• Ali Demirtaş

Var etme/yok etme dikotomisi üstüne

Suluboya ile renklendirip elle kestiği kağıtlardan ürettiği resimlerle bu tekniğin öncüsü olarak kabul edilen sanatçı Halil Vurucuoğlu’nun yine bu teknikle ürettiği işlerinin yer aldığı ve Hem Var Hem Yokmuş Gibi adını taşıyan yeni kişisel sergisi Anna Laudel’de açıldı. Sergi 22 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek.


Halil Vurucuoğlu, ‘Gri Yol’, elle kesilmiş kağıt üzerine sulu boya, 55x68cm

Sanatçı Halil Vurucuoğlu’nun, Hem Var Hem Yokmuş Gibi adını taşıyan yeni kişisel sergisi 17 Mart tarihinde Anna Laudel’de açıldı. “Yaşayan dünyayla ilişkimizi düşünmenin yeni yollarını arayan, bunu yaparken de izlemeye, yeniden düşünmeye ve harekete geçirmeye teşvik eden bir sergi olmasına gayret gösterdim. Bir yanıyla en sade bir yanıyla da en yoğun kişisel sergim bu.” şeklinde özetlediği yeni sergisinde sanatçı, eserlerin üretim tekniğini kağıt kesme ve yırtma olarak belirlerken içerik odağına ise var etme ve yok etme kavramlarını yerleştiriyor. 12 bin yıldır el değmemiş bir doğa harikası olan “Dipsiz Göl” isimli eserinin de “Varoluş”, “Yok oluş” ve “Arasında” olarak tanımladığı üçleme başlığı altında yer aldığı bu sergisinde sanatçı doğa, çevre ve bunların üzerindeki insan etkisini araştırma alanı olarak belirliyor. Sorularımızı yanıtlayan Vurucuoğlu, genel olarak sanatını “Hayatımın tam merkezinde ve ilk önceliğim. Bu haliyle öncelikle bir ifade biçimi benim için. Estetik kaygılar, üretilecek eserin ihtiyaç duyduğu ölçüde ikincil sorunlar olabilir belki. Onun dışında zihinsel ve fiziksel olarak kendimi ve dış dünyayı tanımak için bildiğim yegane yol.” şeklinde tanımlarken ana malzemesi olan kağıt hakkındaki düşüncelerini ise şu şekilde ifade ediyor: “Binlerce senedir kullanılıyor ve hala yeni olanaklar sunabiliyor. Aynı anda sade ve karmaşık, zarif ve güçlü, hafif ve sağlam olabiliyor. Basit yapısına rağmen sürprizlere oldukça açık bir malzeme.” Sanatçının eserlerini hem hazır kağıtlar hem de bu malzemenin atıklarını dönüştürerek ürettiği ve sürdürülebilirliğe dikkat çektiği Hem Var Hem Yokmuş Gibi sergisi 22 Nisan tarihine kadar Anna Laudel’de görülebilecek.


Sanat üretmeye ne zaman başladınız ve bu alan hayatınızda nasıl bir yer kaplıyor? Çocukluk yıllarımdaki birkaç küçük kesişimi ve o yaşlarda ressam olmak istememi saymazsak, lise sonrası güzel sanatlar fakültesine girip resim okumamla bilinçli olarak sanatı hayatımın odak noktasına yerleştirdim. Üniversiteden mezun olduğum sene yurt içinde ve dışında grup sergilere katılmıştım ve bundan bir sene sonrasında da ilk solo sergimi gerçekleştirdim. Bu gelişmeler, hep yapmak istediğim bu uğraşı tam zamanlı sürdürmek adına kariyerimin başın- da bana iyi bir motivasyon sağladı. O zamanlardan şimdiye dek çalışma tempom artarak devam etti. Ne zaman ve ne zamana kadar istersem çalışabileceğimi bilmek güzel. Şu anda çalıştığım atölyem evime çok yakın olduğu için istediğim saatte çalışabiliyorum. Kısaca sanat hayatımın tam merkezinde ve ilk önceliğim. Bu haliyle de öncelikle bir ifade biçimi benim için. Estetik kaygılar, üretilecek eserin ihtiyaç duyduğu ölçüde ikincil sorunlar olabilir belki. Onun dışında zihinsel ve fiziksel olarak kendimi ve dış dünyayı tanımak için bildiğim yegane yol.


Anna Laudel’de açılan ikinci serginiz. Bu deneyim hakkında ne düşünüyorsunuz? Hem Var Hem Yokmuş Gibi ilki 2008’de gerçekleşen kişisel sergilerimin sekizincisi olacak. 2019’daki sergim Syzygy sonrası Anna Laudel’de bir kez daha sergi açıyor olmak öncelikle heyecanlı ve güzel bir deneyim. Son üç senedir bu sergideki işler üzerine düşünüyordum ve özellikle son bir senem ağırlıklı olarak düşündüklerimi üretmekle geçti. Diğer sergilerimde kendini farklı ikiliklerde belli eden ve zıtlıkların en yoğunu olan varlık ve yokluk kavramlarını, sahip oldukları genişliğin aksine, odak noktama yakın tutup meseleyi görünür kılan tek bir örnek etrafında şekillenen işler olarak tasarladım. Bir yanıyla en sade diğer bir yanıyla da en yoğun kişisel sergim budur diyebilirim.


Var etme ve yok etme bu serginizin ana temasını oluşturuyor. Bunu işlerinize nasıl yansıttığınızı düşünüyorsunuz? Zıtlıklar üzerine düşünmeyi ve üretmeyi seviyorum, varlık ve yokluk da çok yoğun ve hakiki kavramlar. Bazen bir zorunluluk bazen bir tercih olarak yaşamımızın birçok yerinde karşımıza çıkıyor. Pandeminin başlaması ile birlikte kendimde ve dünyada olan değişimleri düşünürken de ister istemez varlık ve yokluk üzerinden tahayyüllerde bulundum. 2019’un sonlarına doğru gördüğüm bir haber, üzerimde farklı duygulara sebep olmuştu. O ana dek kafamda belli belirsiz dolanan düşünceler netleşmişti sanki. Nasıl daha önce görmemiştim, böylesine kendine has bir güzellik, parlak derin mavi eşsiz bir doğa ve 12 bin yaşında. Dediğim gibi farklı duygular, böylesi bir güzellikten haberim olduğunda aslında onun yok edildiğini de öğrenmiş oldum. Sarsıcı bir andı ve o ana dek içimi acıtıp yok olan tüm kayıpları tek bir değerde sembolleştirmek istedim, anlattığımı görünür kılan yer ise “Dipsiz Göl” oldu. İnsan eliyle yok edilmiş değerlerin insan eliyle yeniden inşası, kendisinin olmasa bile hatırasının yeniden inşası fikri ilk o zaman belirdi. Bu doğrultuda Dipsiz Göl’e doğrudan atıfta bulunan dört eser var bu sergide. Gerçekleşen katliamdan haberdar olmamı sağlayan manşet, Dipsiz Göl’ün eski bozulmamış hali, yok edildikten sonraki hali ve bu ikisi arasında hafızamızdaki temsili. İçerik olarak kavrama böyle yaklaşırken biçim olarak da üretimimdeki temel malzeme olan kağıdı sorguladım. Nasıl kullanıyorum ve ne kadar tüketiyorum düşüncesi de beraberinde atık kağıtları geri dönüştürüp üretimime dâhil etme fikrini doğurdu. Yok olacak atıklardan yeni işler var ederken bu iki kavram arasındaki ilişkiyi bir kez daha gözlemledim ve üretimime dâhil etme fırsatını değerlendirdim.

Kağıt ana malzemeniz konumunda. Peki neden kağıt? İşlerinizi başka bir malzemeyle ya da teknikle üretmeyi düşündünüz mü hiç? Çocukluk yıllarımdan beri görsel günlük tadında sayfalarını karaladığım defterlerim var, bu sergimde de sayfalarını kestiğim iki adet defter yer alıyor. Malzeme aynı olsa da yaklaşım farklılaşabiliyor. Bu değişimi sağlayan faktörlerden biri de kullandığım malzemenin kağıt olu- şu. Binlerce senedir kullanılıyor ve hala yeni olanaklar sunabiliyor. Aynı anda sade ve karmaşık, zarif ve güçlü, hafif ve sağlam olabiliyor. Basit yapısına rağmen sürprizlere oldukça açık bir malzeme. Üretim yaparken farklı malzeme ve teknik kullanmaktan çekinmem, tanıdığım veya yeni tanıştığım bir malzemeyle deneysel bir şeyler üretip neler olacağına bak- mak da güzel bir keşif. Teknik benim için temelde bir araç, resmin nasıl yapıldığı kadar neden yapıldığı da mühim bir soru ve bu denge sağlandığı zaman iş lezzet kazanıyor. Zihnimde üretilmek üzere beliren eser nasıl bir malzeme ve tekniğe ihtiyaç duyar diye düşünüyorum ilk olarak. Çizim, fotoğraf, video, neon, heykel veya yerleştirme de olabilir, illa kağıt olmalı diye bir ısrarım yok fakat doğal akış bu yönde gelişti. Zihnimdekilerin doğması en doğal haliyle bu malzeme üzerinden gerçekleşti. Seneler içinde bulduğum veya bildiğim teknikler üzerinden kağıdı farklı yönleriyle üretimime dâhil ettim. Kağıt, kesikleri ve gölgeleri getirdi ve gölgeyi de işin bir parçası halinde gördüm. Kağıdın üzerine çizmek, boyamak, o kağıdı kesmek ve yırtmak, farklı katman ve parçalardan bir bütün oluşturmak veya bunun tersi, parçalara ayırıp iyice ufalayarak hamur yapıp taşlaştırmak. Mesela kağıt hamurlarıyla bir süre daha üretim yapmayı düşünüyorum, ilginç sürprizler doğabilir.


“Özgürlüğümüzün sınırlarının küresel ısınma ile somutlaşması” sizin için ne demek? Ayrıca doğanın insan eliyle tahribatı da alt metinlerinizarasında. Bu konuya yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz? Küresel ısınmadan çıkan en büyük ders şu ki; insanlığın özgürlüğü dünya üzerindeki hayatın istikrarlı, doğal ve dengeli ilerleyişiyle mümkün oluyor. Doğanın dengesini bozarsak, kendi varlığımızın son bulacağı gerçeğini somut şekilde anladık diye umuyorum. İnsanın doğa üze- rindeki açgözlü eylemleri küresel iklim değişiklikleriyle bir nebze sınırlandı. Hubert Reeves’in de dediği gibi, “Doğayla savaş halindeyiz, eğer kazanırsak kaybedeceğiz.” İnsanın sadece doğaya değil genel olarak bir şeyler üzerinde tahakküm kurma hevesi beni rahatsız ediyor. Yaşadığımız bu zamanlarda kimileriyle de ortaklık gösterebilecek rahatsızlıklarımı sanatıma taşıyorum. Tepki gösterdiğim ve üzüldüğüm konuların biricik olduğunu düşünmüyorum. Gösterirken seçtiğim yollar farklı olabilir; anlatım dilim, görsel dünyam, kullandığım teknikler vb. Çevre, doğa ve insanın bunlar üzerine etkilerini düşünürken kendimi ve üretim pratiklerimi de gözden geçirdim, ürettiğim işlerin hepsinde olmasa da bir kısmının sürdürülebilirlikle ilişkisi olmasını istedim. En çok tükettiğim ana malzemem kağıdın hacmini azaltmak için kullandığım kısımlardan arta kalan atık kağıtları geri dönüştürerek kağıt hamuru haline getirdim. Elde etti- ğim bu hamurla heykel ve resimler ürettim. Hamurlar dışında iki farklı resmim daha var, bu iki resimde de daha önce yaptığım resimlerden keserek çıkardığım kağıtları kullandım. Tüm bunların sonucunda doğadaki doğum-ölüm-dönüşüm döngüsü de işlere dâhil oldu.



Halil Vurucuoğlu, ‘Innervision’, 9x14cm, elle kesilmiş kağıt üzerine sulu boya.

IstanbulArtNews I Nisan 2022


146 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör