• Ali Demirtaş

Yöresel dokumalar Tophane-i Amire’de

Tophane-i Amire, 19 Nisan-30 Haziran tarihleri arasında, Anadolu’nun geçmişi asırları aşan yöresel dokumalarını bir araya getiren Türkiye Dokuma Atlası sergisini izleyiciyle buluşturuyor. 140’ı aşkın dokuma türü ve Yusuf Iyilik’in koleksiyonundaki Osmanlı kumaşlarından parçaların da yer aldığı sergiyi, proje koordinatörü Ayşe Dizman ile konuştuk.



Türkiye Dokuma Atlası’nın temelleri ‘geleneksel dokumalarımızın yaşatılması için ne yapabiliriz?’ sorusundan yola çıkarak 2018 yılında atılıyor

Olgunlaşma Enstitülerinin yenilenme çalışmaları kapsamında hayata geçirilen, Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’ne bağlı İstanbul Sabancı Beylerbeyi Olgunlaşma Enstitüsü tarafından İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği’nin destekleri ve Marmara Üniversitesi’nin katkılarıyla yürütülen Türkiye Dokuma Atlası Projesi bir sergi olarak Ankara’nın ardından İstanbul’da Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde açıldı. Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ticaret Bakanlığı’nın da destek verdiği projenin koordinatörlüğünü Ayşe Dizman, sergi küratörlüğünüyse Güneş Güner üstleniyor. 30 Haziran’a kadar devam edecek sergide bölgesel rotalar izlenerek, Türkiye’nin çeşitli noktalarından bir araya getirilen 140’ı aşkın dokuma eser yer alırken aynı zamanda Yusuf İyilik’in koleksiyonundaki Osmanlı kumaşlarından parçalar da bulunuyor. Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde yürütülen Türkiye Dokuma Atlası Projesi ve sergisi kapsamında bir araya getirilen yöresel dokumalarla, geleneksel dokumalara yeniden hayat verme ve bu dokumaların uluslararası alanda tanıtılması amaçlanıyor. IAN için sorularımızı yanıtlayan proje koordinatörü Ayşe Dizman, “Proje ile kısa vadede amacımız, dokuma kültürü- müzün araştırılarak tek bir kaynakta toplanması, kaybolmaya yüz tutmuşdokumaların kimliklendirilmesi ve mevcut dokumaların korunarak aslına uygun üretilmesi. Uzun vadede ise bu dokumaların ulaşılabilirliğinin ve temin edilebilirliğinin sağlanması, tekstil ve moda sektöründe kendine yer bularak bir marka haline gelmesi.” diyor.


Türkiye Dokuma Atlası projesi nasıl doğdu ve çıkış noktası neydi? Projenin çıkış noktası, İstanbul Beylerbeyi Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü Projesi olan Osmanlı Saray Kumaşları Projesi’nin araştırma sürecinde yakından tanınan geleneksel dokuma mirasımızın, özellikle sanayileşme sonrası günden güne zayıflayarak üretiminin durması ve kaybolmaya yüz tutmuş olduğunun fark edilmesi oldu. “Geleneksel dokumalarımızın yaşatılması için ne yapabiliriz?” sorusundan yola çıkarak 2018 yılında Türkiye Dokuma Atlası’nın temelleri atıldı. Projenin akademik altyapısı oluşturulurken dokumacılıkla ilgili 2500’e yakın kapsamlı literatür taraması yapıldı ve taranan kaynaklar bölgelere göre tasnif edildi. Projenin araştırma tekniği ve teması coğrafi bölgelere göre oluşturuldu ve proje Dokuma Atlası adını da buradan almış oldu.


Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki dokuma ürünlere nasıl ulaşıldı? Proje kapsamında, MEB bağlantılarıyla Türkiye genelinde Olgunlaşma Enstitüleri ve Halk Eğitim Merkezleri’nde yürütülen dokumacılık faaliyetleri araştırılarak raporlandı. Öncelikli olarak Türkiye’nin yedi bölgesi ve 81 ilinde hangi geleneksel dokumaların aktif olarak dokunduğu saptandı. Raporlama sonrası kurumlarla, kurumların yönlendirdiği dokuma ustalarıyla, dernek ve Kooperatiflerle iletişime geçildi. Dokumaların bir kısmı, alan araştırmasıy- la yerinde incelenirken bir kısmı da kurumumuza ulaştırılıp kurul tarafından incelendi. Değerlendirmeler sonucu bu dokumaların sergilenmek üzere temini sağlandı. Aktif dokunan geleneksel Anadolu dokumalarının yanında sergilenen saray dokumaları ve tarihi değeri yüksek Anadolu dokumaları ise Enderun Sanat’ın sahibi Yusuf İyilik’in koleksiyonundan pro- jeye dâhil edildi.


Dokumaların biçimsel formlarından ve türlerinden bahsedebilir misiniz? Proje kapsamını ve sergiyi mekikli dokuma dediğimiz el dokuma kumaşlar oluşturuyor. Dokumaların ebatları dokunan tezgahın formuna göre değişiyor. Elyaflarınıysa bitkisel ve hayvansal olarak gruplandırabiliriz. Bitki elyafları keten, kenevir ve pamuk hayvansal elyaflar da yün ve tiftiktir. Bölgenin coğrafi özelliklerine, tarım ve hayvancılık faaliyetlerine göre dokuma türleri şekillenmiş. Teknik olarak da çoğunlukla bezayağı, dimi dokuma tekniklerinde üretilmiş.


Bu proje sergi olarak İstanbul’dan sonra nereye taşınacak, hangi şehir- ler veya hangi ülkeler Türkiye’nin dokuma atlasıyla tanışacak?

Türkiye Dokuma Atlası sergisi bildiğiniz üzere Ankara’dan sonra ara vermeden Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde ziyarete açıldı. Sergi 30 Haziran’a kadar ziyaret edilebilecek. İstanbul’dan sonra Gaziantep’te sergilemek üzere çalışmalara başladık. Buradan sonra bir yurt dışı rotamız olacak. Bu anlamda hedefimiz Türkiye Dokuma Atlası’nı uluslararası kitlelere ulaştırmak ve tanıtmak olacak.


Türkiye Dokuma Atlası Projesi ile uzun ve kısa vadede ne amaçlanıyor? Proje ile kısa vadede amacımız, dokuma kültürümüzün araştırılarak tek bir kaynakta toplanması, kay- bolmaya yüz tutmuş dokumaların kimliklendirilmesi ve mevcut dokumaların korunarak aslına uygun üretiminin sağlanması. Uzun vadede ise bu dokumaların ulaşılabilirliğinin ve temin edilebilirliğinin sağlanması, tekstil ve moda sektöründe kendine yer bularak bir marka haline getirilmesi. Projenin hedeflerinden biri de geleneksel dokumaların üretim ve temin edilme sıkıntılarının çözülerek uluslararası tekstil, ev tekstili ve moda sektörüne hem kumaş hem de modern tasarım olarak tanıtımının ve ihracatının sağlanması. Bu anlamda Türk kumaşları, bir marka haline gelerek ülkemiz için ekonomik katma değere dönüşecek ve geçmişle gelecek arasında kökleri sağlam bir köprü kuracak.



Bu proje olgunlaşma enstitülerinin yenilenme çalışmaları kapsamında yapıldı. Enstitülerin genel olarak amacı bu sergiyle paralel mi? Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan olgunlaşma enstitüleri; kültürel değerlerimizi araştıran, arşivleyen, aslına uygun olarak üreten ve pazarlayan, geleneksel sanat ve zanaatlarımızın yenilikçi tasarımlarla ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtılmasını sağlayan kurumlarımızdır. Bulundukları bölgelerin geleneksel sanat ve zanaatlarını tasarıma ve esere dönüştürerek ülkemizin estetik hafızasını yeniden yorumlayan bu güzide kurumlarımız, unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizi gün yüzüne çıkararak geçmiş ve gelecek arasında köprü vazifesi görmekte.


‘Sergiyi rotaları izleyen bir yolculuk olarak tasarladım’ Serginin kürasyonuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Güneş Güner bu süreci, “Anadolu’nun binlerce yıllık dokuma kültürünü belirli bir alan ve zaman çerçevesinde tanıtmak ve ha- tırlatmak için eskiden yeniye doğru, zamansal ve bölgesel rotaları izleyen farklı bir yolculuk deneyimi olarak tasarladım. Bu yolculuğa ham elyaflar, ilkel dokuma aletleriyle dokumanın ilk ve ilkel halleriyle başlayarak dokuma zamanına işaret etmeye gayret ettim. Türk el dokumasının yedi bölge ve 81 ildeki farklı kabiliyetlerini, yarattıkları değerleri ve hikayelerini sergilemeye özen gösterdim.” sözleriyle özetliyor. Dokumaların Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde dört farklı odakta sergilendiğini söyleyen küratör, Beş Kubbeli Salon’da Türk dokumalarıyla enstalasyonların olduğunu belirtiyor. Serginin giriş kısmında, coğrafyamızda binlerce yıldır var olan elyaf, yün, keten, pamuk, kenevir, tiftik ve ipeğin en ham hallerinin ilk dokuma aletlerinin resmedildiği el yapımı minyatürlerle sergilendiğini ifade eden Güner, serginin kalbi olarak tasarladığı ilk enstalasyonda bir dokuma tezgahıyla dokuma ustalarının videolarının gösterildiği bir merkez alan olduğuna dikkat çekiyor. Bu alanın aynı zamanda sergi girişinde duymaya başladığımız seslerin ve ritmin devamı niteliğinde olduğunu belirten Güner, dokuma tezgahının sergilendiği alana doğru güçlenen sesle sergi boyunca izleyiciye, dokuma tezgahının ritimsel sesinin eşlik ettiğini söylüyor. “Geçmişe yapılan bu dokuma yolculuğunun çıkış noktasınaysa geleceği yerleştirmek istedik. Tek kubbeli salonda geleneksel kumaşlardan alınan ilhamı, günümüz ve gelecek için yepyeni tasarımlara dönüştürebilmek amacıyla gerçekleştirilmiş bir zaman tüneli deneyimi planladık. Bu alanda genç tasarımcıların fütürist bakış açılarıyla geçmiş dokumaları 2022 ve sonrası için modern, aktif, işlevsel tasarımlara dönüştürmelerini sergiledik.” diyen Güner, bu mekanın cam zemininden de izlenebilen alt salonda Türk dokuma sanatçılarının eserlerine yer verdiğini ifade ediyor. Küratör, sarnıç odalarında ise kültürel bilinç ve farkındalık yaratan Türk tasarımcılarının, Türkiye’nin farklı bölgelerinden seçtikleri yöresel dokumalarla tasarladıkları parçaları sergilediklerinin de altını çiziyor.


IstanbulArtNews | Haziran 2022

94 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör