• Tuba Parlak

Yeni nesil bir galericilik anlayışının izinde

Galericilik mesleğinin dinamizmine vurulup sektöre adım atmış, sosyal medyada işlerini beğendiği sanatçıyla anlaşmak için ilk uçakla Portekiz’e gidebilecek kadar tutkulu ve cesur bir ruh Martch Art Project sahibi Bahar Kızgut. Muazzam bir uyum yakaladıkları Galeri direktörü Ezgi Yıldız’ın da eşliğinde galerinin geçmiş ve geleceğini konuştuk.



Martch Art Project sahibi Bahar Kızgut.

Galeriyi açma sürecinizin en başından başlayalım. Bana önceki görüşmemizde Türkiye’nin en genç galericisi olduğunuzu söylemiştiniz, sorulmaz diye o zaman sormamıştım ama bu durumda soracağım, yaşınız kaç?

Bahar Kızgut: 28 yaşındayım, galeriyi de 24 yaşındayken kurdum.


Evet gerçekten gençmişsiniz. Peki, nasıl girdiniz bu yola? Nasıl verdiniz bu kararı, aileniz mi koleksiyonerdi? Sanatla mı ilgileniyordunuz? Hep sanata ilgim vardı ama ailemde sanatçı, koleksiyoner, galerici kimse yok. Onlar da ilgiliydi ama sanatsever ilgisi. Ben bambaşka işler yapıyordum öncesinde. Daha sonra, birlikte çalıştığım insanlarla tanıdığım sanatçılar arasında iletişim kurmaya ve eser alımlarına aracılık etmeye başladım. Bu süreçte sanatçılarla iç içe olmak, atölyeleri gezmek çok hoşuma gitmeye başladı ve bunun bir iş olabilmesi fikri beni çok heyecanlandırdı. İlk olarak 2018’de Çukurcuma’da başladım galericiliğe, Nisan ayında bir grup sergiyle açtık. Daha öncesinde bir sanat danışmanlık ofisim vardı, birkaç aylığına. O iş çok hoşuma gitmedi açıkçası, çünkü galerideki bu ritim falan beni daha çok heyecanlandırdı.


Koleksiyon danışmanlığı mı sanatçı danışmanlığı mı yapıyordunuz? Koleksiyon danışmanlığı gibiydi. Yeni koleksiyon yapmaya başlayan kişilere belli birkaç sanatçının işlerini öneriyordum, belli sanatçılarla çalış- tığım için aslında biraz da temsiliyet gibiydi. Ama ben o dönemde daha ritimli daha enerjik bir iş yapmak istediğimi farkettim. Orada sergi yap- mıyorduk çünkü, işler asılıydı ama aynı şey değil. Sonra işte Çukurcuma’da çok küçük bir alanda, 40m2 bir yerde başladık.


Galeri oluştuktan sonra birlikte çalışmak istediğiniz sanatçıları nasıl seçtiniz? Çok farklı şekillerde gelişti, mesela Ocak ayında sergisini açtığımız Bence Magyarlaki ile Instagram’dan tanıştık. Instagram’da işlerini gördüm, hemen sordum “neredesiniz atölyeniz nerde” diye, Portekiz dedi; ben bir hafta sonra Portekiz’e gittim. İkinci sergimizi Mustafa Boğa küratörlüğünde yaptık. O, Adana’da bir sanatçı residency projesi yapıyor, Londra’dan daha önce buraya hiç gelmemiş sanatçıları getiriyor. Onlar bu residency’nin sergisini açmak istediklerini söylediler, onlarla bir sergi yaptık. Şu an temsil ettiğimiz Japon sanatçı Yuchiro Kikuma ile orada tanıştık. Sonra onun bir kişisel ergisini açtık. Galeri direktörümüz Ezgi de ben de sürekli atölye geziyoruz, öyle tanışıyoruz sanatçılarla. İşin o tarafına daha yakınız aslında yaptığımız işte, yani koleksiyoner tarafındansa sanatçı tarafına daha aşina bir şekilde iş yapıyoruz. Bence aslında her yerde yeni nesil galeriler daha çok bu mantıkla çalışıyor. Eskiden bir “old school” galericilik anlayışı vardı, sanatçıyla daha mesafeli, sanki sanatçı orada çalışan bir işçiymiş gibi konumlanan... Ama bizim yapmaya çalıştığımız model daha çok sanatçı tarafına yakın olmak, onların daha çok haklarını korumak. Genel olarak böyle bir galericilik anlayışımız var.


Galeriyi ilk açtığınızda aklınızda, biz bu tarz sanatçılarla çalışmalıyız, şu tarz isimler bulalım, bu tür işler veya mecralara yönelelim gibi ön fikirler var mıydı? Yani tam olarak şu tarz olsun diye başlamadım ama zamanla o kendiliğinden bir şekilde oturdu ve Ezgi’nin ve benim sanat anlayışımız üzerinden şu anda yavaş yavaş bir tarza doğru evriliyor ama başlarken düşündüğümüz tek şey daha yeni sanatçılarla çalışmak üzerineydi. Çok fazla tanınmış, burada veya başka bir ülkede hali hazırda bir kitlesi oluşmuş, kariyerinde belli adımları tamamlamış kişilerle değil. Mesela biz çok fazla sanatçının ilk kişisel sergisini açtık burada.

Motivasyonunuz sanatçı keşfetmek o zaman aslında. Evet ve biraz da galericiliğin temelinde bunun olması gerektiğine inandığımız için böyle.


Şu an geldiğiniz durumda galerinizin çizgisini nasıl anlatırsınız? Sanat çizgisi olarak nasıl bir galeri Martch Art Project? Sanat çizgisi olarak tam böyle yüzde yüz şu tarz diyebileceğim bir şey yok. Tabii ki çağdaş sanat ama bir sürü farklı medyumla çalışan sanatçıyla çalışıyoruz ya da farklı konularla ilgilenen. Ama dediğim gibi ağırlıklı olarak daha yeni sanatçı olan, genç sanatçı demek istemiyorum çünkü üretimine daha geç yaşlarda başlamış insanlar da var aralarında, çizgimiz genel olarak birazcık bunun üzerinden ilerliyor. Ama bir şekilde galerinin yıllık programına baktığınızda birbiriyle benzeşen çok fazla şey var tabii ki.


Ziyaret oldu mu? Çevrimiçi ziyaret daha çok aldık diyebilirim, çünkü her sergi için biz VR tur yapmaya başladık pandemiyle beraber ve internet sitemizde ziyaretçi sayılarını hep takip ettik. Çok arttı o dönemde bizim çevrimiçi görünürlüğümüz. Ama yine de ziyaretçi de aldık, ilginç bir biçimde. O dönemde satışlar da olabildiği için sanatçılarımız da çok zorlanmadılar ama tabii ki pandemi öncesindeki gibi değildi ve hâlâ toparlanıyor. Hâlâ yüzde yüz pandemi öncesine döndük diyemeyiz, ne fuarlar ne sergiler ne de başka etkinlikler itibarıyla.


Bir de şu an kur meselesi de var tabii, şimdi az çok stabil bir noktaya geldi gibi uzun süreli bir dalgalanmadan sonra ama... Bir süredir böyle ama ben böyle kalacağını düşünmüyorum. Biz de euro üzerinden satış yapıyoruz, çünkü yabancı fuarlara gidiyoruz, burada farklı orada farklı bir fiyat yaparsak o da yanlış geliyor bize ama bu Euro bazlı satış durumu çok etkiliyor işimizi.

Buradaki koleksiyonerin euro üzerinden eser almak istemediğini biliyorum. Evet onlara itici geliyor biraz.

Ama sanatçıların malzemeleri de euro üzerinden. Kesinlikle ve çok pahalı yani.


Ezgi Yıldız: Bir de şu var şimdi euro yükselince yabancı sanatçının Türkiye fiyatı da artmış oluyor, Türkiye’de yaşayan sanatçının fiyatı yerinde saymış oluyor, orada da bir eşitsizlik oluyor.


Bahar Kızgut: Yani bizim sanatçılarımızın yarısı yurtdışında yaşıyor. Londra’da yaşayan bir sanatçımız var; biraz önce bahsettiğim Yuichiro Kikuma. Ben onun eserlerini TL olarak satıp ona gönderirsem utanırım yani o parayı göndermeye. Onun için burada TL ile satacağımız büyük bir eserin fiyatı harçlık gibi bir şey oluyor. Kaldı ki Kikuma’nın sergisini yaptığımız dönemde TL ile satış yaptık, serginin başında ve sonunda o kadar kur farkı vardı ki, dedim ki “ben nasıl göndereceğim satılan işlerin parasını”, yarıya düştü neredeyse, pound üzerinden gönderiyoruz çünkü. O yüzden bütün fiyatları euro olarak sabitledik. Yani TL ile düşünemiyoruz maalesef, sanatçıların da haklarını korumak adına.


Koleksiyonerler nasıl yaklaşıyor bu duruma? Eskisine nazaran daha anlayışlı bir hâle geldiler mi? Anlayışlı bir hâle pek gelmediler aslında ama bizim galerideki eser fiyatları zaten aşırı yüksek değil, o euro’nun TL karşılığı çok büyük miktarlarda paralar etmiyor aslında. Ama tabii ki şöyle, euro ile fiyat belirleyen başka galeriler kur sabitleme, ya da çok büyük indirimler yaptığı için Türkiye’de, bu defa bunu sizden de bekliyorlar. O birazcık sorun yaratıyor, eserin fiyatından da öte, indirim oranı tutarsızlığı galeriler arasındaki. O daha büyük bir problem bizim için.


Bir de taksit hikayeleri var. Taksit olayı... Bir şey söyleyeceğim, biz bütün galeri tarihinde iki kere taksitsiz ve indirimsiz iş sattık. Bunlardan birini alan kişi Alman’dı, yani.... (gülüyor) Hatta o dönemde buradaki Alman konsolosuydu, şimdiki değil bir önceki. Diğeri de taksit yapılamayacak kadar düşük fiyatlı bir işti. Yani iki kere olmuş işte, bunların dışında taksit, indirim, taksit ve indirim, hem TL, hem taksit hem indirim... Her şeyi istiyorlar, yani siz ne yapabilirsiniz?


Ezgi Yıldız: Yeni koleksiyon yapmaya başlamış, maaşıyla iş alan kişilere bu tarz kolaylıklar sağlamakta hiçbir sorun görmüyoruz, hatta onları teşvik etmek için hoşumuza da gidiyor. Onlara imkan sunabilmek bizim için de güzel, ama ismi bilindik birileri gelip böyle yüzde 50 indirim isteyince de üzülüyoruz. Yüksek miktarda indirim yaptığımız zaman Bahar hep galerinin komisyonundan yapıyor indirimi sanatçı zarar görmesin diye, o yüzden galeriye girenle çıkan meblağlar arasında uçurum oluşuyor.

Bahar Kızgut: Ama yani amacımız hep bu. Yeni koleksiyon yapmaya başlamış insanlarla, hep diyalogda olmak. Mesela hep gelip şey diyorlar bize, “ya ben daha çok öğrenmek istiyorum.” Bir şey almasa da Ezgi de ben de bununla uğraşıyoruz, anlatıyoruz. Sonra başka bir galeriden bir şey alacağı zaman da bize soruyor, aslında aynı zamanda fahri koleksiyon danışmanıyız da.


Koleksiyonerler, özellikle bahsettiğiniz türdeki koleksiyonerler için bir takım seminer ve yol gösterici eğitimler verilmesi ama böyle hobi kulübü şeklinde değil de daha profesyonel şekilde yapılması konusunda sizin bakış açınız ne olur? Yapılabilir, bununla çok da ilgilenecek insan olduğunu da düşünüyorum. Ama biz daha bireysel bir şekilde ilgilenmeyi tercih ediyoruz bununla. Çünkü herkesin koleksiyon yapma mantığı farklı. “Nasıl eser alınır?” Bu öyle o kadar mutlak bir şey değil çünkü. O yüzden birazcık bireysel olarak tek tek ilgileniyoruz.


Peki mesela ne tarz tavsiyeler veriyorsunuz? Her şeyden önce hiç acele etmemeleri gerektiğini söylüyoruz. Çünkü en başta şöyle bir şey oluyor, ki çoğu koleksiyoner de size bunu söyler, “ilk başladığımda ne gördüysem aldım ve şimdi onları ne yapacağımı bilmiyorum.”


Onlar işte müzayedeye gidiyor. Aynen öyle çok da yazık oluyor, aslında sanatçılara da yazık oluyor. Bir koleksiyon oluşturmanın birazcık kişinin kendisini tanımasıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. “Ben neyi seviyorum, ben neyi izlemek istiyorum?” O kişisel beğeniyi bulmak aslında bayağı zaman alıyor dolayısıyla bu çok yanlış bir şey de değil. Birazcık sonradan beğenmediğiniz şeyleri de alacaksınız ki “tamam benim bir dahakine daha iyi düşünmem gerekiyor” diyebilin.


İnsanın zevki de değişiyor. Yani bir insanın sanat bilgisi sanat eserleriyle tecrübesi arttıkça beğenileri de değişmeye başlıyor, değil mi? Tabii ki. İlk koleksiyon yapmaya başlayan biri genelde ya herkesin aldığın şeyleri alıyor ya da müzayede takip ediyor, hele ki koleksiyonu beğeni üzerine değil de daha maddi ya da yatırım amaçlı yapıyorsa, en başta müzayedeye başvuruyor.


Ama onlar klasik anlamda koleksiyoner değil zaten satmak için alıyorlar.

Tabii ki, sanat alıcısı demek hatta daha doğru belki.



Kızgut ilk kapanma döneminin ardından, akşam 7’den sonra çıkma yasaklarının olduğu dönemde galeriyi talimatlara uygun şekilde açık tutup programlarını normal akışında devam ettirdiklerini söylüyor.

Sizin koleksiyoner kitleniz nasıl peki? Bizim sürekli satış yaptığımız bir koleksiyoner grubumuz var, aynı zamanda hepsi arkadaşlarımız, bireysel tanıdığımız insanlar, içlerinde sanatçılar, sanat profesyonelleri, sanat yazarları var. Aslında her galeride biraz böyledir, belirli koleksiyonerler ağırlıklı olarak belirli galerilerden eser alır ama bakıyor mesela bizde Bence Magyarlaki’nin sergisi var ve Türki- ye’de çok fazla dış mekana konulabilecek iş yapan sanatçı yok; geliyor ve alıyor.


Neden Türkiye’de çok fazla dış mekana konulabilecek iş yapan sanatçı yok sizce? Bizde genel olarak heykel üreten sanatçı çok az zaten. Mekan, malzeme, maddi imkanlar bunlar önünde engel sanatçıların. Heykel çalışmak büyük alan istiyor, malzemeleri inanılmaz pahalı. Biz bu durumu tespit ettiğimizde zaten Ayvalık’taki residency programını başlatmaya karar verdik. Çünkü Ezgi de ben de çok fazla stüdyo gezdiğimiz için biliyoruz. Genelde genç sanatçılar için stüdyo dediğimiz yerler Türkiye’de evlerinin yatak odaları, şanslı olanların evleri- nin salonları. Ailesiyle yaşıyor çoğu ve mesela yatak odasında yağlı boya yapan bir sanatçı gördük, o kadar zararlı bir şey ki aslında. O boyayı da odada kurutuyor ve asla kuruyana kadar solunmaması lazım onun.


Evet ben de tam bu residency projesini soracaktım. Biraz detaylı anlatır mısınız proje içeriğini? Bu tecrübeler üzerinden bu residency fikrini geliştirdik. Birazcık sa- natın İstanbul’un dışında da olması fikri ki bunu tek başımıza biz yaratamayız tabii ki ama bu cazip geldi. Başka residency’ler de var ayvalıkta; Gate var mesela, Barbara’s House var. Biz de orada böyle bir gelişim ola- bileceğini gördük ve bir programa başladık. Şimdi bu sene beş jürimiz var, iki sanatçı seçilecek. Bağımsız bir jüri biz seçmiyoruz. Onlara bir oylama sistemi yaptık web sitesinde, birden beşe kadar bir puan veriyorlar, tamamen matematiksel olarak en yüksek puanı alan kişiler gidecek. İki kişi olacak bu edisyonda, gelecek seneden itibaren dört kişi almaya başlayacağız. Çünkü mevcut binanın bir arkasındaki binayı da kiraladık yani elimizden gelse bütün Ayvalık’a yayılacağız! Şaka bir yana, keşke daha fazla imkan olsa daha fazla sanatçıyı ağırlayabilsek. Keyifli de bir yer Ayvalık, bir de iki bina da eski sabunhane binaları, 150’şer metrekare, ikişer katlı, iki tane yapı... Aralarında da küçük bir boşluk var, ikisini birleşti- rip gelecek edisyondan itibaren dört sanatçı ağırlamayı düşünüyoruz.


Bu tamamen sizin öz kaynaklarınızla gerçekleştirdiğiniz bir etkinlik galiba herhangi bir sponsorunuz yok, değil mi? Hayır yok.


Peki böyle bir desteğe ihtiyacınız var mı yani gelse böyle bir destek sizin hayatınızda ne değiştirir? Bizim hayatımızda bir şey değiştirmez ama oraya gelen sanatçıların hayatında bayağı bir şeyi değiştirir. Biz orada sanatçılara prodüksiyon desteği veriyoruz, aylık harcamalarını karşılıyoruz ve orada sergi yapmaları için bir meblağ ödüyoruz. Hepsi için belirlediğimiz miktarlar var ama tabii ki bu tarz bir destek gelirse bunun üç katını beş katını ödeyebilmeyi biz de isteriz. Bu sayede daha büyük çaplı işler yapabilirler, içlerinden gelen her şeyi yapabilirler. Olursa çok güzel olur yani çünkü bundan bizim bir kazanımımız yok.


Peki orada ağırladınız sanatçıların İstanbul’da bir sergisinin yapılması gibi bir düşünce var mı? Sergilerini de orada yapıyoruz. Bu sene Haziran ayının ilk hafta sonu yani 4 ve 5 Haziran’da sergileri açılacak.


Şimdi biraz da galerinin mevcut sergisi ve önümüzdeki dönemin planlarını konuşalım. 29 Ocak - 5 Mart arası Harumi Nakashima’nın bir sergisi olacak. Yine heykel olacak. Bu çok ilginç bir sergi. Biz Kyoto’da bir galeriyle artist exchange yaptık, biz Nakashima’nın işlerini sergileyeceğiz; onlar da bizim Japon sanatçımız Yuchiro’yu Ekim'de orada sergileyecekler. Biz böyle projelere çok açığız. Biz istiyoruz ki buradaki sanatçıların yurtdışındaki temsiliyetlerini yapalım, başka sanatçılar ya da kurumlar veya küratörlerle iş birliği yapalım. Mesela bu sene eylülde Etel Adnan’ın da eserlerinin olduğu 11 Beyrut kökenli sanatçının eserlerini sergiledik. Bizim için çok özel bir sergiydi, Etel’e ayrı bir zaafımız var çünkü. Daha sonra bu sene yine Paris’te bir pop-up sergi yapacağız, nisan ayında. Merve Morkoç’un, Bence Magyarlaki’nin eserlerinin olduğu, yeni çalışmaya başladık Merve’yle de. Bu sene yine ilk kişisel sergisini açacak bir sanatçımız var Şant Mengücek. Bir grup sergimiz olacak Düsseldorf’tan iki sanatçı, Türkiye’den bir sanatçıyla. Yani hep böyle yurtdışı ve Türkiye bağlantısını öne çıkaran işler yapıyoruz.


Fuar durumlarınız nasıl şu anda peki, mümkün oluyor mu yurtdışı fuarlara katılmak? Mümkün mümkün. Şey çok üzücüydü, galerinin ikinci senesinde biz Paris Photo’ya kabul edildik Alp Sime’yle solo booth olarak ve çok büyük bir fuar bu malum. Pandemiden dolayı yapılamadı. Ama tam en başına denk gelmişti en kötü zamanlarına ve gerçekten çok üzüldük buna


Ezgi Yıldız: Normalde beş yılın altında ömrü olan galerileri almadıkları bir fuar ve kabul almışız ama gidemedik. Gerçekten çok üzücü


Bahar Kızgut: Şimdi Düsseldorf var, en yakında katılacağımız Düsseldorf Art Fair, başka bir çok yere de başvuruyoruz.


Kabuller güzel ama bir de bu ekonomik ortamda oralara gitmek gelmek, booth kiralamak sanatçıları götürmek getirmek var. Nasıl kalkıyorsunuz bunların altından? İşte tam olarak şöyle bir durum var, yapmasak ne yapacağız? Amacımız bu çünkü, sadece burayla sınırlı kalmak istemiyoruz. Sanatçılar da istemiyor. Burada euro ile satış yapmamızı istemeyen koleksiyonerlere sesleniyorum sizin aracılığınızla! Lütfen bunu büyük harflerle yazın hatta sayfanın en üstüne yazın “koleksiyonerlere seslendi” diye (gülüyor). Hem eserini satın aldıkları sanatçının kariyerinde yükselmesini, yurtdışında eserlerinin gösterilmesini bekleyen koleksiyonerler, burada biz onlara TL üzerinden satış yaparsak, biz nasıl yurtdışında sergi açıp fuara katılacağız? Eskiden öyle yapıyorduk. Burada TL kazanıp orada euro dolar harcıyorduk. Ama artık kur uçurumu o kadar büyük ki bunu yapmaya devam etmemiz olanaksız.


Bahar Kızgut: Başka bir işim yok. Ben kişisel hayatıma çok fazla para ayırmayıp, sahip olduğum her şeyi galeriye yatırıyorum. Tam olarak galeriyi yaşatan tek şey bu. Ben kendimden sürekli galeriye ekleyerek galeri yürüyor. Yapacak bir şey yok.


Zaten tüm tarzınızla da klasik galerici ya da galeri çalışanı tipinin çok dışındasınız. Siz de burada çalışanlar da. Yani şöyle göstere göstere gezmiyoruz lüks çantamızla (gülüyor), gerçi bazen takıyorum öyle yalan olmasın. Çok özel durumlar olmadığı sürece genel olarak böyle yaşıyoruz, daha rahat, daha üretim alanında düşünen, daha bir şeyler yaratmaya çalışan bir yerde olmaya çalışıyoruz. Mesela sergilerin kurulum sürecine çok dahil oluruz Ezgi de ben de. Çok eser astığımız duvar boyadığımız oldu. Bunlar çok keyifli. Galerinin birinci senesinde biz Ezgi’yle çalışmaya başladık. Ezgi’nin bir sergi fikri oldu, benim de çok hoşuma gitti ama dedim ki bunu burada değil başka bir mekanda yapalım. Ezgi de çok fazla mekan biliyor İstanbul’da, neresi boştur, neresi sergi yapmaya uygundur, kiminle nasıl işbirliği yapabiliriz gibi, sonra biz galerinin ilk dış mekan sergisini yaptık Balat’ta eski bir Rum okulunda Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’nde. 50 sene- dir kullanılmayan bir okul. Sonra o dönem tabii ki galerinin ilk zamanları. Çok büyük paralar kazanamıyorsunuz, bir destek yok, o sergiyi biz Ezgi’yle beraber kurduk resmen. Her şeyiyle biz yaptık. O serginin açılışındaki mutluluğumuzu ve heyecanımızı asla unutamam. Çok güzeldi. Çok güzel bir başlangıç oldu bizim için ve sonra Ezgi’yle çalışmaya devam ettik. Bu sergi sayesinde her sene galeri dışında da bir sergi yapmaya karar verdik. Tabii ki şu an pandemiden dolayı yapamıyoruz. Bir an önce umarım tekrar böyle bir şey yapabiliriz. Daha sonra Can Akgümüş ve Ezgi’nin birlikte bir projesi vardı. Bebek’te bir evde, ne üzerine diyebiliriz Ezgi’ciğim o sergi için?


Ezgi Yıldız: Çıkış noktası sansür ve otosansürdü olan tek gecelik bir sergi kurguladık, mekanı bu sefer Bahar buldu. Sergi, adını Masoch’un “Kürklü Venüs” kitabından alıyordu.


Bahar Kızgut: Boş bir apartman dairesinde ve yılın en uzun gecesinde yaptık, 21 Aralık’ta ve sergi gece açıldı yani. Tabii ki o kadar çok insan bize tepki gösterdi ki, “bir gecelik sergi mi olur? Biz de gelmek istiyoruz, nasıl yapacağız?” vesaire diye, biz sonra onu üç dört gün daha uzatmak zorunda kal- dık. Sergide 25 sanatçı vardı ve Türkiye’de sansürlenmiş başka bir müze ya da galeride gösterilemeyecek, ya çok aşırı şiddet içeren ya da çok aşırı erotik eserlerin olduğu bir sergiydi.


Ezgi Yıldız: Çok sert işler vardı. Yani insanların keyif verici pornografik bir şey görme beklentisinin önüne geçen rahatsız edici işler vardı.


Bahar Kızgut: Böyle şeyler yapabilmek istiyoruz daha fazla. Daha klişenin ve alışılmışın dışında şeyler yapabilmek istiyoruz. Gelecek dönemi de buna yönelik planlıyoruz.

Son sorumu soracağım. Türkiye’de galeri piyasasında kadın olmak çok büyük bir dezavantaj değil tabii ki ama... Öyle mi?

Değil mi? Kesinlikle dezavantaj.

Ama genç olmak sanırım daha büyük dezavantaj. Genç ve kadın olmak...

Çünkü “agist” [yaşa dayalı ayrımcı] bir sektör bu benim gözlemlerime göre. Agist, seksist, “racist” [ırkçı]... O bir beşli var ya onların hepsi net var. Hem genç, hem kadın olmak çok zor. Çünkü şimdi biz bir şey yapıyoruz, bir şeyler yaratıyoruz birileri geliyor kar- şımıza, “bak Bahar’cığım, Ezgi’ciğim, bu iş şöyle şöyle yapılır.” Erkek tabii ki bunu yapanlar. Yani çevremiz her şeyi bizden daha iyi bilen erkeklerle dolu. İçlerinde sanat profesyonelleri de var ama mesela, nasıl söylesem, şahsi iş hayatında böyle çok da başarılı olamamış kimseler de bize “bu iş böyle yapılır” diye akıl veriyor. Gerçekten çok biliyor çevremizdeki erkekler ve iyi ki varlar! Onlar olmasa bugünlere kadar asla gelemezdik, evet!


Ezgi Yıldız: Diğer yandan da bir gerçek var ki, sanat sektöründe kadınlar daha aktifler.

Bahar Kızgut: Tabii, galericilerin çoğu mesela kadın Türkiye’de. Hem de yüksek bir oranda.


Biliyorum, ben de buna istinaden kadın olmak dezavantaj değildir diyerek giriş yaptım. En azından alışkanlık oluşmuştur artık ama yaş unsuru sorun. Bu mesela küratörü de yaftalayan bir şey. 25 yaşında biri küratörlük yaptığında hafife alına- biliyor. Hiçbir şey denmese, “kimin kızıymış” deniyor. Bazen oyle de oluyor tabii ama bazen de olmuyor. Ezgi Yıldız: Bunları söyleyen insanlar da hep perdenin arkasını merak eden insanlar oluyor. Ortaya konulan işler konuşulmuyor, Takdir ve tebrik yerine magazinci merakı oluyor.

Bahar Kızgut: Tebrik filan hiç yok öyle şeyler. Birinin eşi misin, birinin kızı mısın? Sen kimsin ya? (gülüyor) Tek başına bir kadın nasıl yaptın bunu? İnsanların hakkımda ilk merak ettiği şey özel hayatım, en çok konuşulan şey, nereye gitsem, özel hayatım. Çünkü demin onu saymadık ama genç, kadın ve bekarım. Yani kocaman bir soru işareti akıllarda! Nereden geliyor bu kızın parası? Ama onu söylemeyeceğim (gülüyor).


Çok zorlayıcı bir şey değil mi bu? Motivasyon kırıcı? Evet, maalesef bu çok zorlayıcı bir şey. Ama birilerinin kızı olmayan 24-25 yaşında birileri de çıkacak ve kimse de “nereden çıktı şimdi bu” demeyecek ki onlar da 50 yaşına gelip bu işi hâlâ yapabilsinler. Diğerleri topraktan bitmedi ya! Bir şeyler belki birazcık birilerinin tekelinden çıkmaya başlayınca Türkiye’de daha güzel şeyler olacak. Biraz daha o kişiler yaşlanacak, daha bizim yaşımızdaki insanların bir şeyler yapmasına izin verilecek, onların fikirlerine güvenilecek. O “bizim zamanımızda böyle değildi” muhabbeti bitecek. Çünkü artık sizin zamanınız değil, kusura bakmayın, artık başka bir zaman. Bir de son bir şey ekleyeceğim, benim ailemde işte küratör, sanatçı bilmem ne kimse de yok, ben İstanbul’da da büyümedim, Antakya’da büyüdüm.


Hem genç, hem kadın, hem bekar, hem İstanbullu değil... Evet, Arap’ım bir de. Bunu da yazmanızı çok rica ediyorum. Ailem Lübnan’dan Suriye’ye, oradan da Antakya’ya göçmüş. 250 sene önce tabii. Hâlâ herkes Arapça konuşur bizde. Ben de iyi bilirim Arapça. Bunlar da insanlara ilginç geliyor tabii. Ülkenin üçüncü sınıf vatandaşı olarak.

Yalnız yaptığınız listeye bakarsak şu an üç değil beşe düştünüz. Genç, kadın, bekar, Arap, göçmen... Aleviyim üstüne üstlük onu söylemedim.


Ooo, o zaman iki sıra birden düşüp yedinci sıraya kadar geriliyorsunuz an itibariyle. Aynen öyle (gülüyor). Şaka bir yana bu özellikler benim ilk bu işe başladığımda herkese eşit mesafede bakabilmemde bana çok yardımcı oldu. Herkesi olduğu gibi görebildim, başkalarının algılarıyla yaklaşmadım sanatçılara veya koleksiyonelere, o algıların nasıl algılar olduğunu biliyorum çünkü.


Bahar Kızgut’un, eserlerini sosyal medyada görüp kendisiyle anlaşmak için ilk uçakla Portekiz’e uçtuğu Bence Magyarlaki’nin galeride Ocak ayında gerçekleşen sergisinden görünüm.


IstanbulArtNews | Şubat 2022

619 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör