• Tuba Parlak

Türk sanatı Radar’dan dünyaya açılacak

Nesrin Esirtgen ve Haldun Dostoğlu’nun birlikte geliştirdiği Radar Proje Mekanı, sanatımızın ve sanatçımızın bilinirliğine uluslararası düzeyde katkı sağlayacak projeler üretmeyi, bu alanda bilgi birikimini geliştirip bellek oluşturmayı amaçlayan ve kâr amacı gütmeyen bir sanat girişimi. Esirtgen ve Dostoğlu projeye dair sorularımızı yanıtladı.

Koleksiyoner Nesrin Esirtgen ve Galeri Nev Sahibi Haldun Dostoğlu’nun 35 yıllık dostluklarının başlamasına vesile olan, Birol Kutadgu’nun 140x140cm akrilik eseri de Radar Proje Mekanı’ndaki seçkide yer alıyor.

Koleksiyoner Nesrin Esirtgen ve Galeri Nev İstanbul Sahibi Haldun Dostoğlu, 35 yıllık dostluklarını Radar Proje Mekanı isimli kâr amacı gütmeyen bir sanat girişimiyle taçlandırdılar. Sanatımızın ve sanatçımızın bilinirliğine uluslararası düzeyde katkı sağlayacak projeler üretmeyi ve bu alanda bilgi birikimi geliştirip bellek oluşmasına imkan tanımayı amaçlayan Radar Proje Mekanı, Ferko Signature binasında bulunuyor ve özel randevu ile gezilebiliyor. Nesrin Esirtgen koleksiyonundan bir seçkiyle sanat severlerle buluşan Radar’da, altı ayda bir yeni bir koleksiyon sergisi gerçekleşecek. Bunlara ek olarak güncel konularda konuşmaların, tartışmaların yer alacağı etkinlikler organize edilecek, İstanbul sanat gündemine paralel davetler programlanacak. Yine bir dizi kitap ve monografi serisi planlanıyor. Yayın programına göre bu yıl bitmeden ilk olarak Hale Tenger’ın bir monografisi yayınlanacak. Sanayici bir ailenin çocuğu olarak 1948 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Nesrin Esirtgen, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi’nde ekonomi alanında yaptı. Abdi İbrahim Holding ve Abdi İbrahim İlaç Sanayi’nin yönetim kurulu başkan vekili ve Abdi İbrahim Vakfı’nın yönetim kurulu başkanı olan Esirtgen, Türkiye’nin en önemli koleksiyonerleri arasında yer almakta. Esirtgen ve Dostoğlu ile Radar Proje Mekanı’nda bir araya gelip sohbet ettik.


Seçkiyi çok beğendim öncelikle bunu söylemem lazım, her iş birbiriyle diyalog içinde, her şey uyumlu ve çok dozunda. Siz Haldun Bey sanki el mi attınız bu sergileme işine biraz?

Nesrin Esirtgen: Tabii ki

Haldun Dostoğlu: Benim bu projede var olma nedenlerimden biri de bu aslında. Bu seçkiyi ve yerleştirmeyi yapmak.

Nesrin Esirtgen: Yalnız o değil, bazı eserlerin alımında ben Haldun Bey’e de danıştım. Bazıları vardı zaten, elimde mevcuttu. Son aldıklarımda da hep danıştım. Birçok eserimi de Haldun’dan aldığımı söyleyebilirim.

Haldun Dostoğlu: Ancak seçkideki Nejad Devrim ve Orhan Peker biz Nesrin Hanım’la tanışmadan çok önce alınmış, 35 yıldan eski. Seçkinin en yeni işi de Omar Barquet’ye ait, birkaç hafta önce alınmış.

Nesrin Esirtgen: Evet, o en yeni çocuğumuz.

Haldun Dostoğlu: O halde şunu da diyelim, serginin en yaşlısı Nejad Devrim ise, en genci de Barış Elçin’e ait olan iş. Geçen sene Bilkent’ten yeni mezun oldu.

Ben Yağız Gülseren’in işini çok beğendim.

Nesrin Esirtgen: O benim Haldun Bey vesilesiyle aldığım bir iş yine. Bir karma sergiyi geziyorduk, bana “alalım bunu çok güzel bu” dedi. Ben almayı düşünmediğimi söyledim. O da “o zaman ben alırım” dedi.

Haldun Dostoğlu: Nesrin Hanım da sanırım bana kaptırmamak için aldı bu eseri. İş Taner Ceylan’ın genç sanatçılarla yaptığı peyzaj temalı sergide yer alıyordu. Yani Taner Ceylan tanıttı aslında bize Yağız Gülseren’i.

Nesrin Esirtgen: Ben itiraz ettim önce ama baktım ki beğeniliyor, o zaman önemlidir ben alayım, dedim.


Şimdi buradaki koleksiyon sergisi altı ayda bir yenilenecek. Bunun dışında neler var programda?

Haldun Dostoğlu: Bunun dışında ön gördüğümüz bir monografi dizisi var. Benim yakından tanıdığım, kariyerini iyi bildiğim bir sanatçıyla başlayacağız; Hale Tenger. Arkasından Nesrin Hanım’ın çok sevdiği Ahmet Doğu İpek’le devam edeceğiz. Bir yandan da Esirtgen koleksiyonunu kitaplaştırıyoruz. Bu kitap tabii iki üç yıl içinde ancak biter. Onun dışında AICA ile işbirliği içinde burada konuşma dizileri düşünüyoruz, sanatçı konuşmaları gibi. Bunun dışında İstanbul’a gelen yabancı müzeci, küratör ve sanatçıları, hatta yabancı galericileri buraya davet ederek Türk sanatçılarla tanıştıracağımız etkinlikler programlamayı arzu ediyoruz. Biraz da yaşayarak göreceğiz. O yüzden buraya proje mekanı dedik, projelerimizi de yaşayarak geliştireceğiz. Bu anlamda tekliflere de açık olacağız. Çıtayı yükseltebilmek için elimizden geleni yapacağız. Asıl hedefimiz şu: Türk sanatında yetenekli ve dünya sahnesinde yer almaya hazır bir sanatçı kuşağı var. Fakat bunlar bazı imkansızlıklar nedeniyle bir türlü o sahnenin içine giremiyorlar. Biz hem Nesrin Esirtgen ve çevresinin imkanlarını kullanarak, hem bu monografi dizisiyle bu isimleri uluslararası dağıtıma sokarak ve önemli galerilere de dağıtarak bu yakınlaşmayı sağlamayı amaçlıyoruz. Bunun oluşmasına küçücük de olsa bir katkımız olur mu göreceğiz ama böyle bir niyetimiz var.


Bu proje fikri ne zamandır var? Ne kadarlık bir süreç bu işin gerçekleşmesi?

Nesrin Esirtgen: Bu proje fikri bir kaprisle başladı. Çünkü bu mekan vardı ama hiç ben böyle bir şey yapmayı düşünmedim burada. Ben Haldun Bey’e başka bir şey teklif ettim. Birgün bir aradayız, birbirimizi 35 senedir tanıyoruz, dedim ki “ben sana çok güveniyorum ve ben eser alıyorum, bir koleksiyonerim sen de biliyorsun; bana danışmanlık yapar mısın?” Asla, dedi bana. “Zaten danışmanlık yapıyorum bunu para karşılığı yapmak istemem” dedi “Neden asla diyorsun,” dedim sonuçta bütün dünyada bankaların, kurumların, koleksiyonerlerin böyle danışmanları var; bu iş böyle yapılıyor ve bu çok da doğru bir yöntem. Bir insan her şeyi bilemez. Tabii bu normal olarak profesyonel bir iş, danışmanlık sonuçta ücret karşılığı yapılan bir şey. Neticede bir süre sonra bu proje fikri ile kendisine gittim. Zaten daha önce beraber çalıştık. İkimizin de bazı projeleri olduğunu biliyorum, anlaştığımızı da biliyorum. Bunun üzerine Haldun Bey’e burayı böyle bir mekan yaparsam katılıp katılmayacağını sorayım diye bir fikir geldi aklıma. Böylece yola çıktık. Sergiler yapacağız ve benim arzum, tabii olur mu, bu mekan buna müsaade eder mi bilemiyorum ama olursa, genç ve galerisi olmayan bazı sanatçıların sergilerini de açabilmek istiyorum. Biz kâr amacı gütmeden burada sergileriz ama sanatçının kendisi belki bir koleksiyonere bu vesileyle ulaşabilir ve kendi satışını yapabilir. Hayalim, koleksiyonerlere davetler verip, bu sanatçıların işlerini o isimlere ulaşmaları konusunda onlara el vermek. Çünkü pek çok sanatçının galerisi yok. Dolayısıyla böyle bir mekanda gücümüzün yettiği oranda o çocuklara bir el verebilmek arzusunu ben yüreğimde taşıyorum. Haldun Bey tabii ne düşünür bu konuda bilemiyorum ama ben bu duyguyu taşıyorum.


Esirtgen: “Bu işe ilk başlayacak olan insanlar öncelikle en uygun fiyatlı işlerden başlamalı ki ne sevdiğini ne sevmediğini görebilmeli. Yani gidip de bilmem kaç milyonluk eseri almak yerine, gençlerin sergilerini gezip kendi bütçesine uygun olan bir eserle işe başlamalı. Çünkü göre göre insanın gözü gelişiyor. Gözünüz görmeye başlıyor.”


Siz Haldun Bey’i de kandırırsınız bir şekilde ben emin oldum.

Nesrin Esirtgen: Bence de kandırırım.

O zaman biraz da ikinizin dostluğundan ve sizin Nesrin Hanım koleksiyoner olarak geçmişinizden de okurlarımıza bahsedelim.

Nesrin Esirtgen: Bu pek çok kez anlattığımız bir şey biraz tekrar olacak ama hikaye benim evlenmemle başladı. Evlendikten üç dört sene sonra aldığımız ev, bakıyorum bomboş, ilk önce küçük hamam taslarıyla başladım, antika İstanbul hamam taslarıyla. Sonra gittikçe bu iş ilerledi ama duvarlar hep bomboş, hamam tasları asıyorum filan, haliyle olmuyor. Kendime dedim ki, resim de bak, niye bakmıyorsun? O zamanlar Anadolu yakasında Cumalı Galeri var, oraya gittim, ilk gittiğim galeri. Sene 1977. Sergiyi gezdim, çok da bir şey anlamıyorum, Ali Çelebi’nin bir Ayasofya iç mekan çalışması duruyor. Almaya da niyetlenmedim onu, başka şeyleri daha çok beğendim. Fakat az ileride bir bey oturuyor yaşlıca, herhalde benim yaşımda ama şimdi yaşlıca diyorum (gülüyor), “ne arıyorsun kızım” dedi bana. Bakıyorum, bir şey almak istiyorum dedim, bilmiyorum ki kendisi de Ali Çelebi’ymiş. Herhalde en zor satılacak işi bana sattı, kim alacak o enteriörü o zaman! Herhalde dedi ki, bu zavallı alsın da ben de kurtulayım. Ben de aldım onu geldim. İlk öyle başladım. Bu arada ev değiştirdik, yeni evde Mimar Abdurrahman Hancı ile çalıştık, kendisi o dönemde Türkiye’nin en önemli mimarlarından. O zaman ona dedim ki resim alacağım eve ama cami enteriörü filan olmayacak artık. “O zaman Galeri Nev diye bir yer var, oraya git” dedi. “Orada iyi işler var ve Birol Kutadgu’ya bak” dedi.

Kaç senesi bu?

Nesrin Esirtgen: Haldun kaç?

Haldun Dostoğlu: 1989

Nesrin Esirtgen: Ve o gün aldığım işlerden biri bu seçki kapsamında sergileniyor. İki iş aldım o gün Birol Kutadgu’dan. Netice itibariyle baktım ki gezdikçe bir şeyler beğeniyorum, dedim ki kocama, “sen evin masraflarını gör, ben tüm gelirimle resim alacağım, başka taslar filan alacağım, buna karışma.” O da “ne istiyorsan yap, nasıl olsa laf dinlemeyeceksin” dedi. (gülüyor) Ben de ne istersem yapmaya karar verdim. Böyle koleksiyonerliğe başladım. Farkında olmadan gittikçe ilerledi, bugüne geldik.

Daha önce koleksiyonunuzu sergilemek için böyle bir girişiminiz oldu mu?

Nesrin Esirtgen: Kendi koleksiyonumu sergilemek için olmadı ama daha önce bir süre Mısır Apartmanı’nda, Haldun Bey’in galerisinin karşısındaki mekan boştu, o mekanı yine Haldun’a sığınarak, güvenerek açtım. Yine kâr amacı gütmeden genç sanatçıların sergilerini yaptık. Bir dört sene kadar çalıştık beraber.

Peki, tam olarak bilemezsiniz belki ama yaklaşık olarak kaç eser var koleksiyonunuzda?

Nesrin Esirtgen: Of, bilemeyeceğim. Bilemeyeceğim çünkü iki evim dolu depoda da var. Hâlâ da alıyoruz, o yüzden bilemeyeceğim.

Haldun Dostoğlu: Bendeki listeye göre 307. Ama yazdan beri pek çok alım oldu onları daha eklemedim o yüzden yaklaşık olarak 320’yi bulmuştur. Ama tabii bu liste hem antikalar, hem Osmanlı, hem modern, hem çağdaş tüm koleksiyon. Mesela tombaklar da var.

Nesrin Esirtgen: Evet bir dönem mesela çok tombak topladım çünkü ben kendi kültürümüze sahip çıkmayı da çok önemsiyorum. Dolayısıyla bu tarz eşya çok topladım, hem Sotheby’s, hem Christie’s, hem burada Keskiner ve Rafi Portakal’dan topladığım ciddi bir antika koleksiyonum var. 16’ncı yüzyıldan kalma tombaklarım var mesela ve ben bunları da tanıtmak istiyorum çünkü Türk ve Osmanlı kültürünün önemli bir parçası bunlar, yani bugünün öncesi. Fermanlar var mesela, bunlar önemli şeyler, bunları da tanıtmak istiyorum.

Yeni koleksiyon yapmaya başlayan kişilere ne tavsiyeler verirsiniz?

Nesrin Esirtgen: Vallahi bu işe ilk başlayacak olan insanlar öncelikle en uygun fiyatlı işlerden başlamalı ki ne sevdiğini ne sevmediğini görebilmeli. Yani gidip de bilmem kaç milyonluk eseri almak yerine, gençlerin sergilerini gezip kendi bütçesine uygun olan bir eserle işe başlamalı. Çünkü göre göre insanın gözü gelişiyor. Gözünüz görmeye başlıyor.

Haldun Dostoğlu: Herkes için böyle değil mi zaten? Ben bir sergi açıldığında bir eseri çok beğeniyorum. Bir ay geçiyor, sergi bitiyor, diyorum ki farklı bir eser daha güzelmiş. Bir ay içerisinde bile zevki değişebiliyor insanın.

Nesrin Esirtgen: Bir tavsiyem de lütfen kopyacılıktan uzak dursunlar. Ne demek istiyorum; yani “şunda bu var, ben de gideyim alayım”, işte “aman bu bundan almış ben de almalıyım” gibi... Bir sanatçı moda oluyor herkes gidip onun işini alıyor. Bu maalesef elbise, ayakkabı alırken bile böyle, böyle insanlar var. Lütfen böyle olmasınlar, kendilerini bulsunlar, kendimizi bulalım, kendimiz olalım.

Haldun Dostoğlu: Bu soru bana da çok sık soruluyor, ben de yeni koleksiyon yapacak kişilere vakit ayırmayı öneriyorum. Ne kadar bütçesi olduğu hiç önemli değil; bakacak, dolaşacak, gezecek, görecek, kendi sevdiği eseri bulacak. Koleksiyon illa ki çok pahalı işlerle yapılır diye bir kural yok. Ancak bu işte şöyle bir kural var ki yatırım için alanlar hep kaybetmişler, kalbi ile alanlar hep kazanmışlardır.

Evet günümüzde “eser alayım, üç ay sonra şu kadara satayım” veya “aman iki sene sonra bu kadara satar mıyım?” diyerek alım yapan bir kitle mevcut maalesef.

Nesrin Esirtgen: O zaten koleksiyonerlik değil ama bence.

Haldun Dostoğlu: Değil tabii, koleksiyonerlik bir tutku. Yani ne toplarsanız toplayın; pul da toplasanız, taş da toplasanız, böcek de toplasanız bir tutku. O virütik bir şey yani aldıysanız o virüsü duramıyorsunuz.

Nesrin Esirtgen: Çok fenasın! Virütik bir şey mi bu yani?

Haldun Dostoğlu: Evet öyle, çünkü görünce “benim bunu almam lazım” diyorsun.

Nesrin Esirtgen: Bizim de kavgalarımız işte hep böyle çıkıyor. Bana diyor ki “yeter artık alma çok para harcadın paran bitti.” Ama söylediği şey doğru ben koleksiyonumdaki hiçbir eseri satmayı asla düşünmedim. İlk aldığım camii enteriörü de duruyor, satmadım. Kıyamıyorsun ki zaten, işin böyle bir tarafı var maalesef. O benim bir parçam, ben nasıl ayrılayım ondan, kıyamıyorsunuz ve satamıyorsunuz.



IstanbulArtNews | Mart 2022


367 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör