olma bilincine her geçen gün yaklaştığımı hissediyorum. Yaş aldığımdan mı, bana yüklenen öğretileri ancak üstümden atabildiğimden mıdır bilinmez başka bir yönümü de keşfediyorum.


Sergide izleyiciyi ne bekliyor? İzleyicide hangi duygunun harekete geçmesini istiyorsunuz?


İzleyici, sergiye adım attığında kendini karşılaştığı işlere dokunma duygusundan alıkoymaya çabalarken bulacak. Dokunma isteğini doruk noktaya çıkarmayı arzuluyorum. İnsan merak ettiği nesnelere dokunmak ister. Banka kuyruğunda hiç hesapta yokken size biraz yakın geçen bir yabancının uyandırdığı rahatsız edici hissi düşünsenize! Oysa annene, babana, eşine, evladına dokunmak büyük bir mutluluktur. Dokunmak bir sevgi aktarımı; bağ kurmanın en güzel yanını temsil ediyor. Dokunmak, temas etmek iletişimin bir parçası. Bernini’nin mermer heykellerine de dokunmak istersin. Ama kendine engel olmak zorundasındır.



Bu sergiden sonraki dönemde aklınızda nasıl projeler var?


Telden ürettiğim çiniler üzerine çalışmayı planlıyorum.


IstanbulArtNews | Eylül 2022

33 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör